Category Archives: B. Ali KAVALCI

TARİHTE NİĞBOLU ZAFERİ

Os­man­lı­la­rın Av­ru­pa’da iler­le­me­le­rin­den sonra, sı­ra­nın ken­di­le­ri­ne gel­di­ği­ni an­la­yan Macar Kralı, öteki Av­ru­pa dev­let­le­rin­den yar­dım is­te­di. Bunun üze­ri­ne Fran­sa, İngil­te­re, Al­man­ya ve diğer ül­ke­le­rin as­ker­le­ri Ma­ca­ris­tan’da top­lan­dı­lar. Bu ordu, Türk­le­ri Av­ru­pa’dan çı­kar­mak için ha­re­ke­te geçti. Geç­tik­le­ri yer­ler­de­ki halka zul­me­de­rek iler­le­yen Haç­lı­lar, Niğ­bo­lu Ka­le­si’ni ku­şat­tı­lar.
Yıl­dı­rım Ba­ye­zid Hân, bunu du­yun­ca or­du­su­nun ba­şın­da hemen ha­re­ke­te geçti. Ka­le­de­ki Türk as­ker­le­ri çok azdı. Ancak kale ko­mu­ta­nı Doğan Bey, çok de­ğer­li bir ko­mu­tan­dı. Ka­le­yi tes­lim et­me­ye­rek Yıl­dı­rım Ba­ye­zid’e zaman ka­zan­dır­dı. Os­man­lı Or­du­su kısa za­man­da Niğ­bo­lu ön­le­ri­ne geldi. Bu­ra­da 25 Eylül 1396 günü ta­ri­hin en büyük mey­dan sa­vaş­la­rın­dan biri ya­pıl­dı. Haçlı or­du­su ye­nil­di. Bu sa­vaş­ta Haç­lı­lar 100-120 bin, Os­man­lı­lar ise, 60-70 bin kişi idi­ler.

TÜRK MİLLETİNİN EN ÇOK ÜZÜLDÜĞÜ AY EYLÜL AYIDIR

Türk ta­ri­hin­de Eylül ayı, İdam­la­rın ve Dar­be­le­rin ya­şan­dı­ğı, ada­let­ten, ka­nun­dan, hak­tan, hu­kuk­tan uzak ka­rar­la­rın alın­dı­ğı ve so­nu­cun­da mil­let­çe büyük açı­la­rın ya­şan­dı­ğın ül­ke­mi­zin en hü­zün­lü, en acı­ma­sız ayı ola­rak ta­ri­hin yap­rak­la­rın­da ye­ri­ni al­mış­tır. Eylül ayı­nın bir ka­ba­ha­ti yok­tur. Sa­de­ce tak­vim ola­rak bu ayda bu ada­let­ten ve vic­dan­dan uzak si­ya­sı ik­bal­le­ri için bu azizi mil­le­te bu acı­la­rı ya­şa­tan ve reva gö­ren­ler ka­ba­hat­li­dir.
Ta­rih­ler 12 Eylül 1980’i gös­te­rir­ken, de­mok­ra­si­mi­ze hiç­bir zaman unut­ma­ya­ca­ğı­mız bir dar­be­nin ta­ri­hiy­di. Ve yine geç­mi­şin en acı­ma­sız Eylül ayın­da, Türk ta­ri­hi­nin hiç hak et­me­di­ği, en ka­ran­lık, en acı­ma­sız, en le­ke­li gün­le­rin­den bi­ri­si; 17 Eylül 1961’de De­mok­rat Parti devri Baş­ba­ka­nı mer­hum Adnan Men­de­res idam edil­di­ği ta­rih­tir. Şehit Baş­ba­kan rah­met­li Adnan Men­de­res’in ida­mı­na karar ve­ren­ler belki ge­çi­ci olan ve bir­ço­ğu­nun da kabir ha­ya­tı baş­la­mış olan bu vic­dan ve ada­let­ten yok­sun zevat bu dün­ya­da he­sap­la­rı­nı ver­me­den öl­dü­ler. Onlar bu ta­raf­lı ve ada­let­ten çok uzak, si­ya­si sa­yık­la almış ol­duk­la­rı bu ka­ra­rın he­sa­bı­nı mah­şer­de nasıl ve­re­cek­ler. ?
De­mok­rat Parti dö­ne­mi­ne adını veren ki­şi­le­rin ba­şın­da olan Adnan Men­de­res, bu par­ti­nin de ku­ru­cu­la­rın­dan­dı. 14 Mayıs 1950 ta­ri­hin­de DP’nin ik­ti­da­ra gel­me­siy­le Baş­ba­kan olmuş, 27 Mayıs 1960 ih­ti­lâ­li­ne kadar da bu gö­rev­de kal­mış­tı. Yas­sı­ada Mah­ke­me­le­ri’nde yar­gı­la­nan Adnan Men­de­res, hak­kın­da ve­ri­len ce­za­nın Millî Bir­lik Ko­mi­te­si’nin tas­di­kiy­le İmralı Adası’nda asıl­mak su­re­tiy­le şehit edil­miş­tir. İmralı Adası’nda bu­lu­nan naaşı, 17 Eylül 1990’da, İstan­bul Top­ka­pı’da yap­tı­rı­lan Anıt Me­za­ra, dev­let tö­re­ni ile nak­le­dil­di ve iti­ba­rı dev­let­çe iade edil­di.
Mer­hum Aydın Men­de­res, ba­ba­sı şehri Baş­ba­kan Adnan Men­de­res ile il­gi­li bir ha­tı­ra­sı­nı siz de­ğer­li oku­yu­cu­la­rı­mın bil­gi­si­ne ak­ta­rı­yo­rum.
Rah­met­li babam Allah kor­ku­su ve mil­let sev­gi­siy­le ya­şar­dı. Adnan Men­de­res mil­le­tiy­le bü­tün­leş­miş bir li­der­di. Ka­fa­sı­nın için­de ka­bı­na sığ­ma­yan bir Tür­ki­ye vardı.
Hak­sız­lık­la­rı sev­mez, adam ka­yır­ma veya fark­lı mu­ame­le­ye çok kı­zar­dı. Büyük ide­al­le­rin ve he­def­le­rin in­sa­nıy­dı. Ufku çok ge­niş­ti. Mil­le­tin­de fâni ol­muş­tu. Çok inanç­lıy­dı. Her sabah evden oku­ya­rak, duâ ede­rek ay­rı­lır­dı. İnşal­lah sözü ol­ma­dan ko­nuş­maz­dı.
Son de­re­ce güçlü ve ener­jik bir in­san­dı. Baş­ka­sı­nın derdi yü­zü­ne aynen ak­se­der­di. 1957’de An­ka­ra’yı sel bas­tı­ğın­da, fe­lâ­ket­ze­de­le­re biz­zat yar­dım eder­ken, ken­di­si sel su­la­rı­na ka­pıl­mak­tan son anda kur­ta­rıl­mış­tı. İnsan­la­rın sı­kın­tı ve üzün­tü çek­me­si­ni ka­ti­yen is­te­me­yen bir ruh hâ­le­ti­ne sâ­hip­ti.
Öf­ke­si aynen “mart karı” gi­biy­di. Ka­ti­yen kin tut­ma­yan, kızsa bile bir iki da­ki­ka sonra her şeyi unu­tan, onu te­lâ­fi etmek için özür­ler di­le­yen, yol­lar ara­yan bir in­san­dı. Öf­ke­li hâ­lin­de bile ağ­zın­dan in­ci­ti­ci, kı­rı­cı bir söz çık­tı­ğı gö­rül­me­miş­tir. Küfür, kötü söz söy­le­di­ği, kendi em­sa­li­nin al­tın­da­ki­le­re kız­dı­ğı, ya­nın­da ça­lı­şan­la­rı kır­dı­ğı hiç vaki ol­ma­mış­tır. Mü­te­va­zi idi ve son de­re­ce duy­gu­sal­dı. Man­tık­sız, mu­ha­ke­me­siz iş yap­maz, hak­sız­lık­la­rı sev­mez­di. İman, inanç, Allah kor­ku­su, edep, mil­le­ti sev­mek ve onu büyük bil­mek, in­san­la­ra hiz­met en bariz va­sıf­la­rıy­dı.” Diye açık­la­mış­tı. İki­si­nin de ruh­la­rı şad ve me­kan­la­rı cen­net olsun.

FUTBOLUN GELİŞİM KRONOLOJİSİ

1800-Fut­bol, ma­hal­le ta­kım­la­rı ile İngil­te­re’de baş­la­dı.
1805-Da­ha önce, topa tekme atı­lır­dı, sür­me­ye baş­lı­yor.
1819-Ha­kem­lik saha dı­şın­da ve ma­sa­da baş­la­dı.
1830-Ha­kem­ler saha içine alı­nı­yor. Yan ha­kem­ler yok.
1841-Oval top, yu­var­lak oldu.
1848-Camb­rid­ge Üni­ver­si­te­si’nde, fa­kül­te maç­la­rı.
1855-İngi­liz ta­kı­mı ilk defa Al­man­ya’da fut­bol oy­na­dı.
1857-İngil­te­re’de Shef­fi­eld ku­lü­bü ku­rul­du.
1863-İngil­te­re Fut­bol Fe­de­ras­yo­nu ku­rul­du.
1866-Of­sayt ku­ra­lı baş­la­dı.
1866-Ka­le yük­sek­li­ği 5 m’den 1.80 m’ye in­di­ril­di. (Şimdi, eni 732, yük­sek­li­ği 244 cm’dir)
1869-El­le oy­na­ma yasak edil­di.
1870-Por­te­kiz’deki İngi­liz­ler fut­bo­lu yay­ma­ya baş­la­dı.
1870-11 ki­şi­lik ta­kım­la oy­nan­ma­sı ka­rar­laş­tı­rıl­dı.
1871-Ka­le­ci­le­re elle mü­da­ha­le ve tutma izni ve­ril­di.
1871-Kral Ku­pa­sı, (İngil­te­re Fe­de­ras­yon Ku­pa­sı) baş­la­dı.
1872-Sa­ha­lar öl­çü­lü oldu.
1872-To­pun öl­çü­le­ri be­lir­len­di.
1872–İlk millî maç İngil­te­re – İskoç­ya ara­sın­da oy­nan­dı.
1873-Kor­ner atış­la­rı­na baş­lan­dı.
1874-Ka­le­ye üst direk kondu.
1875-Ka­fa vurma ser­best oldu.
1878-Ha­ke­min oyun­da düdük çal­ma­sı kabul edil­di.
1882-Fut­bol ku­ral­la­rı­nı be­lir­le­yen İnter­na­ti­onal Board ku­rul­du.
1883-Taç atış­la­rı el ile ya­pıl­ma­ya baş­lan­dı.
1884-Ha­ke­min sa­ha­nın tek hâ­ki­mi ol­du­ğu kabul edil­di.
1885-Pro­fes­yo­nel­lik, ilk defa İngil­te­re’de baş­la­dı.
1888-İngil­te­re’de lig baş­la­dı.
1889-Da­ni­mar­ka ve Hol­lan­da’da fut­bol fe­de­ras­yon­la­rı ku­rul­du.
1890-2 yan hakem sis­te­mi oldu.
1891-Pe­nal­tı ce­za­sı baş­la­dı.
1892-Ka­le­le­re ağ ge­ril­di.
1893-ABD’de ve Ar­jan­tin’de fut­bol fe­de­ras­yon­la­rı ku­rul­du.
1874-Her atı­lan gol­den sonra de­ği­şen ka­le­ler, devre ara­sın­da de­ğiş­ti­ril­me­ye baş­lan­dı.
1896-Fut­bol ku­ral­la­rı ya­zı­lı metin hâ­li­ne geldi.
1899-Maç­lar 90 da­ki­ka oldu.
1899-Sa­ha öl­çü­le­ri 118.4 x 91.4 yarda ola­rak be­lir­len­di.
1901- Tot­ten­ham-Shef­fi­eld ma­çın­da se­yir­ci re­ko­ru kı­rı­la­rak 100 bini geçti.
1903-Pu­an­la­ma­da ave­raj sis­te­mi yü­rür­lü­ğe girdi.
1903-Tür­ki­ye’de Be­şik­taş Fut­bol Ku­lü­bü ku­rul­du. 1904-Bel­çi­ka, Fran­sa, Da­ni­mar­ka, Hol­lan­da, İspan­ya, İsveç, İsviç­re’nin FIFA’yı kur­ma­sı.
1905-Tür­ki­ye’de Ga­la­ta­sa­ray Fut­bol Ku­lü­bü ku­rul­du.
1906-Kı­ta­lar arası ilk millî maçta G. Af­ri­ka, Bre­zil­ya’yı 5-0 yendi.
1907-Tür­ki­ye’de Fe­ner­bah­çe Fut­bol Ku­lü­bü ku­rul­du.
1908-Fut­bol maç­la­rı olim­pi­yat­la­ra alın­dı.
1913-Ka­le­ci­le­rin, topu yal­nız 18 için­de elle tutma ku­ra­lı kondu.
1923-Tür­ki­ye Fut­bol Fe­de­ras­yo­nu ku­rul­du.
1923-Of­sayt ku­ra­lı için, 3 rakip oyun­cu şartı 2’ye indi.
1927-Kor­ner­den doğ­ru­dan gol ol­ma­sı kabul edil­di.
1940-Tür­ki­ye’de ha­kem­le­re li­sans çı­ka­rıl­ma­ya baş­lan­dı.
1950-Bir maçta 200 bin se­yir­ci aşıl­dı. (Uru­gu­ay-Bre­zil­ya: 2-1)
1958-2 oyun­cu de­ği­şik­li­ği geldi.
1967-Göz­lem­ci uy­gu­la­ma­sı.
1986-Sa­rı ve kır­mı­zı kart ce­za­sı baş­la­dı.
1990-Go­le giden fut­bol­cu dü­şü­rü­lün­ce kır­mı­zı kart ce­za­sı geldi.
1991-Ha­kem­le­rin kı­ya­fe­ti si­yah­tan renk­li­ye döndü.
1993-Yal­nız ka­le­ci­le­rin 3. oyun­cu de­ğiş­ti­ril­me­si­ne izin ve­ril­di.
1994-Su­ni çimde de oy­na­ma­ya izin ve­ril­di.
1995-Nor­mal 3 oyun­cu de­ğiş­tir­me ku­ra­lı geldi.

BATILILAR VE İSLAM DİNİMİZ

Gay­ri­müs­lim ol­duk­la­rı halde, Müs­lü­man­lı­ğa fa­na­tik olan bazı meş­hur kim­se­le­rin İsla­mi­yet ile ala­ka­lı dü­şün­ce­le­ri­ni özet­le­mek ge­re­kir­se nak­le­di­yo­ruz.
Müs­lü­man ol­ma­dık­la­rı halde, ha­ki­ki Müs­lü­man­la­rı görüp, İsla­mi­yet’i araş­tı­ran­lar ara­sın­da, İslâ­mi­yet ve Müs­lü­man­lar hak­kın­da olum­lu şey­ler söy­le­yen veya ya­zan­lar var­dır.
Bun­lar­dan; İtal­yan asıl­lı Fran­sız dev­let adamı Henri A. Ubi­ci­ni, se­ne­ler­ce Tür­ki­ye’de kal­mış olup, 1851’de Paris’te ya­yın­la­nan La Tu­r­qu­ie Ac­tu­el­le, (Bu­gün­kü Tür­ki­ye) ese­rin­de, İslâm dini hak­kın­da şöyle de­mek­te­dir:
“İslâm dini, in­san­la­ra şef­kat ve idrak em­re­der. Av­ru­pa’nın din­siz diye si­ne­sin­den at­tı­ğı baht­sız in­san­lar, pa­di­şa­hın mi­sa­fi­ri ol­du­lar ve Müs­lü­man Türk dün­ya­sın­da, va­tan­la­rın­da mah­rum ol­duk­la­rı hür­ri­yet ve em­ni­yet için­de ya­şa­dı­lar. Bütün din men­sup­la­rı, bu­ra­da aynı ada­le­ti ve şef­ka­ti gör­dü­ler. Türk­le­re ve Müs­lü­man­la­ra bar­bar diyen Av­ru­pa­lı, on­lar­dan mi­sa­fir­per­ver­lik ve in­san­lık dersi aldı…
On al­tın­cı asır­da ya­şa­mış olan bir yazar; “Ne ga­rip­tir, ben İslâm mem­le­ket­le­ri­ni gez­dim. Bar­bar de­di­ği­miz Müs­lü­man­la­rın şe­hir­le­rin­de ne kaba kuv­vet, ne de ci­na­yet gör­düm. Her­ke­sin hak­kı­na saygı gös­te­ri­yor­lar. Ga­rip­le­re yar­dım­cı olu­yor­lar. Büyük küçük, Hı­ris­ti­yan, Ya­hu­di veya Müs­lü­man, hatta iman­sız, müş­rik olsun, aynı ada­le­ti ve mer­ha­me­ti bu­lu­yor…” de­mek­te­dir.
Ubi­ci­ni ki­ta­bı­nın başka bir ye­rin­de şun­la­rı yaz­mak­ta­dır:
“İstan­bul’da, Müs­lü­man­la­rın otur­du­ğu İstan­bul kıs­mın­da se­ne­de ancak bir, iki polis va­ka­sı mey­da­na gel­mek­te­dir.
Hâl­bu­ki Hı­ris­ti­yan­la­rın otur­du­ğu Pera, Be­yoğ­lu kıs­mın­da, her gün yüz­ler­ce hır­sız­lık, do­lan­dı­rı­cı­lık ve ci­na­yet va­ka­la­rı zuhur et­mek­te, in­san­lar bir­bi­ri­ni do­lan­dır­mak­ta, bir­bi­ri­ni öl­dür­mek­te ve bu­ra­sı Av­ru­pa’nın büyük şe­hir­le­ri gibi, bir ba­tak­ha­ne şek­li­ne gir­mek­te­dir.
İstan­bul kıs­mın­da yüz bin­ler­ce Müs­lü­man sulh ve sü­kû­net için­de na­mu­su ile ya­şar­ken, Pera’da bu­lu­nan tah­mi­nen 30.000 Hı­ris­ti­yan, bütün dün­ya­ya bir na­mus­suz­luk, if­fet­siz­lik ve ser­se­ri­lik nu­mu­ne­si ol­mak­ta­dır.
Pera için İtal­yan­lar; ‘Pera, dei su­li­ra­ti il nido=Pera, ser­se­ri­ler ya­ta­ğı’ adlı bir şarkı yap­mış­lar ve bu şarkı ora­da­ki­le­rin ağ­zın­dan düş­mez ol­muş­tur.” Kay­nak: İla­hi­yat­çı yazar Osman Ünlü

HİCAZ DEMİRYOLU NEDİR?

Hicaz Demir Yolu Hattı, Sul­tan 2. Ab­dül­ha­mid Hân za­ma­nın­da inşa edil­di.
Sul­tan 2. Ab­dül­ha­mid ta­ra­fın­dan Şam ile Me­di­ne ara­sı­na inşa et­ti­ri­len Hicaz De­mir­yo­lu 112 yıl önce bugün hiz­me­te açıl­dı.
Demir yolu hattı, Şam ve Ürdün’den ge­çe­rek, İslam’ın en önem­li kut­sal me­kân­la­rı­nı ba­rın­dı­ran Hicaz böl­ge­sin­de­ki Me­di­ne’ye ula­şı­yor­du.
1900 yı­lın­da İstan­bul’u Mekke, Me­di­ne ve Yemen’e bağ­la­yan hat­tın ça­lış­ma­la­rı­na Şam’dan baş­lan­dı. Hicaz De­mir­yo­lu in­şa­atın­da 2666 kâgir köprü ve men­fez, 7 demir köprü, 9 tünel, 96 is­tas­yon, 7 gölet, 37 su de­po­su, 2 has­ta­ne ve 3 atöl­ye ya­pıl­mış­tır.
1908 yı­lın­da İstan­bul’dan Şam’a ora­dan Me­di­ne’ye ilk sefer ya­pıl­dı. (2 Eylül 1908) Baş­lan­gıç­ta uzun­lu­ğu 1464 km olan hat 1917 yı­lı­na ge­lin­di­ğin­de 1750 ki­lo­met­re­ye ulaş­tı.
Tah­mi­ni ma­li­ye­ti 4 mil-yon Os­man­lı li­ra­sı ola­rak he­sap­la­nan de­mir­yo­lu, Sul­tan 2. Ab­dül­ha­mid Hânın ön­cü­lük et­ti­ği bağış kam­pan­ya­la­rıy­la ya­pıl­dı. Fay­da­la­rı:
İnşa edi­len te­sis­ler ara­cı­lı­ğıy­la ti­ca­re­ti can­lan­dır­ma.
Hacca gidiş sü­re­si­ni ve mas­raf­la­rı­nı azalt­ma.
Müs­lü­man­la­ra gü­ven­li se­ya­hat im­kâ­nı sağ­la­ma ve uzun se­ya­hat­le­rin ge­tir­di­ği has­ta­lık­la­ra karşı ko­ru­ma.
Os­man­lı dev­le­ti vi­lâ­yet­le­ri­ni ve Müs­lü­ma­nın kut­sal me­kân­la­rı­nı hi­lâ­fe­tin baş­ken­ti İstan­bul ile bağ­la­ya­rak ko­ru­ma al­tı­na alma.
Hicaz de­mir­yo­lu­nun ta­mam­lan­ma­sı Os­man­lı Dev­le­ti’nin kalan kısa öm­rü­ne rağ­men, as­ke­ri, ik­ti­sa­dî, sos­yal ve si­ya­si bir­çok alan­da çe­şit­li fay­da­lar elde etme.
Hav­ran, Kerek ve Ce­be­li­dü­ruz olay­la­rı­nı bu yol sa­ye­sin­de kısa za­man­da bas­tır­ma.
Hicaz ve Yemen böl­ge­si­ne as­ke­ri sev­ki­ya­tı­nı bu yolla ta­şı­ma ve 1914’te 147.587 as­ke­rin sev­ki­ni bu yolla sağ­la­ma.
Yine I. Dünya Sa­va­şı sı­ra­sın­da da böl­ge­ye ula­şım ve böl­ge­de­ki kut­sal ema­net­le­rin İstan­bul’a ta­şın­ma­sı­nı bu yolla ger­çek­leş­tir­me.
De­mir­yo­lu ile yi­yecek, kömür, hay­van vb. ürün­le­rin ta­şın­ma­sın­da ko­lay­lık sağ­la­ma.
De­mir­yo­lu sa­ye­sin­de bölge ti­ca­re­ti­ni ha­re­ket­len­dir­me.

BATILILAR VE İSLAM DİNİMİZ

Gay­ri­müs­lim ol­duk­la­rı halde, Müs­lü­man­lı­ğa fa­na­tik olan bazı meş­hur kim­se­le­rin İsla­mi­yet ile ala­ka­lı dü­şün­ce­le­ri­ni özet­le­mek ge­re­kir­se nak­le­di­yo­ruz.
Müs­lü­man ol­ma­dık­la­rı halde, ha­ki­ki Müs­lü­man­la­rı görüp, İsla­mi­yet’i araş­tı­ran­lar ara­sın­da, İslâ­mi­yet ve Müs­lü­man­lar hak­kın­da olum­lu şey­ler söy­le­yen veya ya­zan­lar var­dır.
Bun­lar­dan; İtal­yan asıl­lı Fran­sız dev­let adamı Henri A. Ubi­ci­ni, se­ne­ler­ce Tür­ki­ye’de kal­mış olup, 1851’de Paris’te ya­yın­la­nan La Tu­r­qu­ie Ac­tu­el­le, (Bu­gün­kü Tür­ki­ye) ese­rin­de, İslâm dini hak­kın­da şöyle de­mek­te­dir:
“İslâm dini, in­san­la­ra şef­kat ve idrak em­re­der. Av­ru­pa’nın din­siz diye si­ne­sin­den at­tı­ğı baht­sız in­san­lar, pa­di­şa­hın mi­sa­fi­ri ol­du­lar ve Müs­lü­man Türk dün­ya­sın­da, va­tan­la­rın­da mah­rum ol­duk­la­rı hür­ri­yet ve em­ni­yet için­de ya­şa­dı­lar. Bütün din men­sup­la­rı, bu­ra­da aynı ada­le­ti ve şef­ka­ti gör­dü­ler. Türk­le­re ve Müs­lü­man­la­ra bar­bar diyen Av­ru­pa­lı, on­lar­dan mi­sa­fir­per­ver­lik ve in­san­lık dersi aldı…
On al­tın­cı asır­da ya­şa­mış olan bir yazar; “Ne ga­rip­tir, ben İslâm mem­le­ket­le­ri­ni gez­dim. Bar­bar de­di­ği­miz Müs­lü­man­la­rın şe­hir­le­rin­de ne kaba kuv­vet, ne de ci­na­yet gör­düm. Her­ke­sin hak­kı­na saygı gös­te­ri­yor­lar. Ga­rip­le­re yar­dım­cı olu­yor­lar. Büyük küçük, Hı­ris­ti­yan, Ya­hu­di veya Müs­lü­man, hatta iman­sız, müş­rik olsun, aynı ada­le­ti ve mer­ha­me­ti bu­lu­yor…” de­mek­te­dir.
Ubi­ci­ni ki­ta­bı­nın başka bir ye­rin­de şun­la­rı yaz­mak­ta­dır:
“İstan­bul’da, Müs­lü­man­la­rın otur­du­ğu İstan­bul kıs­mın­da se­ne­de ancak bir, iki polis va­ka­sı mey­da­na gel­mek­te­dir. Hâl­bu­ki Hı­ris­ti­yan­la­rın otur­du­ğu Pera, Be­yoğ­lu kıs­mın­da, her gün yüz­ler­ce hır­sız­lık, do­lan­dı­rı­cı­lık ve ci­na­yet va­ka­la­rı zuhur et­mek­te, in­san­lar bir­bi­ri­ni do­lan­dır­mak­ta, bir­bi­ri­ni öl­dür­mek­te ve bu­ra­sı Av­ru­pa’nın büyük şe­hir­le­ri gibi, bir ba­tak­ha­ne şek­li­ne gir­mek­te­dir. İstan­bul kıs­mın­da yüz bin­ler­ce Müs­lü­man sulh ve sü­kû­net için­de na­mu­su ile ya­şar­ken, Pera’da bu­lu­nan tah­mi­nen 30.000 Hı­ris­ti­yan, bütün dün­ya­ya bir na­mus­suz­luk, if­fet­siz­lik ve ser­se­ri­lik nu­mu­ne­si ol­mak­ta­dır. Pera için İtal­yan­lar; ‘Pera, dei su­li­ra­ti il nido=Pera, ser­se­ri­ler ya­ta­ğı’ adlı bir şarkı yap­mış­lar ve bu şarkı ora­da­ki­le­rin ağ­zın­dan düş­mez ol­muş­tur.”
Kay­nak: İla­hi­yat­çı yazar Osman Ünlü

İYİ GİTMEYEN BU FANİ DÜNYA’DA EBEDİ SAADETE KAVUŞMAK

İmâm-ı Rab­bâ­nî rah­me­tul­lâ­hi aleyh- hicrî 971 se­ne­si­nin Şev­vâl ayın­da (26 Mayıs 1564) Hin­dis­tan’ın Sir­hind ka­sa­ba­sın­da dün­ya­ya geldi. Ne­se­bi Haz­ret-i Ömer ra­dı­yal­lâ­hu anh-’a da­yan­dı­ğı için “Fâ­rû­kî” ne­se­biy­le anı­lır.
Ba­ba­sı Ab­dü­le­had Efen­di, Çiş­tiy­ye ve Kâ­di­riy­ye ta­rî­kat­le­rin­den icâ­zet­li, zahir ve bâ­tı­nı­nı ikmal etmiş, ilim ve irfan ehli, yük­sek fa­zi­let sa­hi­bi bir şeyh efen­di idi. Ahmed Sir­hin­dî -rah­me­tul­lâ­hi aleyh- ilk ta­li­mi­ne Kur’ân-ı Kerîm’i ez­ber­le­ye­rek baş­la­dı. Kısa za­man­da hâfız oldu. İlim­le­rin ço­ğu­nu muh­te­rem ba­ba­sın­dan ve bir kıs­mı­nı da dev­rin büyük âlim­le­rin­den aldı. Muh­te­lif âlim­ler­den aklî ve naklî ilim­ler aldı. Bil­has­sa tef­sir, hadis ve fıkıh ilim­le­ri­ne çok ehem­mi­yet verdi.
On yedi ya­şı­na gel­di­ğin­de, za­hi­rî ilim­ler­de büyük me­sa­fe­ler kat ede­rek ba­ba­sı­nın ya­nı­na döndü ve ders ver­me­ye baş­la­dı. Bu arada Kadî Beh­lül Be­dah­şâ­nî’den tef­sir ve hadis okut­ma ica­ze­ti aldı.
İmâm-ı Rab­bâ­nî -rah­me­tul­lâ­hi aleyh- ba­ba­sı­nın ve­fa­tın­dan sonra, hacca git­mek için Sir­hind’den yola çıktı. 37 ya­şın­da idi. Delhi’ye gel­di­ğin­de, bir dos­tu­nun tav­si­ye­si ile Mu­ham­med Bâkı Bil­lâh Haz­ret­le­ri’ni zi­ya­ret etti. Bir müd­det soh­be­tin­de bu­lun­duk­tan sonra ona in­ti­sap etti. Ken­di­si­ne irşat ica­ze­ti (hi­lâ­fet) ve­ril­di. İki ay kadar üs­ta­dı­nın ya­nın­da kalıp tek­rar mem­le­ke­ti­ne döndü ve Nak­şi­ben­di’ye usulü üzere halkı ir­şa­da baş­la­dı.
İmam-ı Rab­bâ­nî haz­ret­le­ri­nin oğlu, Mu­ham­med Ma’sûm haz­ret­le­ri bu­yur­du ki:
Al­la­hü teâlâ, in­san­la­rı ba­şı­boş bı­rak­ma­dı. Her is­te­dik­le­ri­ni yap­ma­ya izin ver­me­di. Ne­fis­le­ri­nin ar­zu­la­rı­na tâbi ol­ma­la­rı­nı, böy­le­ce fe­lâ­ket­le­re sü­rük­len­me­le­ri­ni di­le­me­di. Rahat ve huzur için­de ya­şa­ma­la­rı ve son­suz sa­ade­te ka­vuş­ma­la­rı için lâzım olan fay­da­lı şey­le­ri yap­ma­la­rı­nı em­ret­ti. Za­rar­lı şey­le­ri yap­ma­la­rı­nı yasak etti. Sa­ade­te ka­vuş­mak is­te­yen, dine uy­ma­ya mec­bur­dur. Nef­si­nin dine uy­ma­yan ar­zu­la­rı­nı terk et­me­si lâ­zım­dır. Dine uy­maz­sa, sâ­hi­bi­nin, Ya­ra­ta­nın ga­da­bı­na, aza­bı­na uğrar. Dine uyan kul, mesut ve rahat olur. Sâ­hi­bi onu sever. Dünya zi­ra­at ye­ri­dir. Tar­la­yı ek­me­yip, to­hum­la­rı yi­ye­rek zevk ve safa süren, mah­sul al­mak­tan mah­rum ka­la­ca­ğı gibi, dünya ha­ya­tı­nı, ge­çi­ci zevk­ler­le, nef­sin ar­zu­la­rı­nı yap­mak­la ge­çi­ren de, ebedî ni­met­ler­den, son­suz zevk­ler­den mah­rum olur. Bu hâl, aklı ba­şın­da ola­nın kabul ede­ce­ği bir şey de­ğil­dir. Son­suz lez­zet­le­ri ka­çır­ma­ya sebep olan ge­çi­ci ve za­rar­lı lez­zet­le­ri ter­cih etmez. Dine uymak için, ev­ve­lâ Ehli- sün­net âlim­le­ri­nin, Kur’an-ı ke­rim­den ve ha­dis-i şe­rif­ler­den an­la­yıp bil­dir­dik­le­ri aka­ide uygun iman etmek, sonra haram ve yasak edil­miş olan­la­rı öğ­re­nip bun­lar­dan sa­kın­mak, daha sonra da yap­ma­sı em­ro­lu­nan farz­la­rı öğ­re­nip yap­mak lâ­zım­dır. Bun­la­rı yap­ma­ya İbadet etmek denir. Ha­ram­lar­dan sa­kın­ma­ya da takva denir.

YANGINLARIN BÜYÜMESİNE SEBEP OLAN ÇAM KOZALAĞI NEDİR? NE DEĞİLDİR?

Gün­dem­de yer alan ve haf­ta­lar­ca süren ve mil­let­çe he­pi­mi­zi üzün­tü­ye boğan yan­gın ha­ber­le­ri­nin ar­dın­dan va­tan­daş­lar ko­za­lak yan­gın­la­ra neden olur mu? Çam Ko­za­lak­la­rı yan­gın­la­rın şid­de­ti­ni art­tı­rır mı? Gibi yan­gı­nı bü­yü­ten en­di­şe­ler­den bi­ri­si ola­rak merak ettik.
Peki, ger­çek­ten ku­ru­muş veya yaş çam ko­za­lak­la­rı yan­gın çı­ka­rır mı? Ko­za­lak ve kozak yan­gı­na neden olur mu? Yan­gın­lar­da ko­za­lak et­ki­si nedir? Kı­sa­ca bil­gi­le­ri­ni­ze su­nu­yo­rum.
An­tal­ya’nın Ma­nav­gat il­çe­sin­de baş­la­yan ve ar­dın­dan komşu iller ve il­çe­le­rin­de mey­da­na gelen yan­gın­la­rın kısa sü­re­de yan­gın­la­rın tüm bölge il ve il­çe­le­rin­de­ki geniş alana ya­yıl­ma­sın­da çam ko­za­la­ğı pat­la­ma­la­rı­nın et­ki­li ol­du­ğu gör­sel ba­sın­da söy­len­di. Ya­zı­lı ba­sın­da da haber ko­nu­su oldu.
Yanan çam ko­za­lak­la­rı­nın pat­la­ma­sıy­la kı­vıl­cım­la­rın 250 metre uzağa fır­la­dı­ğı ve yan­gı­nın daha et­ki­li ol­du­ğu be­lir­til­di.
Yet­ki­li­ler; Yanan or­man­lık alan­la­ra kı­zıl­çam ye­ri­ne geniş yap­rak­lı yan­gı­na da­ya­nık­lı fi­dan­lar dik­tik. Dik­me­ye de devam edi­yo­ruz.
Çam ko­za­lak­la­rı yan­dı­ğın­da pat­la­ma­sıy­la bir­lik­te 250 metre öteye sav­ru­la­bi­li­yor. Bunda yan­gı­nın geniş bir alana ya­yı­yor. Hele ha­va­da çok kuv­vet­li poy­raz esin­ti­si varsa işi­miz zor­laş­tı­rı­yor de­di­ler.
Yan­gın­la­rın bü­yü­me­si­ne neden olan Çam Ko­za­lak­la­rı­nın insan sağ­lı­ğı­na fay­da­la­rı say­mak­la bit­mi­yor.
Çam ko­za­la­ğı ge­nel­lik­le süs eş­ya­la­rın­da kul­la­nı­lır. Çoğu kişi bil­mez­se de çam ko­za­la­ğı­nın insan sağ­lı­ğı­na ina­nıl­maz fay­da­la­rı var­dır. Üst so­lu­num yolu has­ta­lık­la­rı için bi­re­bir fayda sağ­lar. Ge­nel­lik­le yeşil hâ­lin­de kul­la­nı­lan ko­za­lak­lar vi­ta­min ve mi­ne­ral ba­kı­mın­dan zen­gin­dir. Ko­za­lak­lar sa­de­ce kay­na­tı­la­rak değil öğü­tü­le­rek de tü­ke­ti­lir.
Ko­za­lak­lar yaz sonu ve son ba­ha­rın ba­şın­da top­la­nır. Yeşil hâlde top­la­nı­lan çam ko­za­lak­la­rı kay­na­tı­lır. Bir gün din­len­dik­ten sonra sü­zü­lüp içe­ri­si­ne bal ek­le­ne­rek tü­ke­til­di­ğin­de bo­ğaz­da­ki mik­rop­la­rı te­miz­ler. Et­ki­li bir bal­gam sö­kü­cü­dür. Ök­sür­me, bron­şit ve nefes dar­lı­ğı gibi has­ta­lık­lar sı­ra­sın­da tü­ke­til­di­ğin­de hızlı bir te­da­vi sü­re­ci sağ­lar.
Has­ta­lık­la­ra karşı ba­ğı­şık­lı­ğın di­ren­ci­ni ar­tı­rır.
Çam ko­za­lak­la­rı koz­me­tik­ler­den yıp­ran­mış saç­la­rın daha par­lak ve canlı dur­ma­sı için de kul­la­nı­lır. Kı­rı­şık­lı­ğı ve yaş­lan­ma­yı azal­tır.
Çam ko­za­la­ğı sa­kin­leş­ti­ri­ci­li­ği sa­ye­sin­de si­nir­le­ri ya­tış­tı­rır.
Çam ko­za­la­ğı sirke ile kay­na­tı­lıp gar­ga­ra ya­pıl­dı­ğın­da diş et­le­rin­de­ki en­fek­si­yon­lu hüc­re­le­ri yok eder. Diş kök­le­ri­nin güç­len­me­si­ni sağ­lar. Bir yemek ka­şı­ğı zey­tin­ya­ğı, bir tane öğü­tül­müş çam ko­za­la­ğı ve bir kaşık bal­mu­mu ka­rış­tı­rı­la­rak ya­ra­ya sü­rül­dü­ğün­de bu­ra­da de­for­me olmuş hüc­re­le­ri ye­ni­ler. Kay­nak: Bil­ge­ca­fe

ALLAH RIZASI İÇİN
İNFAK ETMEK

İnfak ke­li­me­si, Al­lah-ü te­la­nın hoş­nut­lu­ğu­nu ka­zan­ma ni­ye­ti ile har­ca­ma­da, yar­dım­lar­da (maddi, ma­ne­vi) bu­lun­ma an­la­mı­na gelir. Aynı za­man­da “İnfak” ke­li­me­si­nin ta­şı­dı­ğı mana iyi tah­lil edi­lir­se, bu iba­de­tin bir hik­me­ti­nin de, in­sa­nı ruh, şah­si­yet ve ka­rak­ter ba­kı­mın­dan mad­de­nin esa­re­tin­den kur­ta­ra­rak ma­ne­vi­ya­tı mad­di­ya­ta hâkim kıl­ma­sı ol­du­ğu gö­rü­lür. Bu yö­nüy­le iba­det­ler için­de in­fa­kın ruha sağ­la­dı­ğı belki de en büyük fayda, “vic­dan hu­zu­ru­dur.
Rab­bi­miz bu­yu­ru­yor ki;
“Allah yo­lun­da infak edin. Kendi el­le­ri­niz­le ken­di­ni­zi teh­li­ke­ye at­ma­yın. Amel­le­rin hepsi en güzel olsun. Allah iyi­lik ya­pan­la­rı (ha­yır-ha­se­nat, amel-i salih iş­le­yen­le­ri) sever.” (el-Ba­ka­ra, 195) bu­yu­ru­yor.
Me­di­ne’ de her sabah kalk­tık­la­rın­da fa­kir­ler ka­pı­la­rın­da bir çuval erzak bu­lur­lar­mış. Bir sabah kalk­tık­la­rın­da ba­kar­lar­mış ki o gün çuval yok…
Biraz sonra sâla ve­ril­me­ye baş­la­mış. Me­di­ne so­kak­la­rı Zey­nel Abi­din Haz­ret­le­ri’nin vefat et­ti­ği ha­be­ri ile çal­ka­la­nı­yor­muş. Halk büyük bir üzün­tü­ye gark olmuş. Son görev için Zey­nel Abi­din Haz­ret­le­ri’ni yı­ka­yan imam efen­di, mev­ta­nın sır­tın­da içi su dolu iri iri ya­ra­lar gör­müş. Sır­rı­nı an­la­ya­ma­mış.
Ehli Be­yit­ten bir zat bu ya­ra­la­rın sır­rı­nı şöyle açık­la­mış: “Zey­nel Abi­din Haz­ret­le­ri her sabah ha­zır­la­dı­ğı erzak çu­val­la­rı­nı sır­tın­da ta­şı­ya­rak fa­kir­le­rin ka­pı­sı­na gö­tü­rür, sonra ses­siz­ce ka­pı­dan ay­rı­lır­dı. Halk çu­val­la­rı kimin bı­rak­tı­ğı­nı bil­mez­di. O su top­la­mış ya­ra­lar işte o çu­val­lar­dan ötürü olur­du.” der.


Kay­nak: İslam ve İhsan

MERHUM BAŞKAN EKREM ORHON’U ANMAK VE ANLAMAK

Rize’de Be­le­di­ye­ci­lik­te ta­ri­he mal olmuş, Rize Be­le­di­ye Baş­kan­la­rın­dan bi­ri­si­dir mer­hum Ekrem ORHON.
Ve­fa­tı­nın her yıl dö­nü­mün­de, Rize Ka­le­sin­de bu­lu­nan me­za­rı­nın ba­şın­da mü­te­va­zı bir tö­ren­le ken­di­si­ni ha­yır­la yâd etmek üzere ve de ge­ri­de bı­rak­tı­ğı eser­le­riy­le il­gi­li bil­gi­le­ri ve o yıl­lar­da­ki uf­ku­nu yeni ku­şak­la­ra ak­tar­ma prog­ra­mı dü­zen­le­nir.
Bu anma prog­ram­la­rı­nı en kap­sam­lı hale ge­tir­ten, Rize’ye iki dönem çok önem­li hiz­met­ler veren Rize Be­le­di­ye Baş­ka­nı Halil Ba­kır­cı ol­muş­tur.
Rize Be­le­di­ye­si ön­ce­ki dö­nem­ler Be­le­di­ye Baş­kan­la­rı­mız­da mer­hum Ekrem Orhon’un ölü­mü­nün 38.Yıl dö­nü­mü anma prog­ra­mı­nı bu yıl ikin­ci defa dü­zen­le­yen, Rize Be­le­di­ye Baş­ka­nı Rahmi Metin’in rah­met­li Ekrem Orhon’un o zor yıl­lar­da Rize’ye ver­miş ol­du­ğu hiz­met­le­ri ve ile­ri­ye yö­ne­lik uf­kuy­la il­gi­li bil­gi­le­ri ken­di­sin­den din­le­me nok­ta­sın­da ki bilgi da­ğar­cı­ğı­nı şah­sen tak­dir­le kar­şı­lı­yo­rum. Ve Ekrem Orhon’un yo­lun­da yü­rüt­tü­ğü ba­şa­rı­lı ça­lış­ma­la­rı­nı da gö­nül­den des­tek­li­yo­rum.
Gelin şimdi, mer­hum ba­ba­sı­nın anma prog­ra­mı­na ya­şa­dı­ğı İstan­bul’dan her şart­ta ka­tı­la­rak, her ge­li­şin­de ha­yat­ta bu­lu­nan rah­met­li ba­ba­sı­nın dost­la­rı­nı zi­ya­ret eden ve ba­ba­sı gibi Ri­ze­li­le­rin gön­lün­de taht kuran emek­li eği­tim­ci ve aydın Çay­han Orhon Der­vi­şoğ­lu ha­nı­me­fen­di­den ba­ba­sı­nın özet öz geç­mi­şi­ni oku­muş ola­lım; Mer­hum babam; “De­ni­zi kara, ka­ra­yı para yapan” ef­sa­ne baş­kan ola­rak ta­nı­nır. Baba Reis Ekrem Orhon, 1911 yı­lın­da Rize ili De­re­pa­za­rı il­çe­si Bü­rü­cek Köyü’nde doğdu. Ba­ba­sı, Rize’nin ileri ge­len­le­rin­den mer­hum Gafur Efen­di­dir. Çok eski za­man­lar­da İkiz­de­re yö­re­sin­den De­re­pa­za­rı’na gelip yer­leş­miş­ler­dir.
İlk tah­si­li­ni Rize’de yapan Orhon, Ro­bert Ko­le­ji­ni bi­ti­re­rek mü­hen­dis oldu, daha son­ra­sın­da, Ame­ri­ka’da İlli­no­is Üni­ver­si­te­sin­den 1936 yı­lın­da İnşaat Yük­sek Mü­hen­di­si ola­rak mezun oldu ve Tür­ki­ye’ye dönüş yaptı.
1963 yı­lın­da Rize Be­le­di­ye Baş­kan­lı­ğı gö­re­vi­ne se­çi­le­rek 1973 yılma kadar bu gö­re­vi yü­rüt­müş­tür.
12 Eylül 1980 ih­ti­lâ­lin­den sonra şehre kat­kı­la­rı yet­ki­li­le­rin gö­zün­den kaç­ma­mış ve tek­rar Rize Be­le­di­ye Baş­kan­lı­ğı’na ge­ti­ril­miş­tir. Ri­ze­li va­tan­daş­la­rın ken­di­si­ne olan sev­gi­si, hür­me­ti ve inan­cı ken­di­si­ni Rize’ye ve Ri­ze­li­le­re ada­ma­sı­na neden oldu.
Rize de yer­le­şim alan­la­rı­nın ye­ter­siz oluşu ne­de­niy­le şeh­rin ge­liş­me ka­tet­me­si­nin zor ol­du­ğu­nu dü­şü­nen Ekrem Orhon bugün üze­rin­de 70 bini aşkın in­sa­nın ya­şa­dı­ğı, has­ta­ne, em­ni­yet, ad­li­ye, va­li­lik de dahil olmak üzere şehir mer­ke­zi­nin bu­lun­du­ğu alanı deniz dol­gu­su yap­mış­tır. Yap­tı­ğı bu dolgu sa­ha­sı­na imar ve­re­rek hem gelir elde etmiş hem de şeh­rin daha cazip hale gel­me­si­ni ve de ge­liş­me­si­ni sağ­la­mış­tır.
Ovit yo­lu­nun ya­pı­mıy­la il­gi­li Er­zu­rum Ka­ra­yol­la­rı Bölge Mü­dür­lü­ğü­ne yap­mış ol­du­ğu bir ça­lış­ma prog­ra­mın­da beyin ka­na­ma­sı ge­çir­mek su­re­tiy­le, 08 Ağus­tos 1983 yı­lın­da 74 ya­şın­da Hak­kın rah­me­ti­ne ka­vuş­muş­tur. Ruhu şad ve me­ka­nı cen­net olsun.

GELİN AYLA FİLMİ YENİDEN HATIRLAYALIM

İşte Ayla filmi ve o muh­te­şem ko­nu­su. Film, Kore Sa­va­şı’nda ya­şa­nan ger­çek ve çok dra­ma­tik bir hi­kâ­ye­yi beyaz per­de­ye ta­şı­dı. 1950 yı­lın­da Kore’ye git­miş, 25 ya­şın­da bir Türk Ast­su­ba­yı Sü­ley­man Dil Bir­li­ği ile onun ka­nat­la­rı al­tı­na al­dı­ğı küçük bir Ko­re­li kızın hi­kâ­ye­si bu.
Sü­ley­man, bu küçük kıza Çin­li­le­re karşı ver­dik­le­ri mü­ca­de­le es­na­sın­da rast­lar. Savaş ala­nın­da gi­decek hiç­bir yeri ol­ma­dı­ğı­nı öğ­ren­di­ği ço­cu­ğu ya­nı­na alır.
Kim­se­siz­dir, çünkü anne ve ba­ba­sı öl­dü­rül­müş­tür. Türk as­ke­ri, bu se­vim­li kıza Ayla is­mi­ni verir.
Türk­çe­yi de hemen söker, hatta ter­cü­man­lık bile yap­ma­ya baş­lar. 1-1.5 yıl bo­yun­ca Ayla’yı ya­nın­dan ayır­maz.
Bu ba­ba-kız iliş­ki­si son­lan­mak zo­run­da kalır. Elden çare gel­me­yin­ce Ayla’yı bir ye­tim­ha­ne oku­lu­na bı­rak­mak zo­run­da kalır.
Ve ara­dan 60 yıl geçer. O Türk as­ke­ri, 85 ya­şı­na gel­di­ğin­de, bu küçük kızın ne­re­de ol­du­ğu­nu, ya­şa­yıp ya­şa­ma­dı­ğı­nı öğ­ren­mek ister.
Türk-Ko­re Sa­va­şı Ga­zi­le­ri Der­ne­ği­ne, adı­mı­nı atar.
Elin­de­ki bütün fo­toğ­raf­la­rı ya­nın­da ge­ti­rir. Tek bil­di­ği ise ona Ayla is­mi­ni ver­di­ği. Türk as­ke­ri­nin üs­sün­de­ki tek yetim Ayla de­ğil­di.
Anne ve ba­ba­sı­nı kay­be­den 20 kadar yetim ço­cu­ğa da sâhip çı­kıl­mış An­ka­ra Okulu ku­rul­muş ve on­la­rın ba­kım­la­rı, eği­tim­le­ri bu­ra­da sağ­lan­mış­tı.
Ço­cuk­ken öğ­ren­dik­le­ri Türk­çe marşı hâlâ ez­be­re söy­le­ye­bi­li­yor­lar.
An­ka­ra Okulu öğ­ren­ci­le­rin­den bir adam, Türk as­ke­ri­nin okula ge­tir­di­ği Ayla’yı ha­tır­lar. Kore te­le­viz­yo­nu ile iş­bir­li­ği ya­pı­lır. Ayla’nın ka­pı­sı ça­lı­nır.
Ve Sü­ley­man ile olan fo­toğ­raf­la­rı gös­te­ri­lir. Fo­toğ­raf­lar­dan hemen tanır. Ha­tı­ra­lar can­la­nır. Hıç­kı­ra hıç­kı­ra ağ­la­ma­ya baş­lar…
Bun­dan sonra Sü­ley­man’ı, Kore hü­kû­me­ti ül­ke­ye davet eder. Be­ra­be­rin­de eşi ve 30 Türk Kore ga­zi­si de var­dır. Ga­zi­ler, bu­luş­ma­dan bir gün önce şe­hit­li­ği zi­ya­ret eder­ler. Ha­ya­tı­nı kay­be­den 741 genç­ten 462’si bu­ra­da­dır.
60 yıl önce Sü­ley­man’ın Ayla’yı bı­rak­mak zo­run­da kal­dı­ğı yerde bu­luş­ma ger­çek­le­şir. Sü­ley­man Amca, kendi el­le­riy­le Türk lo­ku­mu ye­di­ri­yor kızı Ayla’ya. Tıpkı 60 yıl önce de yap­tı­ğı gibi.
Sona eren has­re­tin ar­dın­dan ay­rı­lık vakti gelir. Sü­ley­man Amca, kı­zı­nın al­dı­ğı el­bi­se­yi giy­miş­tir. Ayla Anne ve ba­ba­sı­nı uğur­lar. Türk Ast­su­bay Sü­ley­man Dil Bir­li­ği’nin ver­di­ği adla ‘Ayla’ yahut ger­çek adıy­la Kim Eunja, o gün­le­ri kı­sa­ca şöyle an­la­tı­yor;
Çok kü­çük­tüm, hava so­ğuk­tu. İlk gör­dü­ğüm­de benim için bir ya­ban­cıy­dı. Asker ol­du­ğu için biraz kork­muş­tum. Türk as­ker­le­ri bana Ayla is­mi­ni koydu ve bir­lik­te zaman ge­çir­me­ye baş­la­dık. Annem ve ba­ba­mın ne­re­de ol­du­ğu­nu bil­mi­yor­dum, ölü­ler mi ha­yat­ta­lar mı en ufak bir fik­rim yoktu. Hiç bi­le­me­dim. O buldu, as­ker­le­rin ya­nı­na gö­tür­dü. Onun­la daha yakın olduk, ona ‘baba’ dedim. Bir­lik­te 15 ay ge­çir­dik. Kore’den gi­de­ce­ği­ni an­la­dı­ğım­da çok ağ­la­dı­ğı­mı ha­tır­lı­yo­rum. Adımı sor­duk­la­rın­da Ayla de­mi­şim. Bana şu anki is­mi­mi koy­du­lar, Kim Eunja oldum… O dra­ma­tik bu­luş­ma­yı da Ayla özet­le şöyle an­lat­tı: “Bizi Kore’deki An­ka­ra Parkı’nda bir araya ge­tir­di­ler. Kar­şı­ma çı­kın­ca şoke oldum. Ba­ba­mı ye­ni­den bul­muş­tum. O benim öz babam. Bu­luş­tuk. Ağ­lı­yor­duk. “Neden bu kadar uzun sürdü, neden daha önce gel­me­din, seni çok öz­le­dim?” dedim. Ağ­lı-yor­dum. Mek­tup­laş­ma­ya, bir­bi­ri­mi­ze fo­toğ­raf­la­rı­mı­zı gön­der­me­ye baş­la­dık. Artık Türk­çe ko­nuş­ma­yı unut­muş­tum. Sa­de­ce bir­kaç sayı say­ma­yı ve “Üs­kü­dar’a Gider İken” şar­kı­sı­nı ha­tır­lı­yor­dum. Hi­ka­ye­miz sa­de­ce bel­ge­sel ol­ma­dı, filmi de çe­kil­di. To­run­la­rım be­nim­le gurur du­yu­yor. Tür­ki­ye ve Güney Kore için; “Kar­deş ülke” di­yor­lar. Benim için Tür­ki­ye, baba ül­ke­si. Biz Türk as­ker­le­ri sa­ye­sin­de varız, Kore mil­le­ti ola­rak on­la­ra min­net­ta­rız.

ÇAYKUR HER YIL DAHA İYİ YÖNETİLİYOR

Doğu Ka­ra­de­niz Böl­ge­mi­zin yarım asır­dır en önem­li eko­no­mik ve is­tih­dam lo­ko­mo­ti­fi, kısa adı KİT olan İkti­sa­di Dev­let Te­şek­kü­lü, ÇAY­KUR’u yaz­mak için ön­ce­lik­le bu de­va­sa dev­let te­şek­kü­lü­nün geç­mi­şi­ni ve bu­gü­nü­nü iyi ta­nı­mak, bil­mek ve iyi ana­liz etmek la­zım­dır.
ÇAY­KUR’un ta­rih­çe­si­ne git­me­ye­ce­ğim. O zaman çok uzun bir yazı olur ve yazı kö­şem­de yer kal­maz. Özet’le ÇAY­KUR; 1940 yı­lın­da çı­ka­rı­lan 3788 Sa­yı­lı Çay Ka­nu­nu ile ül­ke­miz çay­cı­lı­ğı gü­ven­ce al­tı­na alın­mış ve çay bah­çe­si ku­ra­cak­la­ra ruh­sat­na­me alma zo­run­lu­lu­ğu ge­ti­ril­miş­tir. Bu yasal ge­liş­me­nin ar­dın­dan çay tarım alan­la­rı gi­de­rek ge­niş­le­miş ve üre­tim mik­ta­rı hızla yük­sel­miş­tir.
ÇAY­KUR, 47 Yaş Çay İşleme Fab­ri­ka­sı, 1 Çay Pa­ket­le­me Fab­ri­ka­sı, 1 Pa­zar­la­ma ve Üre­tim Bölge Mü­dür­lü­ğü, 8 Pa­zar­la­ma Bölge Mü­dür­lü­ğü, Ana­ta­mir Fab­ri­ka­sı, Ata­türk Çay ve Bahçe Kül­tür­le­ri Araş­tır­ma Ens­ti­tü­sü Mü­dür­lü­ğü ve bin­ler­ce ça­lı­şa­nıy­la ve de gün­lük 9.050 ton yaş çay iş­le­me ka­pa­si­te­si ile Tür­ki­ye’de çay ta­rı­mı ya­pı­lan, Rize, Trab­zon, Art­vin ve Gi­re­sun il­le­rin­de çay sek­tö­rü­nün en büyük ve en güçlü lider ku­ru­lu­şu­dur.
Çayda en büyük pa­za­ra sahip olan ÇAY­KUR; Böl­ge­de üre­ti­len yaş çay ürü­nü­nün yıl­la­ra göre de­ğiş­mek­le bir­lik­te yak­la­şık %55-60´i ÇAY­KUR ta­ra­fın­dan satın alın­mak­ta­dır. ÇAY­KUR’un yurt içi kuru çay pi­ya­sa­sın­da­ki pazar payı ise yak­la­şık %50-55 yük­sel­miş­tir. ÇAY­KUR üret­ti­ği on­lar­ca çay çe­şit­le­ri­ni fark­lı coğ­raf­ya­lar­da­ki 115 ül­ke­ye ih­ra­cat ya­pı­yor.
D. Ka­ra­de­niz böl­ge­miz­de 789 bin ruh­sat­lı dekar alan­da ve 203 bin ka­yıt­lı çay üre­ti­ci­sin tarım yap­tı­ğı, 1 mil­yo­nun üze­rin­de aile­nin geçim kay­na­ğı yaş çay ha­sa­dı­nın 20 yıl ön­ce­si­ne git­ti­ği­miz­de, yaş çay kam­pan­ya­sı­nın baş­la­ma­sıy­sa bir­lik­te böl­ge­de ça­yı­nı top­la­yıp vak­tin­de sa­ta­ma­yan, ürü­nün be­de­li­ni ala­ma­yan, vak­tin­de sa­tı­la­ma­dı­ğı için zayi olan yaş cay ürünü de­ni­ze dö­ken­ler, hay­van­la­rın al­tı­na se­ren­le­ri unut­ma­dık.
2000’lı yıl­lar ön­ce­sin­de üre­ti­ci­le­rin çay­la­rı­nı top­la­yıp sat­ma­sı, ürün be­del­le­ri­ni ala­bil­me­le­ri başta özel sek­tör olmak üzere iş­let­me­le­rin keyfi po­li­ti­ka­la­rı­na kal­mış­tı.
Her yaş çay kam­pan­ya­sı ön­ce­si ve kam­pan­ya­la­rın baş­la­ma­sıy­la bir­lik­tir, ÇAY­KUR özel­le­şi­yor, üre­ti­ci­ler yaşa çay ta­ba­nı­nı çok düşük buldu, üre­ti­ci­ler yaş çay­la­rı­nı sa­ta­mı­yor ve yaş çay be­del­le­ri­ni vak­tin­de ala­mı­yor ha­ber­le­ri ve kav­ga­la­rı ay­lar­ca ya­zı­lı ve gör­sel med­ya­da haber olur­du. Çay ha­sa­dın­da büyük mağ­du­ri­yet­ler ya­şa­nır­dı. Bin­ler­ce üre­ti­ci­nin ham mad­de­si so­rum­suz özel sek­tör fab­ri­ka­la­rı ta­ra­fın­dan ser­ma­ye ya­pı­la­rak kul­la­nı­lır­dı. Böl­ge­de her yıl kar­ga­şa için­de devam eden yaş çay kam­pan­ya­la­rı, üre­ti­ci­le­ri bez­di­rir, bir hayli yorar, yıp­ra­tır ve mut­suz bir şe­kil­de son bu­lur­du.
Şimdi ge­le­lim ÇAY­KUR’un bu­gün­kü du­ru­mu­na. 35 yıl­lık ga­ze­te­ci­lik ve yö­ne­ti­ci­lik ha­ya­tım­da, böl­ge­me in­sa­nı­mı­zın eko­no­mik re­fa­hı ve en çok iş is­tih­da­mı sağ­la­yan kurum ola­rak ÇAY­KUR’u hep önem­se­dim. Ben­de­niz­de as­ker­lik dö­nü­şü iki yıl Çay­kur İyi­de­re Çay Fab­ri­ka­sı la­bo­ra­tu­va­rın­da görev yap­tım. Son­ra­sın­da is­ti­fa ede­rek ga­ze­te­ci­lik mes­le­ği­ni ter­cih ettim.
Yıl­lar­ca Çay­kur’un ha­ber­le­ri­ni ya­pı­yor ve Çay­kur’la il­gi­li ma­ka­le­ler ya­zı­yo­rum. 30 yıl­dır aktif ola­rak ya­kın­dan takip et­ti­ğim Çay­kur son 18 yıl­dır ta­ri­hi­nin en güçlü ve en so­run­suz yıl­la­rı­nı ya­şa­mak­ta­dır. Geç­miş­te nasıl rah­met­li Baş­ba­kan Ahmet Mesut Yıl­maz ta­ra­fın­dan Çay­kur’un özel­leş­ti­ril­me­si­ne izin ve­ril­me­diy­se, bu­gün­de 2003 yı­lın­da güçlü bir şe­kil­de tek ba­şı­na ik­ti­da­ra ge­le­rek, T.C. Baş­ba­ka­nı ola­rak ül­ke­mi­zi yö­net­me­ye baş­la­yan ve bugün Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti­nin 12’cı Cum­hur­baş­ka­nı­mız olan sn. Recep Tay­yip Er­do­ğan’ın akıl­cı eko­no­mik po­li­ti­ka­la­rı ve tec­rü­be­li bir si­ya­set­çi ola­rak yıl­lar­dır ya­kın­dan bil­di­ği çayın so­run­la­rı­nın ya­nın­da, ÇAY­KUR ‘uda çok iyi ta­nı­yıp takip et­me­si so­nu­cu böl­ge­nin tek al­ter­na­tif­siz geçim kay­na­ğı olan çaya ve ÇAY­KUR’a yıl­lar­dır eko­no­mik ola­rak rahat bir nefes al­dır­ma­ya devam et­mek­te­dir. Çay­kur’da sn. Cum­hur­baş­ka­nı Er­do­ğan’ın daha önce gö­re­ve ge­tir­di­ği, Çay­kur Genel Mü­dür­le­ri ve YK Baş­kan­la­rı­nın bu gü­zi­de ku­ru­ma yıl­lar­ca ver­miş ol­duk­la­rı ba­şa­rı­lı ça­lış­ma­la­rı yaz­ma­ya­ca­ğım. Yazı yaz­dı­ğım köşem şim­di­lik buna mü­sa­it de­ğil­dir. Bir ga­ze­te­ci ve ya­za­rın ger­çek­le­ri de yaz­mak mes­le­ği­mi­zin ge­re­ği­dir. Ga­ze­te­ci haber ya­zar­ken tek ta­ra­fı di­ne­le­mez, tek ta­ra­fın söy­le­dik­le­ri­ni ka­le­me almaz, olayı ve ya ki­şi­le­ri kar­şı­lık­lı din­ler ob­jek­tif yazar, tek ta­raf­lı süb­jek­tif yaz­maz. Güneş bal­çık­la sı­van­maz. Her­ke­sin gör­dü­ğü­nü, ya­şa­dı­ğı­nı, bil­di­ği­ni, yan­lış ve ger­çek ol­ma­yan söz­ler­le de­ğiş­ti­re­mez­si­niz, ört bas ede­mez­si­niz, in­sa­nın gön­lü­nü in­cit­miş olur­su­nuz. Bugün ma­ale­sef henüz yasal bir sı­nır­la­ma ha­ya­ta ge­çi­ril­me­di­ğin­den bin­ler­ce sos­yal medya mec­ra­sın­da, yaz­dı­ğı­mız yazı ve ha­ber­le­rin yorum kıs­mın­da, çakma isim­ler­le, nef­ret dili içe­ren, si­ya­si saik içe­ren, mak­sat­lı, küçük dü­şür­me, iti­bar­sız­laş­tır­ma, çıkar, men­fa­at te­rim­le­ri­ni kul­lan­ma gibi hiç bir Müs­lü­man in­sa­na ya­kış­ma­ya­cak asıl­sız yo­rum­lar ya­zıl­mak­ta­dır. Bu bugün yazı ve haber yazan her­ke­sin ra­hat­sız ol­du­ğu bir ah­la­kı ko­nu­dur. Bu gibi yo­rum­la­ra katkı sağ­la­mak için yazı ve haber gön­der­di­ği­miz haber sit­le­ri­nin edi­tör­le­ri mü­sa­ade et­me­me­li­dir­ler. Bu bir kul hak­kı­dır. Doğ­ru­la­rı yaz­mak ne hik­met­se bazı kesim ve ki­şi­le­re ra­hat­sız­lık ver­mek­te­dir. Bu da bir ahlak so­ru­nu­dur. Bizim kül­tü­rü­müz­de, örf ve adet­le­ri­miz­de, yi­ğit­lik in­ti­kam almak, nef­ret etmek, ka­ra­la­mak, küçük dü­şür­mek hiç de­ğil­dir. Yüce inan­cı­mı­zın ge­re­ği hakkı tes­lim etmek ve ta­ham­mül et­mek­tir. Kim ne derse, kim ne ya­zar­sa yaz­sın! Bugün ÇAY­KUR eko­no­mik ve sos­yal ola­rak Tür­ki­ye’nin ve böl­ge­mi­zin çok büyük de­va­sa bir aile­si ola­rak, mil­yon­lar­ca üre­ti­ci­si, tü­ke­ti­ci­si, sa­tı­cı­sı, iş­çi­si, me­mu­ru ve tüm pay­daş­la­rıy­la sa­de­ce Tür­ki­ye’nin her ye­rin­de değil, dün­ya­nın yüz­ler­ce ül­ke­sin­de ta­ri­hi­nin en iti­bar­lı, en güçlü, en ka­li­te­li ve en gü­ve­ni­lir sağ­lık içe­ren ürün­le­ri­ni her yıl çe­şit­len­di­re­rek üret­me­ye ve sat­ma­ya devam edi­yor. Ay­rı­ca sos­yal so­rum­lu­luk pro­je­le­riy­le tüm in­san­lı­ğın hiz­me­ti­ne ver­miş ol­du­ğu hiz­met­le­ri­ne yeni pro­je­le­ri ha­ya­ta ge­çir­me­ye devam edi­yor. Çay­kur Genel Mü­dür­lü­ğü gö­re­vi­ne gel­di­ği gün­den bu­gü­ne değin ve ön­ce­sin­de Çay­kur’un bir­çok de­ği­şik Çay fab­ri­ka­la­rın­da yıl­lar­ca yap­mış ol­du­ğu ba­şa­rı­lı ve tec­rü­be­li gö­rev­le­rin­de­ki bi­ri­kim­le­riy­le, Çay­kur’a çok daha fay­da­lı olmak için mev­cut kad­ro­suy­la bir­lik­te gece, gün­düz mesai mef­hu­mu gö­zet­me­den ça­lı­şan kişin ismi, Çay­kur Genel Müdür ve YK Baş­ka­nı Yusuf Ziya ALİM’dır. Genel Müdür ve YK Baş­ka­nı ALİM; ÇAY­KUR’a te­pe­den ge­ti­ril­miş bi­ri­si de­ğil­dir. Ku­ru­mun bir­çok önem­li ka­de­me­sin­de yıl­lar­ca yap­mış ol­du­ğu yö­ne­ti­ci­lik gö­rev­le­rin­de, ça­lış­kan­lı­ğı, is­ra­fa karşı tu­tu­mu onu ba­şa­rı­ya ta­şı­mış­tır. Yıl­lar­dır Ri­ze­li hem­şe­ri­le­ri­miz önem­li bü­rok­rat­lar ye­tiş­ti­re­me­me­nin şi­ka­ye­tin­den ya­kı­nır du­rur­lar. İşte size, işini de­li­ce­si­ne seven, şim­di­ler­de vakti ol­mu­yor, daha bir­kaç sene ön­ce­sin­de kendi bah­çe­sin­de hafta sonu ça­yı­nı top­la­yıp, sır­tı­na alıp çay alım evine gö­tü­ren, Ri­ze­li milli ve yerli ça­lış­kan bir bü­rok­ra­tı­mız var­dır. Ama çok is­te­di­ği­miz ve so­nun­da Çay­kur Genel Mü­dü­rü­müz ola­rak kıy­met­li Cum­hur­baş­ka­nı­mız ta­ra­fın­dan ata­ma­sı ger­çek­le­şen sn. ALİM, ça­yı­mı­zın tüm so­run­la­rı­nı ve çö­züm­le­ri­ni çok iyi bilen ve bu so­run­la­ra çözüm için gece, gün­düz de­me­den, mesai mef­hu­mu gö­zet­me­den ça­lı­şan bi­ri­si ola­rak bir kısım mah­fil­ler ta­ra­fın­dan yıp­ra­tıl­ma­ya ça­lı­şıl­mak­ta­dır. ÇAY­KUR’da ba­şın­dan beri yap­mış ol­du­ğu ta­sar­ruf­lar­la her türlü is­ra­fa son ver­miş, ku­ru­mun dört bir ya­nın­da atıl du­rum­da bu­lu­nan tüm eski, araç, gereç, ma­ki­ne, demir, saç vs. gibi her türlü ak­sa­mı üre­ti­me ka­zan­dır­ma­ya, kurum ola­rak de­ğer­len­di­ri­le­me­yecek ve yıl­lar­dır fab­ri­ka­la­rın de­po­la­rın­da, mey­dan­la­rın­da bu­lu­nan ve kul­la­nıl­ma­yan ma­ki­ne ve tü­rev­le­ri­ni ihale yo­luy­la de­ğer­len­di­rip ku­ru­mun ka­sa­sı­na maddi ola­rak dö­nü­şü­mü­nü sağ­la­mış oldu. Başta Genel Mü­dür­lük bi­na­sı olmak üzere, ku­ru­mun ge­ne­lin­de tü­ke­ti­len her türlü ma­ter­ya­le sı­nır­la­ma ve tu­tum­lu­luk alış­kan­lı­ğı­nı ha­ya­ta ge­çir­di. Genel Mü­dü­rü ALİM’ın Çay­kur­da daha önce bu­lun­du­ğu gö­rev­le­ri kı­sa­ca ola­rak bu gö­rev­le­rin­den kı­sa­ca bah­se­de­ce­ğim. 1966 Rize do­ğum­lu olup, Ana­do­lu Üni­ver­si­te­si İkti­sat Fa­kül­te­si me­zu­nu (1992) olup, Recep Tay­yip Er­do­ğan Üni­ver­si­te­si Sos­yal Bi­lim­ler Ens­ti­tü­sü İşlet­me Ana­bi­lim Da­lın­da Yük­sek Li­sans yaptı.(2013-2014) Çay­kur’da 1992-1994 yıl­la­rı arası si­gor­ta­lı ola­rak ça­lış­tı. Çay­kur Ca­mi­da­ğı Çay Fab­ri­ka­sın­da 5 yıl memur ola­rak görev yaptı. Son­ra­sın­da, Mu­ha­se­be ve Mali İşler Da­ire­si Baş­kan­lı­ğın­da Şef oldu. Çay­kur Mu­sa­da­ğı Çay Fab­ri­ka­sın­da Kısım Mü­dü­rü, Genel Mü­dür­lük Mu­ha­se­be ve Mali İşler Da­ire­si Baş­kan­lı­ğın­da Şube Mü­dü­rü, Ar­dın­dan 7 yılı aşkın Çay­kur Per­so­nel Da­ire­si Baş­kan­lı­ğı gö­re­vi­ni yü­rüt­tü. 28.08.2015 yı­lın­da Çay­kur Genel Müdür Yar­dım­cı­lı­ğı gö­re­vi­ni 04.05.2018)’e kadar sür­dür­dü. Aka­bin­de, Çay­kur Genel Müdür Ve­ki­li, Çay­kur Yö­ne­tim Ku­ru­lu Üyesi ve Genel Müdür Yar­dım­cı­lı­ğı ve so­nun­da, 09.01.2021 ta­ri­hin­de Çay­kur Genel Mü­dü­rü ve YK Baş­kan­lı­ğı­na atan­dı. Çay­kur’un bir kaç yıl­dır yaş çay alım­la­rı, kuru çay sa­tış­la­rı başta olmak üzere rekor üze­ri­ne yeni re­kor­lar kır­dı­ğı bi­le­nen bir ger­çek­tir. Çay­kur Genel Mü­dü­rü ve YK Baş­ka­nı Yusuf Ziya Alim’in me­sa­isi­nin ço­ğu­nu hafta için­de daha çok böl­ge­de bu­la­nan tüm fab­ri­ka­la­rın­da, bazen de çay alım ev­le­rin­de üre­ti­ci­le­ri din­le­ye­rek ge­çir­di, hafta son­la­rı ise Tür­ki­ye’nin dört bir ya­nın­da bu­lu­nan Bölge Mü­dür­lük­le­ri­ne ve Çay­kur çay ba­yi­le­ri­ne yap­mış ol­du­ğu ça­lış­ma prog­ram­la­rıy­la, Çay Satış Ma­ğa­za­la­rı­nın bu il­ler­de de ha­ya­ta ge­çi­ril­me­si, ba­yi­le­rin çay de­po­la­rı, Ma­ğa­za­la­rı, çay­lar­la il­gi­li mem­nu­ni­yet ve ya şi­ka­yet gibi sa­tı­cı ve tü­ke­ti­ci ta­lep­le­ri ve is­tek­le­ri­ni, çay sa­tış­la­rı­nın çok daha yük­sek ra­kam­la­ra eriş­me­si için hep bir­lik­te ya­pa­bi­le­cek­le­ri yeni ça­lış­ma­lar­la il­gi­li bilgi ve fikir pay­la­şım­la­rın­da bu­lun­mak­ta­dır. Tür­ki­ye’de ça­yı­mı­zın ön­cü­sü ve artık bir dünya mar­ka­sı olan Çay­kur, yaş çay alımı, kuru çay sa­tı­şı ve gün­lük yaş çay iş­le­me ka­pa­si­te­siy­le, so­run­suz ve hu­zur­lu bir şek­li­de ta­ri­hin­de ilk kez ard arda en yük­sek rekor ra­kam­la­rı ba­şa­rı­sı­nı elde et­miş­tir. Genel Müdür Alim; Biz basın men­sup­la­rıy­la zaman zaman yap­mış ol­du­ğu top­lan­tı­la­rın­da, “Rize Ba­sı­nı bizim en büyük yar­dım­cı­mız­dır. Bu ta­ri­he kadar ne yap­tıy­sak ve bun­dan böyle daha da çok ça­lı­şıp ne ya­pı­yor­sak, Allah’ın bu böl­ge­mi­ze lüt­fet­ti­ği en de­ğer­li nimet olan ça­yı­mı­zın ge­le­ce­ği ve he­pi­mi­zin rı­zık­lan­dı­ğı yaş çay üre­ti­ci­le­ri­miz için­dir. Hep söy­lü­yo­rum, Çay, bizim için da­mar­la­rı­mız­da­ki kan gi­bi­dir. Tüm eki­bim­le bir­lik­te, siz­le­rin de des­tek­le­riy­le mesai mef­hu­mu gö­zet­mek­si­zin üre­ti­ci­le­ri­miz için, böl­ge­mi­zin eko­no­mik re­fa­hı için fe­da­kar­ca ça­lış­ma­ya devam edi­yo­ruz ve et­me­ye de mec­bu­ruz. Ça­lış­ma­la­rı­mız­da biz­le­re her daim des­tek veren de­ğer­li çay üre­ti­ci­le­ri­mi­ze ve tü­ke­ti­ci­le­ri­mi­ze de şük­ran­la­rı­mı­zı su­nu­yo­rum.” şek­lin­de her daim güzel duy­gu­lar­da bu­lu­nur. Böl­ge­miz­de ya­şa­nan sel fe­la­ke­ti­ne rağ­men, 2’cı sür­gün yaşa çay kam­pan­ya­sı çay ta­rı­mı­nın ya­pıl­dı­ğı 4 ili­miz­de de ka­za­sız be­la­sız ve so­run­suz bir şe­kil­de ta­mam­lan­mak üzer­de­dir. İnşal­lah 3’cu sür­gün­de bi­rin­ci ve ikin­ci sür­gün gibi be­re­ket­li ve her türlü afet­ler­den uzak bir şe­kil­de ta­mam­lan­ma­sı­nı di­li­yo­rum. Genel Müdür sn. Alim be­ra­be­rin­de genel müdür yar­dım­cı­la­rı ve daire baş­kan­la­rı ile bir­lik­te hemen her gün fab­ri­ka ve alım yer­le­ri­ni de­net­li­yor, alım ve üre­ti­min ak­sa­ma­dan tam ka­pa­si­te sür­dü­rül­me­si ça­lış­ma­la­rı­nı sa­ha­da ye­rin­de takip edi­yor. Çoğu zaman sabah 7’de baş­la­dı­ğı me­sa­isi bo­yun­ca de­ne­tim­le­ri­ni, Rize, Trab­zon, Art­vin ve Gi­re­sun’da gece ya­rı­la­rı­na kadar ara ver­me­den devam edi­yor. Çay sek­tö­rü­nün ve mil­yon­lar­ca üre­ti­ci­mi­zin en büyük te­mi­na­tı olan, ÇAY­KUR’un çok gay­ret­li, çok ça­lış­kan Genel Mü­dü­rü sn. Yusuf Ziya ALİM’ın şahit ol­du­ğum ba­şa­rı­lı ça­lış­ma­la­rı ve­si­le­siy­le gö­nül­den kut­lu­yo­rum. Bu yo­rul­mak bil­me­yen ça­lış­ma­la­rı­na Al­la­hü te­la­dan ko­lay­lık­lar di­li­yo­rum.

ÇİÇEKLERİM

Girdim sümbül bağına, kokladım öptüm gülü,

Bağcı dedi: “Ürküttün gene nazlı bülbülü.”

Mâvi leylâk, abayı yakmış gene zambağa,

Mor menekşe bu yüzden biraz gücenmiş bağa.

Karanfil deste deste, kuşlar okuyor beste,

Güvercin ayrı seste, kumrular ayrı seste.

Ihlamuru yükledim, kadifenin sırtına,

Papatyalar kopardı, Horasan’dan fırtına.

Nergis verdim kumruya; kokladı bir ah çekti,

Çapkın serçe kıskandı, kumruya silah çekti.

Kelebek düştü od’a, kebap oldu yüreği,

Dağda tavşanlar yuttu fesleğenli böreği. 

Gelincik gelin oldu, döndü kocakarıya,

Düğünde ümit verdi, ballıbaba arıya.

Lâleden ateş aldı, bahçıvanın lülesi,

Rüzgârda buklelendi, sümbülün ondülesi.

Yâsemin girdi suya, ister ki tenin yuya,

O tenini yumadan, su boğuldu kokuya.

Akasya, bir demet gül dürüp aya yollamış,

Lâkin uçakla değil, gülü yaya yollamış.

Gonca sallanır dalda, arının aklı balda,

Karganınki, leyleğin çaldığı şu kavalda.

Lavanta dizi dizi, yola durmuş iz bekler,

Erguvan, gökyüzünden bir kız oğlan kız bekler.
 

Beklenen kız oğlan kız, mor sakallı, al bıyık,

Ayçiçeği altın tas, maşrabası şakâyık.

Düşmüşüm yâr peşine, kırmızı nar peşine,

Sen koş bakla peşine, ben enginâr peşine.

Salkımlar ulam ulam, sarmaşık dolam dolam,

Yahşi, yaman çiçekler, ben yâri nerde bulam?

Çiçekler senin olsun, sebzeler, meyve benim,

Senin olsun lâle, gül, armutla ayva benim.

Bay Fatin Hoca gökte, bizse ararız yerde,

Teleskopla aşûre, dürbünle pilav, zerde. 

Sözü açtık çiçekten, dırdır ettik gerçekten,

Sona erdi sözümüz, yiyecek içecekten.

Aşı boyası değil, zerdâlinin boyası.

Şükredelim Mevlâya, yedik içtik doyası.
                (Nurullah Ataç)

ÇAYKUR HER YIL DAHA İYİ YÖNETİLİYOR

Doğu Ka­ra­de­niz Böl­ge­mi­zin yarım asır­dır en önem­li eko­no­mik ve is­tih­dam lo­ko­mo­ti­fi, kısa adı KİT olan İkti­sa­di Dev­let Te­şek­kü­lü, ÇAY­KUR’u yaz­mak için ön­ce­lik­le bu de­va­sa dev­let te­şek­kü­lü­nün geç­mi­şi­ni ve bu­gü­nü­nü iyi ta­nı­mak, bil­mek ve iyi ana­liz etmek la­zım­dır.
ÇAY­KUR’un ta­rih­çe­si­ne git­me­ye­ce­ğim. O zaman çok uzun bir yazı olur ve yazı kö­şem­de yer kal­maz. Özet’le ÇAY­KUR; 1940 yı­lın­da çı­ka­rı­lan 3788 Sa­yı­lı Çay Ka­nu­nu ile ül­ke­miz çay­cı­lı­ğı gü­ven­ce al­tı­na alın­mış ve çay bah­çe­si ku­ra­cak­la­ra ruh­sat­na­me alma zo­run­lu­lu­ğu ge­ti­ril­miş­tir. Bu yasal ge­liş­me­nin ar­dın­dan çay tarım alan­la­rı gi­de­rek ge­niş­le­miş ve üre­tim mik­ta­rı hızla yük­sel­miş­tir. ÇAY­KUR, 47 Yaş Çay İşleme Fab­ri­ka­sı, 1 Çay Pa­ket­le­me Fab­ri­ka­sı, 1 Pa­zar­la­ma ve Üre­tim Bölge Mü­dür­lü­ğü, 8 Pa­zar­la­ma Bölge Mü­dür­lü­ğü, Ana­ta­mir Fab­ri­ka­sı, Ata­türk Çay ve Bahçe Kül­tür­le­ri Araş­tır­ma Ens­ti­tü­sü Mü­dür­lü­ğü ve bin­ler­ce ça­lı­şa­nı ile 11.000 bin ton/gün yaş çay iş­le­me ka­pa­si­te­si ile Tür­ki­ye’de çay ta­rı­mı ya­pı­lan, Rize, Trab­zon, Art­vin ve Gi­re­sun il­le­rin­de çay sek­tö­rü­nün en büyük ve en güçlü lider ku­ru­lu­şu­dur. Çayda en büyük pa­za­ra sahip olan ÇAY­KUR; Böl­ge­de üre­ti­len yaş çay ürü­nü­nün yıl­la­ra göre de­ğiş­mek­le bir­lik­te yak­la­şık %55-60´i ÇAY­KUR ta­ra­fın­dan satın alın­mak­ta­dır. ÇAY­KUR’un yurt içi kuru çay pi­ya­sa­sın­da­ki pazar payı ise yak­la­şık %50-55 yük­sel­miş­tir.
ÇAY­KUR üret­ti­ği on­lar­ca çay çe­şit­le­ri­ni fark­lı coğ­raf­ya­lar­da­ki 115 ül­ke­ye ih­ra­cat ya­pı­yor. D. Ka­ra­de­niz böl­ge­miz­de 830 bin dekar alan­da 1 mil­yo­nun üze­rin­de üre­ti­ci aile ta­ra­fın­dan ya­pı­lan yaş çay ha­sa­dı­nın 20 yıl ön­ce­si­ne git­ti­ği­miz­de, yaş çay kam­pan­ya­sı­nın baş­la­ma­sıy­sa bir­lik­te böl­ge­de ça­yı­nı top­la­yıp vak­tin­de sa­ta­ma­yan, ürü­nün be­de­li­ni ala­ma­yan, vak­tin­de sa­tı­la­ma­dı­ğı için zayi olan yaş cay ürünü de­ni­ze dö­ken­ler, hay­van­la­rın al­tı­na se­ren­le­ri unut­ma­dık. 2000’lı yıl­lar ön­ce­sin­de üre­ti­ci­le­rin çay­la­rı­nı top­la­yıp sat­ma­sı, ürün be­del­le­ri­ni ala­bil­me­le­ri başta özel sek­tör olmak üzere iş­let­me­le­rin keyfi po­li­ti­ka­la­rı­na kal­mış­tı. Her yaş çay kam­pan­ya­sı ön­ce­si ve kam­pan­ya­la­rın baş­la­ma­sıy­la bir­lik­tir, ÇAY­KUR özel­le­şi­yor, üre­ti­ci­ler yaşa çay ta­ba­nı­nı çok düşük buldu, üre­ti­ci­ler yaş çay­la­rı­nı sa­ta­mı­yor ve yaş çay be­del­le­ri­ni vak­tin­de ala­mı­yor ha­ber­le­ri ve kav­ga­la­rı ay­lar­ca ya­zı­lı ve gör­sel med­ya­da haber olur­du. Çay ha­sa­dın­da büyük mağ­du­ri­yet­ler ya­şa­nır­dı. Bin­ler­ce üre­ti­ci­nin ham mad­de­si so­rum­suz özel sek­tör fab­ri­ka­la­rı ta­ra­fın­dan ser­ma­ye ya­pı­la­rak kul­la­nı­lır­dı. Böl­ge­de her yıl kar­ga­şa için­de devam eden yaş çay kam­pan­ya­la­rı, üre­ti­ci­le­ri bez­di­rir, bir hayli yorar, yıp­ra­tır ve mut­suz bir şe­kil­de son bu­lur­du. Şimdi ge­le­lim ÇAY­KUR’un bu­gün­kü du­ru­mu­na. 35 yıl­lık ga­ze­te­ci­lik ve yö­ne­ti­ci­lik ha­ya­tım­da, böl­ge­me in­sa­nı­mı­zın eko­no­mik re­fa­hı ve en çok iş is­tih­da­mı sağ­la­yan kurum ola­rak ÇAY­KUR’u hep önem­se­dim. Ben­de­niz­de as­ker­lik dö­nü­şü iki yıl Çay­kur İyi­de­re Çay Fab­ri­ka­sı la­bo­ra­tu­va­rın­da görev yap­tım. Son­ra­sın­da is­ti­fa ede­rek ga­ze­te­ci­lik mes­le­ği­ni ter­cih ettim. Yıl­lar­ca Çay­kur’un ha­ber­le­ri­ni ya­pı­yor ve Çay­kur’la il­gi­li ma­ka­le­ler ya­zı­yo­rum. 30 yıl­dır aktif ola­rak ya­kın­dan takip et­ti­ğim Çay­kur son 18 yıl­dır ta­ri­hi­nin en güçlü ve en so­run­suz yıl­la­rı­nı ya­şa­mak­ta­dır. Geç­miş­te nasıl rah­met­li Baş­ba­kan Ahmet Mesut Yıl­maz ta­ra­fın­dan Çay­kur’un özel­leş­ti­ril­me­si­ne izin ve­ril­me­diy­se, bu­gün­de 2003 yı­lın­da güçlü bir şe­kil­de tek ba­şı­na ik­ti­da­ra ge­le­rek, T.C. Baş­ba­ka­nı ola­rak ül­ke­mi­zi yö­net­me­ye baş­la­yan ve bugün Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti­nin 12’cı Cum­hur­baş­ka­nı­mız olan sn. Recep Tay­yip Er­do­ğan’ın akıl­cı eko­no­mik po­li­ti­ka­la­rı ve tec­rü­be­li bir si­ya­set­çi ola­rak yıl­lar­dır ya­kın­dan bil­di­ği çayın so­run­la­rı­nın ya­nın­da, ÇAY­KUR ‘uda çok iyi ta­nı­yıp takip et­me­si so­nu­cu böl­ge­nin tek al­ter­na­tif­siz geçim kay­na­ğı olan çaya ve ÇAY­KUR’a yıl­lar­dır eko­no­mik ola­rak rahat bir nefes al­dır­ma­ya devam et­mek­te­dir. Çay­kur’da sn. Cum­hur­baş­ka­nı Er­do­ğan’ın daha önce gö­re­ve ge­tir­di­ği, Çay­kur Genel Mü­dür­le­ri ve YK Baş­kan­la­rı­nın bu gü­zi­de ku­ru­ma yıl­lar­ca ver­miş ol­duk­la­rı ba­şa­rı­lı ça­lış­ma­la­rı yaz­ma­ya­ca­ğım. Yazı yaz­dı­ğım köşem şim­di­lik buna mü­sa­it de­ğil­dir. Bir ga­ze­te­ci ve ya­za­rın ger­çek­le­ri de yaz­mak mes­le­ği­mi­zin ge­re­ği­dir. Ga­ze­te­ci haber ya­zar­ken tek ta­ra­fı di­ne­le­mez, tek ta­ra­fın söy­le­dik­le­ri­ni ka­le­me almaz, olayı ve ya ki­şi­le­ri kar­şı­lık­lı din­ler ob­jek­tif yazar, tek ta­raf­lı süb­jek­tif yaz­maz. Güneş bal­çık­la sı­van­maz. Her­ke­sin gör­dü­ğü­nü, ya­şa­dı­ğı­nı, bil­di­ği­ni, yan­lış ve ger­çek ol­ma­yan söz­ler­le de­ğiş­ti­re­mez­si­niz, ört bas ede­mez­si­niz, in­sa­nın gön­lü­nü in­cit­miş olur­su­nuz. Bugün ma­ale­sef henüz yasal bir sı­nır­la­ma ha­ya­ta ge­çi­ril­me­di­ğin­den bin­ler­ce sos­yal medya mec­ra­sın­da, yaz­dı­ğı­mız yazı ve ha­ber­le­rin yorum kıs­mın­da, çakma isim­ler­le, nef­ret dili içe­ren, si­ya­si saik içe­ren, mak­sat­lı, küçük dü­şür­me, iti­bar­sız­laş­tır­ma, çıkar, men­fa­at te­rim­le­ri­ni kul­lan­ma gibi hiç bir Müs­lü­man in­sa­na ya­kış­ma­ya­cak asıl­sız yo­rum­lar ya­zıl­mak­ta­dır. Bu bugün yazı ve haber yazan her­ke­sin ra­hat­sız ol­du­ğu bir ah­la­kı ko­nu­dur. Bu gibi yo­rum­la­ra katkı sağ­la­mak için yazı ve haber gön­der­di­ği­miz haber sit­le­ri­nin edi­tör­le­ri mü­sa­ade et­me­me­li­dir­ler. Bu bir kul hak­kı­dır. Doğ­ru­la­rı yaz­mak ne hik­met­se bazı kesim ve ki­şi­le­re ra­hat­sız­lık ver­mek­te­dir. Bu da bir ahlak so­ru­nu­dur. Bizim kül­tü­rü­müz­de, örf ve adet­le­ri­miz­de, yi­ğit­lik in­ti­kam almak, nef­ret etmek, ka­ra­la­mak, küçük dü­şür­mek hiç de­ğil­dir. Yüce inan­cı­mı­zın ge­re­ği hakkı tes­lim etmek ve ta­ham­mül et­mek­tir. Kim ne derse, kim ne ya­zar­sa yaz­sın! Bugün ÇAY­KUR eko­no­mik ve sos­yal ola­rak Tür­ki­ye’nin ve böl­ge­mi­zin çok büyük de­va­sa bir aile­si ola­rak, mil­yon­lar­ca üre­ti­ci­si, tü­ke­ti­ci­si, sa­tı­cı­sı, iş­çi­si, me­mu­ru ve tüm pay­daş­la­rıy­la sa­de­ce Tür­ki­ye’nin her ye­rin­de değil, dün­ya­nın yüz­ler­ce ül­ke­sin­de ta­ri­hi­nin en iti­bar­lı, en güçlü, en ka­li­te­li ve en gü­ve­ni­lir sağ­lık içe­ren ürün­le­ri­ni her yıl çe­şit­len­di­re­rek üret­me­ye ve sat­ma­ya devam edi­yor. Ay­rı­ca sos­yal so­rum­lu­luk pro­je­le­riy­le tüm in­san­lı­ğın hiz­me­ti­ne ver­miş ol­du­ğu hiz­met­le­ri­ne yeni pro­je­le­ri ha­ya­ta ge­çir­me­ye devam edi­yor. Çay­kur Genel Mü­dür­lü­ğü gö­re­vi­ne gel­di­ği gün­den bu­gü­ne değin ve ön­ce­sin­de Çay­kur’un bir­çok de­ği­şik Çay fab­ri­ka­la­rın­da yıl­lar­ca yap­mış ol­du­ğu ba­şa­rı­lı ve tec­rü­be­li gö­rev­le­rin­de­ki bi­ri­kim­le­riy­le, Çay­kur’a çok daha fay­da­lı olmak için mev­cut kad­ro­suy­la bir­lik­te gece, gün­düz mesai mef­hu­mu gö­zet­me­den ça­lı­şan kişin ismi, Çay­kur Genel Müdür ve YK Baş­ka­nı Yusuf Ziya ALİM’dır. Genel Müdür ve YK Baş­ka­nı ALİM; ÇAY­KUR’a te­pe­den ge­ti­ril­miş bi­ri­si de­ğil­dir. Ku­ru­mun bir­çok önem­li ka­de­me­sin­de yıl­lar­ca yap­mış ol­du­ğu yö­ne­ti­ci­lik gö­rev­le­rin­de, ça­lış­kan­lı­ğı, is­ra­fa karşı tu­tu­mu onu ba­şa­rı­ya ta­şı­mış­tır. Yıl­lar­dır Ri­ze­li hem­şe­ri­le­ri­miz önem­li bü­rok­rat­lar ye­tiş­ti­re­me­me­nin şi­ka­ye­tin­den ya­kı­nır du­rur­lar. İşte size, işini de­li­ce­si­ne seven, şim­di­ler­de vakti ol­mu­yor, daha bir­kaç sene ön­ce­sin­de kendi bah­çe­sin­de hafta sonu ça­yı­nı top­la­yıp, sır­tı­na alıp çay alım evine gö­tü­ren, Ri­ze­li milli ve yerli ça­lış­kan bir bü­rok­ra­tı­mız var­dır. Ama çok is­te­di­ği­miz ve so­nun­da Çay­kur Genel Mü­dü­rü­müz ola­rak kıy­met­li Cum­hur­baş­ka­nı­mız ta­ra­fın­dan ata­ma­sı ger­çek­le­şen sn. ALİM, ça­yı­mı­zın tüm so­run­la­rı­nı ve çö­züm­le­ri­ni çok iyi bilen ve bu so­run­la­ra çözüm için gece, gün­düz de­me­den, mesai mef­hu­mu gö­zet­me­den ça­lı­şan bi­ri­si ola­rak bir kısım mah­fil­ler ta­ra­fın­dan yıp­ra­tıl­ma­ya ça­lı­şıl­mak­ta­dır. ÇAY­KUR’da ba­şın­dan beri yap­mış ol­du­ğu ta­sar­ruf­lar­la her türlü is­ra­fa son ver­miş, ku­ru­mun dört bir ya­nın­da atıl du­rum­da bu­lu­nan tüm eski, araç, gereç, ma­ki­ne, demir, saç vs. gibi her türlü ak­sa­mı üre­ti­me ka­zan­dır­ma­ya, kurum ola­rak de­ğer­len­di­ri­le­me­yecek ve yıl­lar­dır fab­ri­ka­la­rın de­po­la­rın­da, mey­dan­la­rın­da bu­lu­nan ve kul­la­nıl­ma­yan ma­ki­ne ve tü­rev­le­ri­ni ihale yo­luy­la de­ğer­len­di­rip ku­ru­mun ka­sa­sı­na maddi ola­rak dö­nü­şü­mü­nü sağ­la­mış oldu. Başta Genel Mü­dür­lük bi­na­sı olmak üzere, ku­ru­mun ge­ne­lin­de tü­ke­ti­len her türlü ma­ter­ya­le sı­nır­la­ma ve tu­tum­lu­luk alış­kan­lı­ğı­nı ha­ya­ta ge­çir­di. Genel Mü­dü­rü ALİM’ın Çay­kur­da daha önce bu­lun­du­ğu gö­rev­le­ri kı­sa­ca ola­rak bu gö­rev­le­rin­den kı­sa­ca bah­se­de­ce­ğim. 1966 Rize do­ğum­lu olup, Ana­do­lu Üni­ver­si­te­si İkti­sat Fa­kül­te­si me­zu­nu (1992) olup, Recep Tay­yip Er­do­ğan Üni­ver­si­te­si Sos­yal Bi­lim­ler Ens­ti­tü­sü İşlet­me Ana­bi­lim Da­lın­da Yük­sek Li­sans yaptı.(2013-2014) Çay­kur’da 1992-1994 yıl­la­rı arası si­gor­ta­lı ola­rak ça­lış­tı. Çay­kur Ca­mi­da­ğı Çay Fab­ri­ka­sın­da 5 yıl memur ola­rak görev yaptı. Son­ra­sın­da, Mu­ha­se­be ve Mali İşler Da­ire­si Baş­kan­lı­ğın­da Şef oldu. Çay­kur Mu­sa­da­ğı Çay Fab­ri­ka­sın­da Kısım Mü­dü­rü, Genel Mü­dür­lük Mu­ha­se­be ve Mali İşler Da­ire­si Baş­kan­lı­ğın­da Şube Mü­dü­rü, Ar­dın­dan 7 yılı aşkın Çay­kur Per­so­nel Da­ire­si Baş­kan­lı­ğı gö­re­vi­ni yü­rüt­tü. 28.08.2015 yı­lın­da Çay­kur Genel Müdür Yar­dım­cı­lı­ğı gö­re­vi­ni 04.05.2018)’e kadar sür­dür­dü. Aka­bin­de, Çay­kur Genel Müdür Ve­ki­li, Çay­kur Yö­ne­tim Ku­ru­lu Üyesi ve Genel Müdür Yar­dım­cı­lı­ğı ve so­nun­da, 09.01.2021 ta­ri­hin­de Çay­kur Genel Mü­dü­rü ve YK Baş­kan­lı­ğı­na atan­dı. Çay­kur’un bir kaç yıl­dır yaş çay alım­la­rı, kuru çay sa­tış­la­rı başta olmak üzere rekor üze­ri­ne yeni re­kor­lar kır­dı­ğı bi­le­nen bir ger­çek­tir. Çay­kur Genel Mü­dü­rü ve YK Baş­ka­nı Yusuf Ziya Alim’in me­sa­isi­nin ço­ğu­nu hafta için­de daha çok böl­ge­de bu­la­nan tüm fab­ri­ka­la­rın­da, bazen de çay alım ev­le­rin­de üre­ti­ci­le­ri din­le­ye­rek ge­çir­di, hafta son­la­rı ise Tür­ki­ye’nin dört bir ya­nın­da bu­lu­nan Bölge Mü­dür­lük­le­ri­ne ve Çay­kur çay ba­yi­le­ri­ne yap­mış ol­du­ğu ça­lış­ma prog­ram­la­rıy­la, Çay Satış Ma­ğa­za­la­rı­nın bu il­ler­de de ha­ya­ta ge­çi­ril­me­si, ba­yi­le­rin çay de­po­la­rı, Ma­ğa­za­la­rı, çay­lar­la il­gi­li mem­nu­ni­yet ve ya şi­ka­yet gibi sa­tı­cı ve tü­ke­ti­ci ta­lep­le­ri ve is­tek­le­ri­ni, çay sa­tış­la­rı­nın çok daha yük­sek ra­kam­la­ra eriş­me­si için hep bir­lik­te ya­pa­bi­le­cek­le­ri yeni ça­lış­ma­lar­la il­gi­li bilgi ve fikir pay­la­şım­la­rın­da bu­lun­mak­ta­dır. Tür­ki­ye’de ça­yı­mı­zın ön­cü­sü ve artık bir dünya mar­ka­sı olan Çay­kur, yaş çay alımı, kuru çay sa­tı­şı ve gün­lük yaş çay iş­le­me ka­pa­si­te­siy­le, so­run­suz ve hu­zur­lu bir şek­li­de ta­ri­hin­de ilk kez ard arda en yük­sek rekor ra­kam­la­rı ba­şa­rı­sı­nı elde et­miş­tir. Genel Müdür Alim; Biz basın men­sup­la­rıy­la zaman zaman yap­mış ol­du­ğu top­lan­tı­la­rın­da, “Rize Ba­sı­nı bizim en büyük yar­dım­cı­mız­dır. Bu ta­ri­he kadar ne yap­tıy­sak ve bun­dan böyle daha da çok ça­lı­şıp ne ya­pı­yor­sak, Allah’ın bu böl­ge­mi­ze lüt­fet­ti­ği en de­ğer­li nimet olan ça­yı­mı­zın ge­le­ce­ği ve he­pi­mi­zin rı­zık­lan­dı­ğı yaş çay üre­ti­ci­le­ri­miz için­dir. Hep söy­lü­yo­rum, Çay, bizim için da­mar­la­rı­mız­da­ki kan gi­bi­dir. Tüm eki­bim­le bir­lik­te, siz­le­rin de des­tek­le­riy­le mesai mef­hu­mu gö­zet­mek­si­zin üre­ti­ci­le­ri­miz için, böl­ge­mi­zin eko­no­mik re­fa­hı için fe­da­kar­ca ça­lış­ma­ya devam edi­yo­ruz ve et­me­ye de mec­bu­ruz. Ça­lış­ma­la­rı­mız­da biz­le­re her daim des­tek veren de­ğer­li çay üre­ti­ci­le­ri­mi­ze ve tü­ke­ti­ci­le­ri­mi­ze de şük­ran­la­rı­mı­zı su­nu­yo­rum.” şek­lin­de her daim güzel duy­gu­lar­da bu­lu­nur. Böl­ge­miz­de ya­şa­nan sel fe­la­ke­ti­ne rağ­men, 2’cı sür­gün yaşa çay kam­pan­ya­sı çay ta­rı­mı­nın ya­pıl­dı­ğı 4 ili­miz­de de ka­za­sız be­la­sız ve so­run­suz bir şe­kil­de ta­mam­lan­mak üzer­de­dir. İnşal­lah 3’cu sür­gün­de bi­rin­ci ve ikin­ci sür­gün gibi be­re­ket­li ve her türlü afet­ler­den uzak bir şe­kil­de ta­mam­lan­ma­sı­nı di­li­yo­rum. Genel Müdür sn. Alim be­ra­be­rin­de genel müdür yar­dım­cı­la­rı ve daire baş­kan­la­rı ile bir­lik­te hemen her gün fab­ri­ka ve alım yer­le­ri­ni de­net­li­yor, alım ve üre­ti­min ak­sa­ma­dan tam ka­pa­si­te sür­dü­rül­me­si ça­lış­ma­la­rı­nı sa­ha­da ye­rin­de takip edi­yor. Çoğu zaman sabah 7’de baş­la­dı­ğı me­sa­isi bo­yun­ca de­ne­tim­le­ri­ni, Rize, Trab­zon, Art­vin ve Gi­re­sun’da gece ya­rı­la­rı­na kadar ara ver­me­den devam edi­yor. Çay sek­tö­rü­nün ve mil­yon­lar­ca üre­ti­ci­mi­zin en büyük te­mi­na­tı olan, ÇAY­KUR’un çok gay­ret­li, çok ça­lış­kan Genel Mü­dü­rü sn. Yusuf Ziya ALİM’ın şahit ol­du­ğum ba­şa­rı­lı ça­lış­ma­la­rı ve­si­le­siy­le gö­nül­den kut­lu­yo­rum. Bu yo­rul­mak bil­me­yen ça­lış­ma­la­rı­na Al­la­hü te­la­dan ko­lay­lık­lar di­li­yo­rum.

SOKAK GÖSTERİLERİNİN YAŞANDIĞI TUNUS CERBE ZAFERİ

Bir haftadır Tunus’ta oldukça sıcak gelişmeler yaşanıyor. Sokak gösterileri artarak tehlikeli boyutlara doğru gidiyor.  Cumhurbaşkanı Kays Said’in açıklamalarının ardından tüm dünyanın gözü Tunus’a çevrildi.

Ben bu yazımda sizlere bugün Tunus’ta yaşanan olayların tarihine denk gelen, Batı Akdeniz’e yıllarca hükmeden Turgut Reis, Tunus yakınlarındaki Cerbe adasını ele geçirerek kendisine üs yapmıştı. Preveze’de büyük bir mağlubiyete uğrayan Avrupalılar, bunun intikamını almak için kalabalık bir donanma ile 2 Mart 1560’da Cerbe adasına asker çıkardı. Turgut Reis durumu İstanbul’a bildirdi ve Trablus’a çekildi. Osmanlı Donanması 13 Mayıs günü Cerbe açıklarına geldi. Bu donanmada, Kurdoğlu Muslihiddin Reis, Uluç Ali Reis, Seydi Ali Reis de bulunuyordu. Preveze Savaşı’nda uygulanan taktikle savaş yapılması kararlaştırıldı. İlk hücumda neye uğradığını anlayamayan düşman kaçmaya başladı. Osmanlı kuvvetleri Cerbe Kalesi’ni kuşattılar ve 31 Temmuz günü kale teslim oldu. Cerbe Zaferi ile Akdeniz hâkimiyeti kesin olarak Osmanlılara geçti ve artık hiçbir devlet Osmanlıdan izinsiz denize açılamaz oldu.

« Older Entries