Category Archives: B. Ali KAVALCI

EYÜP SULTAN HAZRETLERİNİN VEFÂTI

Eyüp Sul­tan’ın ismi, Hâlid bin Zeyd’dir.
Es­hâb-ı ki­râ­mın bü­yük­le­rin­den­dir.
Re­sû­lul­lah Me­di­ne’ye hic­ret edin­ce, bu zatın evin­de 7 ay mi­sa­fir oldu.
Bütün ga­za­lar­da bu­lun­du. Hicrî 50 yı­lın­da Süf­yân bin Avf em­rin­de İstan­bul’a gelen asker ara­sın­da 33 Sa­ha­be vardı.
Bun­lar­dan Haz­ret-i Hâlid di­zan­te­ri­den vefat etti.
Fâtih Sul­tan Meh­met’in ho­ca­la­rın­dan Ak­şem­sed­dîn haz­ret­le­ri kab­ri­ni keş­fet­ti.
Üze­ri­ne bir türbe ile ya­nı­na bir câmi ya­pıl­dı.
Os­man­lı hü­küm­dar­la­rı tahta çı­kın­ca bu türbe önün­de Cuma günü kılıç ku­şa­nır­lar­dı.
Buna “Kılıç Alayı” de­nir­di. İstan­bul Se­fe­ri:
Ebu Eyyub El En­sa­rı Hz.
“Kons­tan­ti­niy­ye mut­la­ka feth olu­na­cak­tır.
Onu fet­he­den ku­man­dan ne güzel bir ku­man­dan, onu feth eden asker ne güzel bir asker bir as­ker­dir.” ha­di­si­ne maz­har olmak için fır­sat kol­lu­yor­du.
Hz.​Ali (RA) dö­ne­min­de­ki sa­vaş­la­ra da ka­tıl­mış­tı.
Ha­ri­cî­le­re karşı ya­pı­lan Neh­ri­van Sa­va­şı­na da Me­da­yin’e kadar gel­miş­ler­di.
Onun ak­lın­da hep İstan­bul vardı.
Hz.​Mu­avi­ye’nin (RA) hi­la­fe­ti dö­ne­min­de onun oğlu Yezid ku­man­da­sın­da İstan­bul’a dü­zen­le­nen se­fe­re ka­tıl­mak üzere ha­zır­lan­dı.
Bu se­fe­re; İbn-i Ömer, İbn-i Abbas gibi sa­yı­la­rı bi­lin­me­yen nice sa­ha­bi de ka­tıl­dı.
Sene 669 du.
Ebu Eyyub El En­sa­rı Hz. nin yaşı 70 in üze­rin­dey­di.
Sa­va­şın zor­luk­la­rı­na ta­ham­mül ede­me­ye­ce­ği­ni dü­şü­nen ya­kın­la­rı onu cay­dır­ma­ya ça­lış­tı­lar ama ba­şa­rı­lı ola­ma­dı­lar, kesin ka­rar­lı ol­du­ğu için se­fe­re ka­tıl­dı.
İstan­bul ön­le­ri­ne gel­miş­ler, Haliç ya­kın­la­rı­na ka­rar­gâh kur­muş­lar­dı.
Ebu Eyyub El En­sa­rı Hz. ken­di­si­ne tah­sis edi­len ça­dır­da gün geç­tik­çe daha çok güç­ten dü­şü­yor­du.
Ra­hat­sız­lı­ğı iyice ar­tın­ca Ordu ko­mu­ta­nı olan Yezid İbni Mu­avi­ye ya­nı­na geldi.
Bir di­ye­ce­ği olup ol­ma­dı­ğı­nı sordu.
O da şu ce­va­bı verdi.
“Benim sizin dün­ya­nız­dan hiç bir arzum ve ta­le­bim yok.
Yal­nız siz­den şunu is­ti­yo­rum.
Eğer bu­ra­da vefat eder­sem, beni müm­kün ol­du­ğu kadar düş­man bel­de­si­nin içine doğru gö­tü­rüp sur­la­ra yakın bir yerde def­ne­din.
Zira Ra­su­lul­lah (SAV) den -Kons­tan­ti­niy­ye sur­la­rı­nın di­bin­de salih bir kimse def­ne­di­le­cek­tir de­di­ği­ni işit­tim.
O salih kişi uma­rım ki ben ola­yım.” bu söz­ler­den sonra vefat etti.
Naşı va­si­ye­ti üze­ri­ne or­du­nun gi­de­bil­di­ği en ileri nok­ta­ya def­ne­dil­di. Kab­rin Bu­lun­ma­sı:
Fatih S.​ Meh­met İstan­bul’u fet­hi­nin aka­bin­de daha or­du­nun bir kısmı Ok mey­da­nın­da iken Ho­ca­sı Ak­şem­sed­din’den kab­rin bu­lun­ma­sı için ri­ca­da bu­lun­muş­tu.
Ak­şem­sed­din Hz. o gece Ok­mey­da­nı’ndaki ça­dı­rın­da Al­la­hu Teâla ya dua etmiş ve is­ti­ha­re­ye yat­mış­tı.
Er­te­si sabah Fa­tihl’e bir­lik­te git­ti­ler.
Ak­şem­sed­din Hz. kol­tu­ğu­nun al­tın­da­ki sec­ca­de­si­ni yere se­re­rek na­ma­za durdu.
Uzun süre huşu için­de namaz kıldı.O sı­ra­da Fatih’in ya­nın­da ge­len­ler­de he­ye­can için­de bek­li­yor­lar­dı. Na­ma­zı­nı bi­ti­rin­ce kab­rin bu­lun­du­ğu yeri Fatih’e gös­ter­di. Fatih’in em­riy­le bir­kaç kişi o yeri kaz­dı­lar. Bir taş bu­lun­du. Üze­rin­de ” Haza kabri Eba Eyyub” (Bu­ra­sı Eba Ey­yu­bun Kab­ri­dir.) ya­zı­yor­du. Taşı kal­dır­dık­la­rı zaman hay­ret­ler için­de kal­dı­lar. Eyyub (ra)’ın naşı hiç bo­zul­ma­mış­tı. Nur için­de ya­tı­yor­du. Türbe ya­pı­la­na kadar ye­ni­den ka­pa­tıl­dı. Ak­şem­sed­din Hz. kab­rin baş ve aya­kuç­la­rı­na iki fidan dikti. Türbe fe­tih­ten hemen sonra inşa edil­di. Cami ise 1459’da ya­pıl­dı. Bir­çok tamir gördü ama ilk şek­li­ni ko­ru­du. Tür­be­nin se­def­li ka­pı­sı­nı Sul­tan 2.​Abdulha­mid Han yap­tır­mış­tır. San­du­ka­nın üze­rin­de Sul­tan 2.​Mah­mud’un yap­tır­dı­ğı atlas ör­tü­de Kis­ve-i Şerif ya­zı­lı­dır. Bu­ra­da­ki ya­zı­la­rın bir kıs­mı­nı Sul­tan 2.​Mah­mud diğer kıs­mı­nı da Hat­tat Mus­ta­fa Rakım Efen­di yaz­mış­tır. Tür­be­nin önün­de­ki seyir pen­ce­re­si­ni 1.​Ahmet, san­du­ka­nın et­ra­fı­nı saran gümüş şe­be­ke­yi sul­tan 3.​Selim yap­tır­mış­tır. Tahta çıkan pa­di­şah­la­rın kılıç ku­şan­ma tö­ren­le­ri san­du­ka­nın arka ta­ra­fın­da ya­pı­lır­dı.

FATİH SULTAN MEHMET HAN HZ. VEFATI

Türk İmparatoru II. Mehmed 30 Mart 1432’de doğmuş ve 3 Mayıs 1481’de ölmüştür, Osmanlı İmparatorluğu’nun yedinci padişahıdır. Tarihî kaynaklarda ismi Muhammed şeklinde geçer. İlk olarak 1444-46 yılları arasında kısa bir dönem, daha sonra 1451’den 1481 yılında ölümüne kadar 30 yıl boyunca hüküm sürdü.
II. Mehmed, 21 yaşında İstanbul’u fethederek 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu’na son verdi ve bu olay birçok tarihçi tarafından Orta Çağ’ın sonu Yeni Çağ’ın başlangıcı olarak kabul edildi. Fetih’ten sonra Fethin Babası anlamına gelen “Ebû’l-Feth” Osmanlı Türkçesi ile daha sonraki dönemlerde ise “Çağ Açan Hükümdar” ve “Kayser-i Rum” unvanları ile anıldı.
Fatih, İslam Peygamberi Muhammed’in bir hadisine nail olduğu için günümüzde Türkiye ve İslam dünyasının geniş bir kesiminde “kahraman” olarak kabul edilmektedir.
Tarihin en büyük hükümdarlarından olan Fâtih Sultan Mehmed Hân, 3 Mayıs 1481’de vefât etmiştir.
Fâtih Sultan Mehmed Hân, Osmanlı Pâdişahlarının yedincisi, II. Murad Hânın oğlu ve II. Bâyezid Hânın babasıdır.
1431’de Edirne’de doğdu. Daha 22 yaşında iken, İstanbul’u alarak, Bizans İmparatorluğu’na son veren bu büyük hükümdar, Arnavutluk’u, Bosna ve Hersek’i almış, Yunanistan’ın fethini tamamlamış ve Balkanları idaresi altında birleştirmiş, Trabzon-Rum Pontus Devleti’ne son vermiştir. Toplam iki İmparatorluk, Dört Krallık, Altı Prenslik ve Beş de Dükalık olmak üzere, 17 Devlet fethetmiştir.
Çe­şit­li ilim­le­ri öğ­ren­mek için dev­rin en mü­te­has­sıs âlim­le­ri­ni ken­di­si­ne ho­ca tayin eder­di. Bun­lar her gün mu­ay­yen sa­at­te ge­lip, ken­di­si­ne ders oku­tur­lar­dı. Akşemseddin, Ho­ca­zade, Gürânî, Mol­la İl­yas, Si­ra­ced­din Ha­le­bî, Mol­la Ab­dül­ka­dir, Ha­san Sam­su­nî, Mol­la Hüsrev gi­bi bü­yük âlim­ler ona ho­ca­lık yap­mış­lar­dı. Onun vefatı ile Hı­ris­ti­yan­lık dün­ya­sı bay­ram yap­ıp ki­li­se­le­rin­de 3 gün çan ça­lın­dı.
Cenazesi İs­tan­bul’a ge­ti­ril­ip 22 Ma­yıs’­ta Fâtih Câmii bahçesindeki kabrine defnedilmiştir. Bendenize bu mübarek zatin kabrini defalarca ziyaret etmek nasip oldu. Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun.

Kaynak: Osmanlı tarihi…

RAMAZAN AYI BİR MEDENİYETTİR

Müs­lü­man olan mil­let­ler şu­nu unut­ma­ma­lı­dır ki; İs­lâ­mi­yet, Müs­lü­man olan Türk­le­ri be­diî bir şek­le sok­muş ve Ra­ma­zan ayın­da mah­ya, te­miz­lik, ra­bı­ta­lı­lık, ah­lâk tas­fi­ye­si, gü­nah ve za­rar­lı şey­ler­den çe­kin­me, cö­mert­lik ve her­ke­si dü­şün­me ter­bi­ye­si­ni bir ara­ya ge­ti­re­rek, bir; “Ra­ma­zan Me­de­ni­ye­ti” vü­cu­da ge­tir­miş­tir.
Öl­mek is­te­yen­ler bi­le; “Şu Ra­ma­za­nı gö­re­yim de öy­le…” di­ye­rek ha­ya­tın­da bir de­fa da­ha id­rak et­mek­le nok­san­sız ahirete göç­me­yi dü­şün­müş­ler­dir.
Ra­ma­zan­da 30 gün oruç tu­tan­lar bay­ra­mın bi­rin­ci gü­nü oruç tut­ma­dı­ğın­dan bir şey ye­me­ğe uta­nır ve bir ne­vi gün­düz ye­me­nin ace­mi­li­ği ve mah­cup­lu­ğu için­de­dir.
Âde­ta gi­den Ra­ma­zan­dan sı­kı­lır.
Ra­ma­zan gi­di­yor, aca­ba bir da­ha se­ne­ye çı­ka­cak mı­yım di­ye ağ­la­yan­la­rı bi­li­rim ben.
Hele o Ramazanı karşılayanlar, üç ayları yâni Recep ve Şâban aylarını da tutarlar…
Ramazandan sonra Savm-ı Davud’a (Bir gün açıp bir gün oruç tutmaya) meraklı olanlar da her Ramazanın çocukluklarından beri hâfızalarında yer eden tesirlerinin saadeti içindedirler.
San­ki Pey­gam­ber efen­di­miz şe­hir­le­ri­mi­ze ge­lir, he­pi­mi­zin saadet ve fa­kir­hâ­ne­mi­ze ruhen misafir olur.
Asıl bay­ram Ra­ma­zan bit­tik­ten son­ra de­ğil biz­zat Ra­ma­zan­da olur.
Öy­le ki bu bay­ram, se­ne­de bir ay ge­lir, ama onun gel­me­si tam on bir bay­ram se­vin­ci için­de ge­çer.
Her hakiki Müs­lü­ma­nın gön­lün­de Allah telanın kor­ku­su ka­dar Ra­ma­zan sev­gi­si de yer et­miş­tir.
Bay­ram de­ğil Ra­ma­zan dü­ğün ayı­dır. O dü­ğü­ne her­kes müş­tak­tır.
Ra­ma­za­na çok şü­kür on ay kal­dı, di­ye bir ay da­ha yak­laş­ma­nın se­vin­ciy­le göz­le­ri ya­şa­ran­la­rıbi­li­rim.
Ka­dir (Gecesi) gü­nü, Müs­lü­man­la­rın çok mü­te­es­sir bir gü­nü­dür…
Câ­mi­ler­de “elveda” evazelerinden ağ­la­ma­dık can kal­maz.
Ar­tık o is­mi var cis­mi yok bir Ra­ma­zan ömür­ler ol­duk­ça ge­le­cek, tıp­kı kuy­ruk­lu bir yıl­dız gi­bi sey­re­de­cek­tir…
Fakat kuyruğunu götürmez, bırakır.
On­dan Türk­ler bir “Ra­ma­zan Me­de­ni­ye­ti” kur­muş­lar­dır. O me­de­ni­yet, gö­rü­yo­ruz ki ruh­lar­da ber­devam­dır.
Kaynak: Ord. Prof. Dr. Sü­heyl Ün­ver

ABD’Lİ PROF. GUNTER 1915 ERMENİ YALANLARI
OLAYINI ANLATTI

Türk-Ame­ri­kan Ulu­sal Yön­len­dir­me Ko­mi­te­si (TASC) ta­ra­fın­dan dü­zen­le­nen; “Asır­lık Er­me­ni Ya­la­nı ve Si­ya­si Sü­re­ci” pa­ne­li­ne video kon­fe­rans yo­luy­la ka­tı­lan Orta Doğu uz­ma­nı Mic­ha­el Gun­ter, 1915 olay­la­rı­nın yıl dö­nü­mü ola­rak kabul edi­len, 24 Nisan’a iliş­kin özet­le şu de­ğer­len­dir­me­ler­de bu­lun­du:
“1915 olay­la­rı­nın her iki taraf açı­sın­dan da acı­lar­la dolu ol­du­ğu­nu ve bir­çok Er­me­ni’nin bu sü­reç­te ha­ya­tı­nı kay­bet­ti­ği­ni be­lir­te­rek; “Buna rağ­men ya­şa­nan­lar Er­me­ni Soy­kı­rı­mı ola­rak ni­te­len­di­ri­le­mez. Daha ön­ce­sin­de bir­çok Türk, Er­me­ni çe­te­ler ta­ra­fın­dan kat­le­dil­di. Er­me­ni çe­te­le­ri­nin, sa­vaş­lar­dan yor­gun düşen Os­man­lı Dev­le­ti’nin için­de bu­lun­du­ğu zorlu du­ru­mu fır­sat ola­rak gör­dü­ğü­nü ve Bi­rin­ci Dünya Sa­va­şı’ndan en az 50 yıl önce Os­man­lı Dev­le­ti’ne karşı sal­dı­rı­lar dü­zen­le­di.
Er­me­ni çe­te­ler ta­ra­fın­dan 21 Tem­muz 1905 günü Os­man­lı Pa­di­şa­hı II. Ab­dül­ha­mid’in hedef alın­dı­ğı “Yıl­dız Su­ikas­tı” ola­rak da bi­li­nen bom­ba­lı sal­dı­rı­yı yap­tı­lar. Hâ­liy­le Er­me­ni çe­te­ler, 1915 olay­la­rın­dan çok daha önce kat­li­ama varan is­yan­lar dü­zen­le­me­ye baş­la­dı ve bunun ne­ti­ce­sin­de Os­man­lı Dev­le­ti ta­ra­fın­dan sür­gün edil­di.
Evet, ya­şa­nan­lar üzün­tü ve­ri­ci ve Os­man­lı yö­ne­ti­mi­nin tu­tu­mu tar­tı­şı­la­bi­lir ancak Er­me­ni­ler, ken­di­le­ri­nin masum ol­du­ğu ima­jı­na zarar ver­me­mek için yap­tık­la­rı kanlı sal­dı­rı­la­rı ko­nuş­mu­yor.”
Gü­nü­müz­de 1915 olay­la­rı bir­çok ülke ta­ra­fın­dan si­ya­sî bir araç ola­rak kul­la­nı­lı­yor. Türk ta­ra­fı, olay­la­rın ta­rih­çi­ler ve il­gi­li uz­man­lar ta­ra­fın­dan derin bir şe­kil­de in­ce­len­me­si yö­nün­de açık­tan çağ­rı­lar­da bu­lu­nu­yor.
Ancak Er­me­ni ta­ra­fı­nın bu çağ­rı­la­ra cevap ver­me­me­si dik­kat çe­ki­ci­dir. Yâni ya Er­me­ni­le­rin söy­lem­le­ri­ne yüzde yüz ka­tı­la­cak­sı­nız yahut ko­nuş­ma­ya­cak­sı­nız.
Bunun bi­lim­sel ve man­tık­lı bir tutum ol­du­ğu­nu dü­şün­mü­yo­rum. Olay­la­rın üze­rin­den 100 yıl geç­miş­ken Bi­rin­ci Dünya Sa­va­şı’nda ölen­le­rin anı­sı­na, teh­dit­ler­le değil, akıl­lı bir bi­lim­sel ana­liz­le bu ko­nu­nun üs­tü­ne gi­dil­me­li­dir.”

Kay­nak: AA 25.04.2020

İNGİLİZ CASUSUNUN İTİRAFLARI

Yukarıda köşe yazımın başlığı olan, “İngiliz Casusunun  İtirafları  ve  İngilizlerin  İslam  Düşmanlığı”  isimli kitap 128 sayfadan oluşmaktadır.

Hakikat Kitabevi tarafından yayımlanan ve 125’cı baskısı gerçekleştirilen bu kitap, Devletin resmi olarak FETÖ’nun bir Terör ve Casusluk Örgütü olduğu ortaya çık- tıktan  sonra,  “İngiliz  Casusunun  İtirafları  ve  İngilizlerin İslam Düşmanlığı” en çok okunan kitaplar arasında yerini aldı.

Kitabın özetinde tembih olarak , “Misyonerler, Hristiyanlığı yaymağa, Yahudiler, Talmûtu yaymağa, İstanbul’daki Hakikat Kitabevi, İslamiyet’i yaymağa, masonlar ise, dinleri yok etmeğe çalışıyorlar.

Aklı, ilmi ve insafı olan, bunlardan doğrusunu iz ‘an, idrak eder, anlar. Bunun yayılmasına yardım ederek, bütün insanların dünyada ve ahirette saadete kavuşmalarına  sebep  olur.  İnsanlara  bundan  daha  kıymetli  ve daha fâideli bir hizmet olamaz.

Bugün Hristiyanların ve Yahudilerin ellerindeki Tevrat ve İncil denilen din kitaplarının, insanlar tarafından yazılmış olduklarını kendi adamları da söylüyor.Kur’an-ı kerim ise, Allahü teâlâ tarafından gönderildiği gibi tertemizdir.

Bütün papazların ve hahamların, Hakikat Kitabevinin neşr ettiği bu kitapları dikkat ile ve insaf ile okuyup anlamağa çalışmaları lazımdır. “diye yazmaktadır.

Bu önemli kitabı ivedilikle okumanızı tavsiye ederim.

GÜNÜN TARİHİN’DE MİMAR SİNAN

Mimar Sinan, 1490 yılında Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğup, 9 Nisan 1588’de İstanbul’da vefat etti. Küçük yaşta İstanbul’a gelip tahsilini tamamladı ve orduya katıldı. Çaldıran, Mısır, Tebriz, Bağdat’ta Rodos ve Belgrad’ın fetihlerinde bulundu. Suriye, Mısır, Irak, İran, Balkanlar, Viyana’ya kadar birçok yer gezdi. Sonra baş mimar olarak vazifeye getirildi. Mimarlık dönemine âit bilinen eserleri: 84 câmi, 53 mescit, 56 medrese, 7 darülkurra, 20 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa, 5 suyolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen, 48 hamam… Hiçbir eseri diğer eserine benzemedi. En büyük eserleri, Süleymaniye ve Selimiye Câmileridir.

Türk, mimar. Dünyanın en büyük yapı sanatçılarından biridir. Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğdu, 17 Temmuz 1588’de İstanbul’da öldü. Doğum tarihi kesin değildir. Ailesine ve yaşamına ilişkin kimi zaman yetersiz ve çelişkili bilgiler, çağdaşı Sâi Mustafa Çelebi’nin onun ağzından yazdıklarına, mimarbaşı olduğu dönemden kalan yazışmalara, kendi vakfiyesine ve yazarı bilinmeyen belge ve kitaplara dayanmaktadır.

Kaynaklara göre Sinan, I. Selim (Yavuz) padişah olduktan sonra başlatılan ve Rumeli’de olduğu gibi Anadolu’dan da asker devşirmeyi öngören yeni bir uygulama uyarınca 1512’de devşirilerek İstanbul’a getirildi. Orduya asker yetiştiren Acemi Oğlanlar Ocağı’na verildi, 1514’te Çaldıran Savaşı’nda 1516-1520 arasında da Mısır seferlerinde bulundu. İstanbul’a dönünce Yeniçeri Ocağı’na alındı.

I. Süleyman (Kanuni) döneminde 1521’de Belgrad, 1522’de Rodos seferlerine katıldı, subaylığa yükseldi. 1526’da katıldığı Mohaç seferinden sonra zemberekçibaşı (başteknisyen) oldu. 1529’da Viyana, 1529-1532 arasında Alman, 1532-1535 arasında da Irak, Bağdat ve Tebriz seferlerine katıldı. Bu son sefer sırasında Van Gölü’nün üstünden geçecek üç geminin yapımını başarıyla tamamlaması üzerine kendisine haseki unvanı verildi. 1536’da Pulya (Puglia) seferlerine katıldı. 1538’de yer aldığı Karabuğdan (Moldovya) seferi sırasında Prut Irmağı üstünde yaptığı bir köprüyle dikkatleri üstüne çekti. Bir yıl sonra mimar Acem Ali’nin ölümü üzerine onun yerine sermimaran-ı hassa (saray baş mimarı) oldu. Günümüzdeki bayındırlık bakanlığına eş düşen bu görevi ölümüne değin sürdürdü. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun.

HOŞ GELDİN RAMAZAN

Ra­ma­zan ayı mü­ba­rek bir aydır. Al­la­hü tela, size Ra­ma­zan oru­cu­nu farz kıldı O ayda rah­met ka­pı­la­rı açı­lır, Ce­hen­nem ka­pı­la­rı ka­pa­nır, şey­tan­lar bağ­la­nır O ayda bir gece var­dır ki, bin aydan daha kıy­met­li­dir. O ge­ce­nin [Kadir ge­ce­si­nin] hay­rın­dan mah­rum kalan, her ha­yır­dan mah­rum kal­mış sa­yı­lır. [Nesai]
Ra­ma­zan ayı ge­lin­ce, Hayır ehli, hayra koş, şer ehli, kö­tü­lük­ler­den el çek denir. [Nesai]
Ra­ma­zan be­re­ket ayı­dır Allah bu ayda, gü­nah­la­rı ba­ğış­lar, du­ala­rı kabul eder. [Ta­be­ra­ni]
Ra­ma­zan ge­lin­ce, Al­la­hü teâlâ me­lek­le­re, mü­min­le­re is­tiğ­far et­me­le­ri­ni em­re­der. [Dey­le­mi]
Farz namaz, son­ra­ki na­ma­za kadar; Cuma, son­ra­ki Cu­ma­ya kadar; Ra­ma­zan ayı, son­ra­ki Ra­ma­za­na kadar olan gü­nah­la­ra ke­fa­ret olur. [Ta­be­ra­ni]
Peş peşe üç gün oruç tu­ta­bi­le­nin, Ra­ma­zan oru­cu­nu tut­ma­sı ge­re­kir. [Ebu Nuaym]
Bu aya Ra­ma­zan den­me­si­nin se­be­bi, gü­nah­la­rı yakıp erit­ti­ği için­dir. [İMan­sur]
Ra­ma­za­nın başı rah­met, or­ta­sı mağ­fi­ret, sonu ise, Ce­hen­nem­den kur­tu­luş­tur. [İEbid­dün­ya]
İslam, ke­li­me-i şa­ha­det ge­tir­mek, namaz kıl­mak, zekât ver­mek, Ra­ma­zan oru­cu­nu tut­mak ve hac­cet­mek­tir. [Müs­lim]
Al­la­hü te­âlâ­nın, göz­le­rin gör­me­di­ği, ku­lak­la­rın işit­me­di­ği ve hiç kim­se­nin ha­ya­li­ne bile gel­me­yen nimet dolu sof­ra­sı, ancak oruç­lu­lar için­dir. [Ta­be­ra­ni]
İmam-ı Rab­ba­ni haz­ret­le­ri de bu­yu­ru­yor ki:
Mü­ba­rek Ra­ma­zan ayı, çok şe­ref­li­dir Bu ayda ya­pı­lan, na­fi­le namaz, zikir, sa­da­ka ve bütün na­fi­le iba­det­le­re ve­ri­len sevap, başka ay­lar­da ya­pı­lan farz­lar gi­bi­dir. Bu ayda ya­pı­lan bir farz, başka ay­lar­da ya­pı­lan yet­miş farz gi­bi­dir. Bu ayda bir oruç­lu­ya iftar ve­re­nin gü­nah­la­rı af­fo­lur Ce­hen­nem­den azat olur O oruç­lu­nun se­va­bı kadar, ay­rı­ca buna da sevap ve­ri­lir O oruç­lu­nun se­va­bı hiç azal­maz.
Bu ayda, emri al­tın­da bu­lu­nan­la­rın, iş­le­ri­ni ha­fif­le­ten, on­la­rın iba­det et­me­le­ri­ne ko­lay­lık gös­te­ren âmir­ler de af­fo­lur, ce­hen­nem­den azat olur. Ra­ma­zan-ı şerif ayın­da, Re­su­lul­lah, esir­le­ri azat eder, her is­te­ni­len şeyi ve­rir­di. Bu ayda iba­det ve iyi iş ya­pa­bi­len­le­re, bütün sene bu iş­le­ri yap­mak nasip olur
Bu aya say­gı­sız­lık ede­nin, günah iş­le­ye­nin bütün se­ne­si, günah iş­le­mek­le geçer.
Bu ayı fır­sat bil­me­li, elden gel­di­ği kadar iba­det et­me­li­dir Al­la­hü te­âlâ­nın razı ol­du­ğu iş­le­ri yap­ma­lı­dır Bu ayı, ahi­re­ti ka­zan­mak için fır­sat bil­me­li­dir.
Ku­ran-ı kerim Ra­ma­zan­da indi Kadir ge­ce­si bu ay­da­dır Ra­ma­zan-ı şe­rif­te if­ta­rı erken yap­mak, sa­hu­ru geç yap­mak sün­net­tir Re­su­lul­lah bu iki sün­ne­ti yap­ma­ya çok önem ve­rir­di.
İftar­da acele etmek ve sa­hu­ru ge­cik­tir­mek, belki in­sa­nın ac­zi­ni, yiyip iç­me­ye ve do­la­yı­sıy­la her şeye muh­taç ol­du­ğu­nu gös­ter­mek­te­dir. İbadet etmek de zaten bu de­mek­tir.
Hurma ile iftar etmek sün­net­tir. Bu ayda, her gece, Ce­hen­ne­me gir­me­si ge­re­ken, bin­ler­ce Müs­lü­man af­fo­lur, azat olur.
Bu ayda, Cen­net ka­pı­la­rı açı­lır Ce­hen­nem ka­pı­la­rı ka­pa­nır Şey­tan­lar, zin­cir­le­re bağ­la­nır. Rah­met ka­pı­la­rı açı­lır. Al­la­hü tela, bu mü­ba­rek ayda Onun şa­nı­na ya­kı­şa­cak, kul­luk yap­ma­yı ve Rab­bi­mi­zin razı ol­du­ğu, be­ğen­di­ği yolda bu­lun­ma­yı, he­pi­mi­ze nasip ey­le­sin!
Açık­tan oruç yiyen, bu aya hür­met et­me­miş olur. Namaz kıl­ma­ya­nın da, oruç tut­ma­sı ve ha­ram­lar­dan ka­çın­ma­sı ge­re­kir. Bun­la­rın orucu kabul olur ve iman­la­rı ol­du­ğu an­la­şı­lır.
Ra­ma­zan­da oruç tut­mak hak­kın­da­ki ha­dis-i şe­rif­ler­de bu­yu­ru­lu­yor ki:
Ra­ma­zan orucu farz, te­ra­vih na­ma­zı ise sün­net­tir Bu ayda oruç tutup, ge­ce­le­ri­ni de iba­det­le ge­çi­re­nin gü­nah­la­rı af­fo­lur. [Nesai] Ra­ma­zan oru­cu­nu farz bilip, sevap bek­le­ye­rek oruç tu­ta­nın gü­nah­la­rı af­fo­lur. [Bu­ha­ri] Ra­ma­zan oru­cu­nu tutup ölen mümin, Cen­ne­te girer. [Dey­le­mi]
Ra­ma­zan be­re­ket ayı­dır Allah bu ayda, gü­nah­la­rı ba­ğış­lar, du­ala­rı kabul eder. Bu ayın hak­kı­nı gö­ze­tin! Ancak Ce­hen­ne­me gi­decek olan, bu ayda rah­met­ten mah­rum kalır. [Ta­be­ra­ni]
Ra­ma­zan ayın­da aile­ni­zin na­fa­ka­sı­nı geniş tutun! Bu ayda ya­pı­lan har­ca­ma, Allah yo­lun­da ya­pı­lan har­ca­ma gibi se­vap­tır. [İbni Ebid­dün­ya] Oruç­lu­nun sus­ma­sı tes­bih, uy­ku­su iba­det, duası mak­bul, ameli de çok se­vap­tır. [Dey­le­mi] Oruç­lu iken çir­kin ko­nuş­ma­yın! Bi­ri­si size sa­ta­şır­sa, Ben oruç­lu­yum deyin! [Bu­ha­ri] Ra­ma­zan-ı şe­rif­te, oruç tut­mak çok se­vap­tır.
Özür­süz oruç tut­ma­mak büyük gü­nah­tır Ha­dis-i şe­rif­te, Özür­süz, Ra­ma­zan­da bir gün oruç tut­ma­yan, bunun ye­ri­ne bütün yıl boyu oruç tutsa, Ra­ma­zan­da­ki o bir günkü se­va­ba ka­vu­şa­maz) bu­yu­rul­du. (Tir­mi­zi) Ra­ma­zan şerif ayı­nız mü­ba­rek olsun.


Kay­nak: İslami Yaşam.

GÜNÜN TARİHİN’DE MİMAR SİNAN

Mimar Sinan, 1490 yı­lın­da Kay­se­ri’nin Ağır­nas kö­yün­de doğup, 9 Nisan 1588’de İstan­bul’da vefat etti.
Küçük yaşta İstan­bul’a gelip tah­si­li­ni ta­mam­la­dı ve or­du­ya ka­tıl­dı.
Çal­dı­ran, Mısır, Teb­riz, Bağ­dat’ta Rodos ve Belg­rad’ın fe­tih­le­rin­de bu­lun­du.
Su­ri­ye, Mısır, Irak, İran, Bal­kan­lar, Vi­ya­na’ya kadar bir­çok yer gezdi.
Sonra baş mimar ola­rak va­zi­fe­ye ge­ti­ril­di.
Mi­mar­lık dö­ne­mi­ne âit bi­li­nen eser­le­ri: 84 câmi, 53 mes­cit, 56 med­re­se, 7 da­rül­kur­ra, 20 türbe, 17 ima­ret, 3 da­rüş­şi­fa, 5 su­yo­lu ke­me­ri, 8 köprü, 20 ker­van­sa­ray, 36 saray, 8 mah­zen, 48 hamam… Hiç­bir eseri diğer ese­ri­ne ben­ze­me­di. En büyük eser­le­ri, Sü­ley­ma­ni­ye ve Se­li­mi­ye Câ­mi­le­ri­dir.
Türk, mimar. Dün­ya­nın en büyük yapı sa­nat­çı­la­rın­dan bi­ri­dir. Kay­se­ri’nin Ağır­nas kö­yün­de doğdu, 17 Tem­muz 1588’de İstan­bul’da öldü.
Doğum ta­ri­hi kesin de­ğil­dir. Aile­si­ne ve ya­şa­mı­na iliş­kin kimi zaman ye­ter­siz ve çe­liş­ki­li bil­gi­ler, çağ­da­şı Sâi Mus­ta­fa Çe­le­bi’nin onun ağ­zın­dan yaz­dık­la­rı­na, mi­mar­ba­şı ol­du­ğu dö­nem­den kalan ya­zış­ma­la­ra, kendi vak­fi­ye­si­ne ve ya­za­rı bi­lin­me­yen belge ve ki­tap­la­ra da­yan­mak­ta­dır.
Kay­nak­la­ra göre Sinan, I. Selim (Yavuz) pa­di­şah ol­duk­tan sonra baş­la­tı­lan ve Ru­me­li’de ol­du­ğu gibi Ana­do­lu’dan da asker dev­şir­me­yi ön­gö­ren yeni bir uy­gu­la­ma uya­rın­ca 1512’de dev­şi­ri­le­rek İstan­bul’a ge­ti­ril­di.
Or­du­ya asker ye­tiş­ti­ren Acemi Oğ­lan­lar Ocağı’na ve­ril­di, 1514’te Çal­dı­ran Sa­va­şı’nda 1516-1520 ara­sın­da da Mısır se­fer­le­rin­de bu­lun­du. İstan­bul’a dö­nün­ce Ye­ni­çe­ri Ocağı’na alın­dı.
I. Sü­ley­man (Ka­nu­ni) dö­ne­min­de 1521’de Belg­rad, 1522’de Rodos se­fer­le­ri­ne ka­tıl­dı, su­bay­lı­ğa yük­sel­di. 1526’da ka­tıl­dı­ğı Mohaç se­fe­rin­den sonra zem­be­rek­çi­ba­şı (baş­tek­nis­yen) oldu. 1529’da Vi­ya­na, 1529-1532 ara­sın­da Alman, 1532-1535 ara­sın­da da Irak, Bağ­dat ve Teb­riz se­fer­le­ri­ne ka­tıl­dı.
Bu son sefer sı­ra­sın­da Van Gölü’nün üs­tün­den ge­çecek üç ge­mi­nin ya­pı­mı­nı ba­şa­rıy­la ta­mam­la­ma­sı üze­ri­ne ken­di­si­ne ha­se­ki un­va­nı ve­ril­di. 1536’da Pulya (Pug­lia) se­fer­le­ri­ne ka­tıl­dı. 1538’de yer al­dı­ğı Ka­ra­buğ­dan (Mol­dov­ya) se­fe­ri sı­ra­sın­da Prut Ir­ma­ğı üs­tün­de yap­tı­ğı bir köp­rüy­le dik­kat­le­ri üs­tü­ne çekti. Bir yıl sonra mimar Acem Ali’nin ölümü üze­ri­ne onun ye­ri­ne ser­mi­ma­ran-ı hassa (saray baş mi­ma­rı) oldu. Gü­nü­müz­de­ki ba­yın­dır­lık ba­kan­lı­ğı­na eş düşen bu gö­re­vi ölü­mü­ne değin sür­dür­dü. Allah rah­met ey­le­sin. Me­ka­nı cen­net olsun.

BERÂT GECESİ

Berat ge­ce­si, Şaban ayı­nın on be­şin­ci ge­ce­si­dir. Yani on dör­dün­cü günü ile on be­şin­ci günü ara­sın­da­ki ge­ce­dir. [Önü­müz­de­ki Cu­mar­te­si gü­nü­nü, Pazar gü­nü­ne bağ­la­yan gece Berat ge­ce­si­dir.]
Al­la­hü teâlâ, ezel­de hiç bir şey ya­rat­ma­dan önce, her şeyi tak­dir etti, di­le­di. Bun­lar­dan, bir yıl için­de ola­cak her şeyi, bu gece me­lek­le­re bil­di­rir.
Duhân sü­re­si, üçün­cü aye­tin­de me­alen “Biz onu [Kur’an-ı ke­ri­mi] mü­ba­rek bir ge­ce­de in­dir­dik” bu­yu­rul­du. Ehl-i sün­net âlim­le­ri “rah­me­tul­la­hi aley­him ecma’în” bu ayet-i ke­ri­me­yi tef­sir eder­ken, bu mü­ba­rek ge­ce­nin Berat ge­ce­si ol­du­ğu­nu ve Kur’an-ı ke­ri­min bir se­fer­de, top­lu­ca Levh-i mah­fu­za bu gece in­di­ril­di­ği­ni an­la­mış­lar­dır.
Ha­dis-i şe­rif­ler­de bu­yu­rul­du ki:
“Şa­ban-ı şe­ri­fin on be­şin­ci ge­ce­si olun­ca, o ge­ce­yi ihyâ edi­niz ve gü­nün­de oruç tu­tu­nuz! Mu­hak­kak ki, Al­la­hü teâlâ, “Mağ­fi­ret olun­mak is­te­yen yok mudur, mağ­fi­ret ede­yim? Rızık is­te­yen yok mudur, rızık ve­re­yim. Kim ne is­ter­se ve­re­yim!” bu­yu­rur. Bu hâl sa­ba­ha kadar devam eder.”
“Berat ge­ce­si­ni ga­ni­met, fır­sat bi­li­niz! Çünkü belli bir ge­ce­dir. Şaban’ın on be­şin­ci ge­ce­si­dir. Kadir ge­ce­si, çok büyük ise de, hangi gece ol­du­ğu belli de­ğil­dir. Bu gece (Berat ge­ce­sin­de) çok iba­det edi­niz. Yoksa kı­ya­met gü­nün­de piş­man olur­su­nuz.”
“Şaban ayı­nın on beşi ge­lin­ce, ge­ce­si­ni na­maz­la, gün­dü­zü­nü oruç­la ge­çi­ri­niz.”
Ayşe va­li­de­miz, Pey­gam­ber efen­di­mi­zin Berat ge­ce­sin­de, sa­ba­ha kadar iba­det et­ti­ği­ni gö­rün­ce sordu:
Ya Re­sû­lal­lah, Al­la­hü te­la­nın en sev­gi­li ku­lu­sun! Buna rağ­men niçin bu kadar ken­di­ni yo­ru­yor­sun?
Pey­gam­ber Efen­di­miz şöyle cevap verdi:
Ey Ayşe, ben şük­re­di­ci kul ol­ma­ya­yım mı? Ey Ayşe, sen bu ge­ce­de, ne ol­du­ğu­nu bilir misin?* Ayşe va­li­de­miz tek­rar sordu?
Bu ge­ce­nin diğer ge­ce­ler­den üs­tün­lü­ğü nedir ya Re­sû­lal­lah? Pey­gam­ber efen­di­miz şöyle cevap verdi: Bu sene için­de do­ğa­cak her çocuk, bu gece def­te­re ge­çi­ri­lir. Bu sene için­de öle­cek­le­rin isim­le­ri bu gece özel def­te­re ya­zı­lır. Bu gece her­ke­sin rızkı ter­tip edi­lir. Bu gece her­ke­sin ameli ve iş­le­ri Al­la­hü te­la­ya arz olu­nur.* Bir kimse, evin­den ay­rı­lıp yol­cu­lu­ğa çıkar. Hâl­bu­ki onun adı ya­şa­yan­lar def­te­rin­den, ölü­ler def­te­ri­ne ge­çi­ril­miş­tir. Gâfil ol­ma­ma­lı, bu ge­ce­yi mut­la­ka ihya et­me­li­dir. Kaza na­ma­zı kıl­ma­lı. Kur’an-ı kerim oku­ma­lı, dua, tövbe et­me­li, sa­da­ka ver­me­li, Müs­lü­man­la­rı se­vin­dir­me­li­dir. Bun­la­rın se­va­bı­nı ölü­le­re de gön­der­me­li­dir. Bu gece “Ya Rabbi, bize dünya ve ahi­ret sa­ade­ti ihsan eyle, bize hi­da­yet ver­dik­ten sonra, kalp­le­ri­mi­zi kay­dır­ma” diye dua et­me­li­dir. Berat ge­ce­niz mü­ba­rek olsun. Kay­nak: Hu­zu­ra Doğru…

İŞTE SİZE TÜRKİYE’NİN YENİ SİLAHLARI

Türk Sa­vun­ma Sa­na­yii, son 15 yıl­dır altın ça­ğı­nı ya­şı­yor. Art arda önem­li yerli ve milli pro­je­ler bir, bir ta­mam­la­nı­yor. Son yıl­lar­da­ki bu per­for­mans, te­rör­le mü­ca­de­le ope­ras­yon­la­rı­na olum­lu yan­sı­yor.
İşte Tür­ki­ye’nin yerli ve milli si­lah­la­rı…
ALTAY tankı ta­sar­lan­dı, ge­liş­ti­ril­di, seri üre­tim söz­leş­me­si im­za­lan­dı. (BMC)
Yerli zırh­lı araç­lar gü­ven­lik güç­le­ri­nin kul­la­nı­mın­da. (Kirpi: BMC)
MİLGEM’ler gö­rev­de. (STM-AS­FAT-Asel­san, yerli firma Ana­do­lu Ge­mi­si-Se­def Ter­sa­ne­si)
LST Am­fi­bi Ge­mi­ler hiz­met­te
LHD Çok Mak­sat­lı Am­fi­bi Hücum Ge­mi­si inşa edi­li­yor.
De­ni­zal­tı tek­no­lo­ji­sin­de yeni ka­bi­li­yet­ler edi­ni­li­yor. (Göl­cük Do­nan­ma Ko­mu­tan­lı­ğı-Asel­san-Ha­vel­san ve bir­çok yerli firma)
Milli Mu­ha­rip Uçak ça­lış­ma­la­rı sü­rü­yor.
Eği­tim uçak­la­rı: HÜR­KUŞ ve HÜR­JET (TUSAŞ)
Tür­ki­ye, İHA ve SİHA’la­rıy­la dün­ya­nın sa­yı­lı ül­ke­le­ri ara­sın­da. (Akın­cı-Bay­rak­tar: Bay­kar) 107 Adet TSK’ya tes­lim edil­di.
Özgün He­li­kop­ter GÖK­BEY.
Atak He­li­kop­te­ri ve Ağır Sınıf Ta­ar­ruz He­li­kop­te­ri.
Yerli plat­form­lar için yerli mo­tor­lar ge­liş­ti­ri­li­yor. (Tur­bo­şaft Mo­to­ru: TEI)
Ge­le­ce­ğin silah sis­tem­le­ri. (Elek­tor­man­ye­tik silah: Asel­san-Tü­bi­tak ve Hizal)-(Lazer: Asel­san-Tü­bi­tak ve özel sek­tör)
Mü­him­mat ve füze pro­je­le­ri. (Bora: Ro­ket­san)-(Hisar: Asel­san-Ro­ket­san)
Uydu pro­je­le­ri­ne devam.
Yerli Hava Sa­vun­ma Sis­tem­le­ri ge­liş­ti­ri­li­yor.
Elekt­ro­nik harp ve radar sis­tem­le­rin­de ileri tek­no­lo­ji se­vi­ye­si­ne ula­şı­lı­yor. (Ha­va­soj: Asel­san-TU­SAŞ)
İnsan­sız kara araç­la­rı pro­je­le­ri çe­şit­le­ri devam edi­li­yor.
Be­şin­ci nesil jet avcı uçağı. (TAI TF-X)
Yerli ve millî 4,5 G Baz İstas­yo­nu ULAK dev­re­de.
Mu­ha­rip Uçağı TF-X 2023’e ha­zır­la­nı­yor.
Millî Pi­ya­de Tü­fe­ği tes­lim edil­di. MPT-76 (MKEK)
Bay­rak­tar’dan İHA, SİHA dan sonra AKIN­CI TİHA’lar geldi. 24 saat ha­va­da ka­la­bi­li­yor. 1350 kg yük ta­şı­yor. HGK-83, 1000 libre Mk-83 bom­ba­sıy­la (500 ki­log­ram­lık) he­def­le­ri et­ki­siz­leş­ti­ri­yor.

Gazeteci-Yazar B.Ali KAVALCI

GENÇLERİN İNTERNET DÜNYASI

Bil­gi­sa­yar, in­ter­net, fa­ce­bo­ok ve twit­ter ba­ğım­lı­lı­ğı, te­le­viz­yon, cep te­le­fo­nu gibi ol­maz­sa olmaz hale gelen araç­lar, gü­nü­müz genç­li­ği­nin temel so­run­la­rı ola­rak gö­rül­mek­te­dir. Gü­nü­müz­de ço­cuk­la­rın ve genç­le­rin elin­den cep te­le­fo­nu düş­mü­yor.
Evde, so­kak­ta, yolda ve ara­ba­da, yani her yerde cep te­le­fo­nuy­la sü­rek­li ko­nu­şu­yor­lar ya da dur­ma­dan bir yer­le­re mesaj çe­ki­yor­lar, gelen me­sa­jı oku­yor­lar. Ço­cuk­lar ve genç­ler için ev; in­ter­net demek, te­le­viz­yon de­mek­tir, hayat oyun ala­nı­dır, nefse hoş gelen özel­lik­ler­dir. Bu bağ­lam­da genç­lik; te­le­viz­yon­suz, mü­zik­siz, film­siz, in­ter­net­siz, çet­siz ve cep­siz bir ya­şan­tı­yı artık dü­şü­ne­mi­yor. Genç­le­rin tek­no­lo­jik ay­gıt­la­rı aşırı ve uy­gun­suz kul­la­nı­ma karşı bil­gi­len­di­ril­me­si, oluş­ma­sı muh­te­mel so­run­la­rı azal­ta­cak­tır.
Ana-ba­ba­la­rın; çocuk ve genç­le­rin sağ­lı­ğı­nı ko­ru­mak ve güç­len­dir­mek, so­rum­lu­luk duy­gu­la­rı ve öz gü­ven­le­ri­ni ge­liş­tir­mek, boş za­man­la­rı­nı olum­lu yönde de­ğer­len­dir­mek, top­lum­sal­laş­ma­la­rı­na yar­dım­cı olmak, ken­di­le­ri­ni yö­ne­te­bil­me­le­ri­ni sağ­la­mak, uyum­lu, ba­şa­rı­lı ve ah­lâk­lı birer birey ol­ma­la­rı­na yar­dım­cı olmak gibi temel gö­rev­le­ri­ni unut­ma­ma­la­rı ge­re­kir.
İnter­net ama­cı­nın dı­şın­da ve ol­duk­ça uzun sa­at­ler­ce kul­la­nı­lır­sa, ba­ğım­lı­lık­la bir­lik­te kötü ah­lâ­ka sebep olur, aile­den uzak tutar, obez yapar, ki­şi­yi tem­bel­leş­ti­rir. Or­gan­la­rın uzun zaman ha­re­ket­siz ka­lın­ma­sı so­nu­cu vü­cu­dun belli nok­ta­la­rın­da ve bir kısım or­gan­lar­da ki­reç­le­me ve ha­re­ket­siz­li­ğe neden olur.
Bugün gör­sel ve ya­zı­lı med­ya­da hemen her gün fa­ce­bo­ok gibi in­ter­net­te ya­pı­lan sanal soh­bet or­tam­la­rı bir­çok ev­li­li­ğin yı­kıl­ma­sı­na sebep olu­yor. Bu sa­yı­lan­la­rın dı­şın­da, in­ter­ne­tin daha bir­çok za­rar­la­rı da var­dır. Çocuk ve genç­le­rin bil­gi­sa­yar ve in­ter­net­le olan iliş­ki­si, ca­ğı­mı­zın ge­re­ği ola­rak, ka­çı­nıl­maz hale gel­miş­tir. Bu se­bep­le hem ken­di­mi­zi, hem de ço­cu­ğu­mu­zu bil­gi­sa­yar kul­la­nı­mı ko­nu­sun­da di­sip­li­ne etmek ve ya­pı­la­cak­la­rı plan­la­mak ge­re­kir. Can­sız hiç­bir şey kendi ba­şı­na ne fay­da­lı­dır ne de za­rar­lı. Fayda veya za­ra­rı, sizin onu nasıl kul­lan­dı­ğı­nı­za bağ­lı­dır. Do­la­yı­sıy­la in­ter­net kul­la­nı­mı­na çok dik­kat et­me­li­yiz.

Kay­nak: Genç­le­rin Dün­ya­sı

KUTSAL ŞABAN AYI BAŞLIYOR

Di­ni­mi­zin kıy­met ver­di­ği mübarek üç ay­lar­dan Recep ayı tövbe, hür­met ve ibadet; Şaban mu­hab­bet ve hiz­met; Ra­ma­zan ise ya­kın­lık ve nimet ayı­dır. Al­la­hü te­âlâ, Şa­ban ayı­nı, Pey­gam­be­ri­mi­ze “sal­lal­la­hü aley­hi ve sel­lem” mah­sus kıl­mış­tır.
Şa­ban ayı ile il­gi­li Hadis’i şeriflerde bu­yu­rul­du ki:
(Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gâfil olurlar. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçluyken arz edilmesini isterim.) [Nesaî]
(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Şaban ayında tutulan oruçtur.) [Tirmizî] Ayşe validemiz buyuruyor ki:
(Resûlullahın, hiçbir ayda, Şaban ayından daha çok oruç tuttuğunu görmedim. Bâzen Şaban ayının tamamını oruçla geçirirdi.) [Buhari]
(Şa­ban-ı şerif, be­nim ken­di­me mah­sus bir ay­dır. Hak te­âlâ haz­ret­le­ri Arş-ı âlâ­nın me­lek­le­ri­ne aza­met-i şa­niy­le bu­yu­rur ki: “Ey be­nim me­lek­le­rim, gör­dü­nüz mü? Be­nim kul­la­rım, sev­gi­li­min ayı­na tâ­zim ve hür­met edi­yor­lar. İz­ze­tim, ce­lâ­lim hak­kı için ben de kul­la­rı­mı af ve mağ­fi­re­ti­me na­il ey­le­dim.”)
“Her kim, Şa­ban-ı şe­rîf­te üç gün oruç tu­tar­sa, Hak tela, Cen­net-i âlâ­da ona bir yer ha­zır­lar.” [Ey Oğul İlmihâli]
Bünyesi zayıf olan, Ra­ma­zan oru­cu­na ha­zır­lan­mak için Şa­ban ayı­nın on beşinden son­ra, oruç tut­ma­ma­lı, kuvvetli ve lez­zet­li şey­ler yi­ye­rek, vü­cu­du kuv­vet­len­dir­me­li­ve böy­le­ce farz­la­rı yap­ma­ya ha­zır­lan­ma­lı­dır.
Şa­ban ayı­nın son gün­le­ri gök­te hi­lâ­li ara­mak da ibadettir. Çünkü oru­ca Ra­ma­zan hi­lâ­li­ni gör­mek­le baş­la­nır. Şa­ban-ı şe­rîf, ha­yır­la­rın ço­ğal­dı­ğı, be­re­ket­le­rin in­di­ği, ha­ta­la­rın terk e­dil­di­ği, gü­nah­la­rın ör­tül­dü­ğü bir ay­dır. Bu ay­da Pey­gam­ber efen­di­mi­ze çok salavatı şe­rî­fe oku­ma­lı­dır.
Berat Gecesi Şaban ayının 14’ünü 15’ine bağlayan gecedir.
Hadis’i şerifte bu­yu­rul­du ki: (Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez: Regaip gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban bayramı gecesi.) [İ. Asakir]

MİRAÇ KANDİLİ

Recep ayının 27. gecesi Miraç Gecesi’dir. Miraç, merdiven demektir. Cebrail aleyhi selam gelip, Peygamber efendimizi, 52 yaşında iken, Recep ayının 27. gecesi, Mekke-i Mükerreme’de Mescid-i Haram’dan, Kudüs’te Mescidi- Aksa ‘ya ve oradan göklere götürdü.
İslâm âlimleri buyurdu ki: “Miraç ruh ve ceset ile birlikte oldu. Ayet-i kerime ile sabit olduğundan, Mekke’den Kudüs’e götürüldüğüne inanmayan kâfir olur.”
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, Miraç’ta Cenneti, Cehennemi, sayısız şeyleri görüp, Kürsî, Arş ve Ruh âlemlerini geçip, bilinmeyen, anlaşılamayan, anlatılamayan şekilde, mekânsın, zamansız, cihetsiz, sıfatsız olarak Allahü telayı gördü.
Hiçbir mahlûkun bilemeyeceği, anlayamayacağı nimetlere kavuşup bir anda, Kudüs’e ve oradan da Mekke-i Mükerreme’ye geldi.
Miraç’ta 5 va­kit na­maz farz ol­du. Miraç’tan ön­ce, yal­nız sa­bah ve ikin­di na­ma­zı var­dı.
Miraç Ge­ce­si, ak­şam na­ma­zı 3 re­kât, öte­ki na­maz­lar 2 re­kât farz ol­du. Me­di­ne-i Mü­nev­ve­re ‘de ikin­ci emir­le sa­bah ve ak­şam­dan baş­ka­sı 4 rekâta çı­ka­rıldı. Hic­re­tin 4. yı­lın­da bun­lar, misafir için, yi­ne 2’­ye in­di­ril­di. Ezan oku­mak da hic­ret­ten ön­ce Mek­ke­’de, Miraç Ge­ce­si baş­la­dı.
Miraç­hâ­di­se­siy­le, Müs­lü­man­la­rın imanı kuv­vet­len­di, kâ­fir­le­rin düş­man­lı­ğı­art­tı. Pey­gam­be­ri­mi­ze kâ­fir­ler inan­ma­dı; “Mes­cid-i Ak­sa’nın kaç ka­pı­sı, kaç pen­ce­re­si var?..” gi­bi so­ru­lar sor­du­lar. Miraç’ta dik­kat et­me­miş­ti. O an­da, Cebrail aley­his­se­lâm, Mes­cid-i Ak­sa’yı gö­zü­nün önü­ne (Te­le­viz­yon gi­bi) ge­tir­di ve ce­vap ver­di.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
“Miraç Gecesi’nde iyi amel eden için 100 yıllık mükâfat vardır.”
[İmam-ı Gazali]
Bu mübarek gecede, diğer mübarek geceler gibi, kaza namazları kılmalı, Kur’an-ı kerim ve ilmihâl okumalı, tövbe ve dua etmeli, din kardeşlerimizi, Salih akrabaları ve âlimleri ziyaret etmeli, fakirleri sevindirmeli, dünya ve ahiret saadeti için, bütün Müslümanlara dua etmeli. Miraç Gecesi’ni ibadetle geçirirken, gündüzünü de oruçla geçirmelidir. Mübarek Miraç Kandilinizi tebrik ediyorum.

AMELLER NİYETLERE GÖREDİR

Her şeyin özü ve başı ni­yet­tir. Ya­pı­lan amel­ler ni­yet­le­re göre değer ka­za­nır.
Hz. Pey­gam­ber, “Amel­ler ni­yet­le­re gö­re­dir. Her­kes sa­de­ce ni­ye­ti­nin kar­şı­lı­ğı­nı alır.
Kim Allah’a ve Resul’üne hic­ret eder­se o, (ger­çek­ten) Allah’a ve Resul’üne hic­ret etmiş olur.
Kim de eri­şe­ce­ği bir dün­ya­lık veya ev­le­ne­ce­ği bir ka­dın­dan do­la­yı hic­ret eder­se hic­re­ti, hic­re­ti­ne sebep olan şe­ye­dir bu­yu­ra­rak; Ya­pı­lan iba­det­le­rin, iş ve hiz­met­le­rin ancak ni­yet­le­re göre kar­şı­lı­ğı­nın alı­na­bi­le­ce­ği­ni haber ver­miş­ler­dir.
Bu ba­kım­dan iba­det­ler­de de niyet şart­tır. Zira ya­pı­lan bir iba­det veya her­han­gi bir hayır hiz­me­ti, gö­rü­nüş ba­kı­mın­dan güzel ola­bi­lir; Ancak o iba­det ve hiz­me­tin, Allah ka­tın­da mak­bul ol­ma­sı için sa­mi­mi bir ni­ye­te da­yan­ma­sı şart­tır.
O halde amel­le­ri Allah ka­tın­da de­ğer­li kılan niyet ve ih­las­tır. Bes­me­le ve Niyet unu­tul­du­ğun­da Gusül
Veya Ab­dest Sahih Olur mu? Diye akla bir soru ge­lir­se; Ab­des­te ve gusle baş­lar­ken niyet etmek ve bes­me­le çek­mek sün­net­tir. Bu ba­kım­dan niyet et­me­den ve bes­me­le çek­me­den alı­nan ve gusül ge­çer­li­dir. Ab­dest ve gu­sül­den önce bes­me­le ve ni­ye­ti unu­tul­ma­sı sün­net se­va­bın­dan mah­rum olun­ma­sı­na neden olur. Şafii mez­he­bi­ne göre ise ab­dest ve gu­sül­de niyet farz, gusle baş­lar­ken bes­me­le çek­mek ise sün­net­tir.

MALCOLM X TARİHİ SÖZLERİ

Ame­ri­ka başta olmak üzere tüm dünya İslam’ı an­la­ma­ya muh­taç.
Çünkü bu din, irk so­ru­nu­nu söküp atan din­dir.
Ba­rış­çıl olun, kibar olun, ku­ral­la­ra itaat edin, her­ke­se say­gı­lı olun.
Ben ger­çe­ğin pe­şin­de­yim, kimin söy­le­di­ği önem­li değil. Ben ada­le­tin pe­şin­de­yim.
Kim için veya kime karşı ol­du­ğu önem­li değil.
Bir in­sa­nın dü­şün­me­ye ih­ti­ya­cı varsa, gi­de­bi­le­ce­ği en iyi yer, üni­ver­si­te­den sonra ha­pis­ha­ne­dir.
Bir Müs­lü­man ola­rak yer­yü­zün­den Allah’ın hu­zu­run­da secde et­me­yen tek fert kal­ma­yın­ca­ya kadar İslam’ın hâkim kı­lın­ma­sı yo­lun­da ken­di­mi gö­rev­li his­se­di­yo­rum.
Eğer uğ­run­da öl­me­ye hazır de­ğil­se­niz, öz­gür­lük ke­li­me­si­ni lü­ga­ti­niz­den çı­ka­rın.
Eği­tim ol­ma­dan, bu dün­ya­da hiç­bir yere git­mi­yor­sun.
Eği­tim, ge­lecek için geçiş iz­ni­miz. Çünkü ge­lecek, ona bu­gün­den ha­zır­la­nan­la­rın ola­cak­tır.
Eği­tim­li de­ği­lim, her­han­gi bir alan­da da uz­man­lı­ğım yok… Ama sa­mi­mi­yim ve benim sa­mi­mi­ye­tim benim kim­li­ğim­dir.
En iyi na­si­hat, iyi örnek ol­mak­tır. Ge­lecek, bu­gün­den ona ha­zır­la­nan­la­ra ait­tir.

« Older Entries