Category Archives: Yazarlarımız

TARİHTE NİĞBOLU ZAFERİ

Os­man­lı­la­rın Av­ru­pa’da iler­le­me­le­rin­den sonra, sı­ra­nın ken­di­le­ri­ne gel­di­ği­ni an­la­yan Macar Kralı, öteki Av­ru­pa dev­let­le­rin­den yar­dım is­te­di. Bunun üze­ri­ne Fran­sa, İngil­te­re, Al­man­ya ve diğer ül­ke­le­rin as­ker­le­ri Ma­ca­ris­tan’da top­lan­dı­lar. Bu ordu, Türk­le­ri Av­ru­pa’dan çı­kar­mak için ha­re­ke­te geçti. Geç­tik­le­ri yer­ler­de­ki halka zul­me­de­rek iler­le­yen Haç­lı­lar, Niğ­bo­lu Ka­le­si’ni ku­şat­tı­lar.
Yıl­dı­rım Ba­ye­zid Hân, bunu du­yun­ca or­du­su­nun ba­şın­da hemen ha­re­ke­te geçti. Ka­le­de­ki Türk as­ker­le­ri çok azdı. Ancak kale ko­mu­ta­nı Doğan Bey, çok de­ğer­li bir ko­mu­tan­dı. Ka­le­yi tes­lim et­me­ye­rek Yıl­dı­rım Ba­ye­zid’e zaman ka­zan­dır­dı. Os­man­lı Or­du­su kısa za­man­da Niğ­bo­lu ön­le­ri­ne geldi. Bu­ra­da 25 Eylül 1396 günü ta­ri­hin en büyük mey­dan sa­vaş­la­rın­dan biri ya­pıl­dı. Haçlı or­du­su ye­nil­di. Bu sa­vaş­ta Haç­lı­lar 100-120 bin, Os­man­lı­lar ise, 60-70 bin kişi idi­ler.

ONUN HİKÂYESİ RİZE ANZER’DE BAŞLADI TÜRK SİNEMASININ YERLİ RAMBOSU SÖNMEZ YIKILMAZ KÜRESEL ISINMAYA DİKKAT ÇEKEN DEV BİR ÇALIŞMAYA İMZA ATTI

Sön­mez Yı­kıl­maz’ın hayat hi­kâ­ye­si 1945 yı­lın­da Rize Anzer’de baş­la­dı. As­lın­da onun hi­kâ­ye­si Türk Si­ne­ma­sı’nın Ye­şil­çam’ın hi­ka­ye­si­dir. Ken­di­si­ni söz ver­di­ği halde si­ne­ma­ya gön­der­me­yen ba­ba­sı­na kızar ve so­lu­ğu İstan­bul’da alır. Önce Küçük Mus­ta­fa Paşa’ya, sonra Ri­ze­li­le­rin ika­met et­ti­ği Ka­sım­pa­şa’ya geçer. Orada dö­ne­min ünlü ka­ba­da­yı­sı Dede Sul­tan na­mıy­la Sul­tan De­mir­can’la ta­nı­şır. Bir hal­ter der­gi­si­nin dü­zen­le­di­ği ya­rış­ma­da 3. Tür­ki­ye Erkek Gü­ze­li se­çi­lir.

SİNE­MA­MI­ZIN YERLİ RAM­BO­SU
Yö­net­men­le­rin dik­ka­ti­ni çe­ke­bil­mek için yaz-kış her gün Ga­la­ta­sa­ray – Tak­sim ara­sın­da­ki yolu, üze­rin­de atlet, ka­fa­sın­da bir kov­boy şap­ka­sı, aya­ğın­da bot­lar yürür. Bu uğur­da ha­mal­lık, ır­gat­lık, ka­me­ra­man asis­tan­lı­ğı dâhil her işi yapar. 1967’de Mal­ko­çoğ­lu fil­mi­ne ça­ğı­rır­lar. Büyük bir rol bek­li­yor­dur, fakat fi­gü­ran ola­rak oynar. Yıl­maz Güney, Ayhan Işık, Cü­neyt Arkın, Tanju Korel, Kadir İnanır, Yıl­maz Kök­sal, Tamer Yiğit,Tarık Akan, Şener Şen, Kemal Sunal başta olmak üzere po­pü­ler olan bütün jön­ler­le ka­me­ra kar­şı­sı­na geçti. Yüz­ler­ce film­de yer aldı. Ma­ni­sa Tar­za­nı, Si­la­ha Ye­min­liy­dim, Türk Ram­bo­su, Rock­çı Ke­ko­lor, Kil­ling Ölüm Sa­çı­yor isim­li film­ler­de baş­rol oy­na­dı. Doğ­du­ğu top­rak­la­rı­nın adını ta­şı­yan Anzer Film Şir­ke­ti’nin sa­hi­bi­dir.
CEN­NET VADİNİN SESSİZ CIĞ­LI­ĞI’NE KULAK VERİN
Si­ne­me­ye büyük kat­kı­la­rı olan Sön­mez Yı­kıl­maz do­ğa­ya ve­ri­len za­rar­la­ra, kü­re­sel ısın­ma­ya ve ül­ke­mi­zin kül­tü­rel zen­gin­lik­le­ri­ne dik­kat çek­mek ga­ye­siy­le Cen­net Va­di­nin Ses­siz Çığ­lı­ğı adı al­tın­da yeni bir ça­lış­ma­nın söz dü­zen­le­me­le­riy­le uğ­ra­şı­yor. Bel­ge­sel Drama tar­zın­da ha­zır­la­dı­ğı ça­lış­ma­da kü­re­sel ısın­ma, Hes­ler, çev­re­ye ve­ri­len za­rar­lar an­la­tı­lır­ken, ül­ke­miz­de­ki kül­tü­rel zen­gin­li­ğe vurgu yapan Yı­kıl­maz ile Cen­net Va­di­nin Ses­siz Çığ­lı­ğı isim­li bel­ge­se­li ve hayat hi­ka­ye­si üze­ri­ne söy­le­şi yap­tık.

HEMŞEHRİMİZ ATATÜRK RİZE’YE ZİYARETİNİN 98. YILDÖNÜMÜ ANISINA

Mus­ta­fa Kemal Ata­türk’ün 1924 yı­lı­nın 29 Ağus­tos 1924 ta­ri­hin­de baş­la­yıp 18 Eki­m­1924 ta­ri­hi­ne kadar süren ve “Son­ba­har Ge­zi­le­ri” diye bi­li­nen ge­zi­le­ri­ni özel¬likle Doğu Ka­ra­de­niz kı­yı­sın­da­ki kent­le­re yö­ne­lik ola­rak dü­zen­le­miş¬tir. Mus­ta­fa Kemal Ata­türk, Son­ba­har Ge­zi­le­ri çer­çe­ve­sin­de 17 Eylül 1924 ta­ri­hin­de be­ra­be­rin­de eşi La­ti­fe Hanım, Yoz­gat Mil­let­ve­ki­li Sa¬lih Bozok, İstan­bul Mil­let­ve­ki­li Ham­dul­lah Suphi Tan­rı­över, Ga­zi­antep Mil­let­ve­ki­li Ali Kılıç. Rize mil­let­ve­ki­li Rauf Benli ve bazı arka¬daş­la­rıy­la bir­lik­te Ulu ön­de­ri­miz Gazi Mus­ta­fa Kemal Ata­türk Rize’yi zi­ya­ret et­miş­ler­dir.

RİZE, RİZE OLALI BÖYLE BİR GÜN GÖR­MEDİ
30 Ağus­tos 1924 ta­ri­hin­de Büyük za­fe­rin Dum­lu­pı­nar’daki 1. yıl­dö­nü­mü kutlama tö­ren­le­ri­ne ka­tı­lan Ata­türk, er­te­si gün Bursa’ya ha­re­ket­le 12 Eylül 1924 ta­ri­hin­de Mu­dan­ya’dan Ha­mi­di­ye Zırh­lı­sı ile İstan­bul Bo­ğa­zı üzerin­den Ka­ra­de­niz’e açıl­mış­tır. 15 Eylül’de Trab­zon’a gelen Ata­türk ve be­ra­be­rin­de­ki­ler 17 Eylül’de bu­ra­dan ay­rı­la­rak aynı gün saat 18.00’de Rize’ye var­mış­lar­dır. Mu­dan­ya’dan yola çık­tık­la­rı gün­den beri ge­le­cek­le­rin­den ha­ber­dar edi­len Hü­kü­met ve Halk, ge­ce­li gün­düz­lü ça­lı­şa­rak ka­sa­ba­yı baş­tan aşağı tak­lar bay­rak­lar ile süs­le­di­ler ve Gazi Paşa’nın ge­çe­ce­ği yer­le­re ha­lı­lar dö­şe­di­ler. Ge­mi­den ay­rıl­ma­la­rı­nı mü­te­akip Ha­mi­di­ye Zırh­lı­sı ile tor­pi­do­dan yirmi birer pare top atıl­mak su­re­tiy­le Ata­türk’ü se­lam­la­dı­lar ve san­cak­la­rı­nı çek­ti­ler.

BI­RA­KIN AYAK­LA­RIM MEM­LE­KETİMİN SU­LA­RIN­DA IS­LAN­SIN

Ata­türk ve be­ra­be­rin­de­ki­le­ri Ha­mi­di­ye zırh­lı­sın­dan alıp ka­ra­ya ulaş­tır­ma­ya ça­lı­şan motor de­ni­zin şid­de­tin­den mu­vaf­fak ola­ma­yın­ca Müftü Ma­hal­le­sin­den 20 ya­şın­da­ki Hakkı Şen­türk, da­ya­na­maz ve öne atı­lır. De­ni­ze koşup Ata­türk’ü sır­tı­na ala­rak ka­ra­ya çı­kar­mak ister. Ata­türk, bu is­te­ği “Bı­ra­kın ayak­la­rım mem­le­ke­ti­min su­la­rın­da ıs­lan­sın” di­ye­rek geri çe­vi­rir­di. İske­le­ye ayak ba­sın­ca kur­ban­lar ke­sil­me­ye ve di­na­mit­ten yapıl¬mış bom­ba­lar atıl­ma­ya baş­lan­dı. İhti­ram saf­la­rı teş­kil ede­rek bek­le­yen asker, memur ve halka hi­ta­ben “Mer­ha­ba asker, mer­ha­ba ar­ka­daş­lar” di­ye­rek Rize İdman Yurdu ban­do­su­nun çal­dı­ğı kar­şı­la­ma ha­va­sı ara­sın¬da is­ke­le­yi yü­rü­ye­rek hü­kü­met bi­na­sı­na çıktı. Üst katta olan Jan­dar­ma Da­ire­si’ne girdi. Sonra mer­di­ve­nin ba­şın­da bu­lu­nan Umum-i Ta­sar­ru­fiy­ye Da­ire­si’ne yani Tapu Mü­dür­lü­ğü­ne girdi.​Tapu Mü­dü­rü Trab­zon­lu Ab­dül­ke­rim Bey ile ko­nuş­tu. “Rus iş­ga­lin­de def­ter­le­ri­niz ne­re­de idi” diye sordu. Müdür Ab­dül­ke­rim Bey: “Mah­zen­de idi­ler; ku­yu­da­tın su­ret­le­ri Ku­yud-i Umu­mi­ye mü­dü­ri­ye­tin­de mev­cut­tur.” Dedi. Ata­türk 325 ta­rih­li bir da­ğı­tım def­te­ri­ni açtı, tet­kik etti. Tapu Baş­ka­ti¬bi Ara­yı­cı­oğ­lu İbra­him Efen­di ile ko­nuş­tu, mem­nun oldu. Tapu da­ire­sin­den dı­şa­rı çıktı.

BU ZA­VAL­LI MİLLETİN YA­KA­SI­NI BI­RA­KIN
Ata­türk’ün Rize ge­zi­si sı­ra­sın­da­ki il­ginç olay­lar­dan biri de «Med¬rese» ola­yı­dır. Olay şöyle ol­muş­tur: Ata­türk’ün vi­la­yet ko­na­ğı­na uğ­ra­yıp üst kat­ta­ki va­li­li­ği zi­ya­ret et­tik­ten sonra Ad­li­ye da­ire­si­nin bu­lun­du­ğu kata in­di­ği bir sı­ra­da, Rize Müf­tü­sü Meh­met Hu­lu­si Efen­di (Alem­dar) ve Pazar müf­tü­le­ri med­re­se­le­rin ye­ni­den açıl­ma­sı­nı is­te­yen bir dilek­çe­yi O’na ver­miş­ler­dir. Ata­türk di­lek­çe­yi dik­kat­le oku­duk­tan sonra ses to­nu­nu yavaş yavaş yük­sel­te­rek:”Demek okul is­te­mi­yor da med­re­se is­ti­yor­su­nuz. Oysa bu Mil­let okul is­ti­yor. Şu za­val­lı mil­le­tin ya­ka­sı­nı artık bı­ra­kın da vatan ev­la­dı ye­tiş­sin, yük­sel­sin. Med­re­se­ler asla açıl­ma­ya­cak­tır, hocam. Bunu böyle bi­le­si­niz. Eğer kendi şah­sı­mız­dan, kendi ha­ya­tı­nız­dan, kendi ma­işe­ti­niz¬den en­di­şe edi­yor­sa­nız buna imkân yok­tur. Siz iba­det­le meş­gul olu­nuz. Böyle şey­ler dü­şün­mek­te mana yok­tur. Bu bir ka­nun­dur. Bu, ka­nu­nu ya­pan­lar siz­den daha alim­dir­ler” şek­lin­de tep­ki­si­ni gös­ter­miş­tir. Med­re­se olayı Ata­türk’ü bir hayli te­dir­gin et­miş­ti. Bir takım gizli fa­ali­yet­le­rin ol­du­ğu­nu dü­şü­nen Ata­türk, Rize’den ay­rı­lıp Gire¬sun’a doğru yol al­dı­ğı sı­ra­da, dev­rin Baş­ba­ka­nı İsmet Paşa’ya şif­re­li bir tel çeker

ADI VERİLEN CAD­DE­YE O CUM­HURİYET ADINI VER
Ata­türk, Rize’ye ge­li­şi do­la­yı­sıy­la tra­fi­ğe açı­lan cad­de­nin adına “Ata­türk” adı­nın ve­ril­me­si­ne karşı çı­ka­rak, cad­de­nin adı­nın “Cumhu¬riyet” ol­ma­sı­nı is­te­miş, böy­le­ce her yap­tı­ğı­nı hal­kı­na ve kur­du­ğu Cum¬hu­ri­ye­te ada­dı­ğı­nı bu dav­ra­nı­şı ile bir kez daha ka­nıt­la­mış­tır.
Eski hü­kü­met bi­na­sı­nın bi­ti­şi­ği Şev­ket’in kah­ve­si idi. Şev­ket “Ya­şa­sın gö­zü­mün be­be­ği” di­ye­rek ba­ğır­dı. Mil­let al­kış­la­dı. Sağa sola selam ver­mek su­re­tiy­le Be­le­di­ye bi­na­sı­na gitti. Be­le­di­ye­de biraz otur­duk­tan sonra ak­şa­mın yak­laş­ma­sı ha­se­biy­le is­ke­le­den ka­yık­la ve aynı he­ye­ca­nı veren me­ra­sim ile Müftü ma­hal­le¬sin­de­ki Ma­ta­ra­cı­zâ­de Meh­met Efen­di­nin evine git­ti­ler. O gece sabah¬lara kadar so­kak­lar ve hele hü­kü­met bi­na­sı­nın önü mum­lar­la ve yakı¬lan gazlı pa­çav­ra­lar­la ay­dın­la­tıl­dı. Li­man­da­ki harp ge­mi­le­ri de elekt­rik do­na­nım­la­rı­nı yak­tı­lar. Bun­lar­dan Ha­mi­di­ye Zırh­lı­sı ay çı­kın­ca­ya kadar pro­jek­tö­rü­nü Meh­met Efen­di­nin evine tev­cih ve tek­sif etti. Ma­ta­ra­cı Meh­met Efen­di, bu müs­tes­na mi­sa­fi­re Rusya’dan satın al­dı­ğı kal­pa­ğı­nı he­di­ye eder. Ata­türk, İstan­bul’a dö­nün­ce kal­pak­la çek­tir­di­ği fo­toğ­ra­fı im­za­la­ya­rak o günün anı­sı­na Meh­met Efen­di’ye gön­de­rir. Bu fo­toğ­raf halen Rize’de Ata­türk Mü­ze­si’ne dö­nüş­tü­rü­len Ma­ta­ra­cı Meh­met Efen­di’nin evin­de ser­gi­len­mek­te­dir.
Torpido da ka­sa­ba­nın diğer yer­le­ri­ni ay­dın­lat­tı. Meh­met Ma­ta­ra­cı, Rize Kuv­va-i Mil­li­ye Reisi idi. Bir gece orada kal­dık­tan sonra yine harp ge­mi­si ile Rize’den ay­rıl­dı­lar.


CUM­HURİYETTE AN­GAR­YA YOK­TUR
O günkü Rize’nin yol­la­rı­nı be­ğe­nen Ata­türk, Vali Meh­met Hur­şıt Bey’e bu yol­la­rı nasıl yap­tır­dı­ğı­nı sorar. Vali de gu­rur­la­na­rak “imece ile yap¬tır­dım” diye kar­şı­lık ve­rin­ce, Ata­türk va­li­ye döner ve: “Siz cor­vee nedir bilir mi­si­niz? Bil­mi­yor­sa­nız söy­le­ye­yim. An¬garya de­mek­tir. Şunu da bil­me­niz ge­re­kir ki ka­nun­suz hiç­bir va­tan­da­şı işgal ede­mez, onu ça­lış­ma­ya zor­la­ya­maz­sı­nız. Cum­hu­ri­yet­te an­gar­ya diye bir şey yok­tur der.


ATA­TÜRK VE RİZELİLER
Ata­türk’ün Rize ve Ri­ze­li­ler­le ta­nı­şık­lı­ğı çok es­ki­le­re da­ya­nır. Kur­tu­luş sa­va­şı yıl­la­rın­da Ku­va­yi Mil­li­ye­ci­le­re ta­ka­la­rıy­la silah ta­şı­yan de­niz­ci Laz uşak­la­rı Atü­türk’ün tak­di­ri­ni ka­zan­mış­tır.
Milli mü­ca­de­le­de büyük ya­rar­lı­lık­lar gös­te­ren kah­ra­man­lar­dan adını bir çır­pı­da sa­ya­bi­le­ce­ği­miz İpsiz Recep, Ke­ten­ci­oğ­lu Yakup, Dur­sun Kap­tan, Me­to­za­de Hü­se­yin, Ma­ta­ra­cı Meh­met Efen­di, Tuz­cu­oğ­lu Halit Ağa ve Şa­hi­noğ­lu Osman Kahya’nın yanı sıra pek çok da isim­siz kah­ra­man yer al­mak­ta­dır.


Bİ TÜFEĞİM Bİ DA BEN…
İstan­bul’da savaş yıl­la­rı. Bi­rin­ci dünya sa­va­şın­da galip gelen İngi­liz, Fran­sız, İtal­yan ve Yu­nan­lı­lar İstan­bul’u işgal et­miş­tir. Türk’ün ateş­le im­ti­han edil­di­ği bu zor dö­nem­de ekmek kar­ney­le da­ğı­tıl­mak­ta­dır. Ancak İstan­bul’da biri var­dır ki, milli mü­ca­de­le­ci­le­re kar­ne­siz ekmek sağ­la­mak­ta­dır.
Bu kişi ce­sa­re­tiy­le Ata­türk’ün dik­ka­ti­ni çek­me­yi ba­şa­ran Ri­ze­li Ma­ta­ra­cı Meh­met Efen­di’dir. Ata­türk, bir gün bu yü­rek­li laz uşa­ğı­nı ya­nı­na ça­ğı­rır.
Bir süre mu­hab­bet et­tik­ten sonra can alıcı so­ru­yu sorar: “Yarın cep­he­ye git­sek, kaç ki­şiy­le ge­lir­sin?” Ma­ta­ra­cı Meh­met Efen­di, Ri­ze­li­ye has kes­kin ze­ka­sı­nı ve şi­ve­si­ni ko­nuş­tu­ra­rak “Bi tu­fe­ğum, bi da ben senun em­run­de­yiz paşam” der.


TİLKİNİN PA­ZAR­DA İŞİ YOK
Kur­tu­luş sa­va­şı yıl­la­rın­da çe­te­siy­le bir­lik­te des­tan­la­şan bir diğer isim de İpsiz Recep Reis’dir. Ku­vay-i Mil­li­ye’ye asker ve silah ta­şı­ma­sıy­la kah­ra­man­la­şan Recep Reis, Ata­türk ta­ra­fın­dan va­ta­na olan hiz­met­le­rin­den do­la­yı ödül­len­di­ril­mek is­ten­miş, ancak vatan aşkı ağır bas­tı­ğın­dan pa­ra­yı kabul et­me­miş­tir. Gru­buy­la bir­lik­te mü­ca­de­le­si­ni Sa­kar­ya do­lay­la­rın­da sür­dü­ren Ri­ze­li Recep Reis, si­ya­se­te gir­me­si­ni is­te­yen­le­re “Biz işi­mi­zi ta­mam­la­dık efen­di­ler. Sa­vaş­ta dik duran ba­şı­mı­zı si­ya­set­te eğ­me­yiz. Til­ki­nin pa­zar­da işi yok­tur” şek­lin­de cevap verir.


ATA­TÜRK: 1923 DE RİZELİ OLDU
Kur­tu­luş sa­va­şı bo­yun­ca Ana­do­lu’nun muh­te­lif böl­ge­le­rin­de sa­va­şan ve milli mü­ca­de­le­nin ba­şa­rı­ya ulaş­ma­sın­da kat­kı­la­rı olan Ri­ze­li­ler, Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti’nin ku­ru­cu­su ulu önder M. Kemal Ata­tük’e hem­şeh­ri­lik tek­li­fin­de bu­lu­nur. Ata­türk, bu tek­li­fi 20 Nisan 1923’te Rize Li­va­sı İdare Mec­li­si üye­le­rin­den Hü­se­yin Bey ile ar­ka­daş­la­rı­na gön­der­di­ği bir ya­zıy­la kabul et­ti­ği­ni bil­di­rir. 29 Nisan 1923 ta­rih­li Ha­ki­mi­yet-i Mil­li­ye Ga­ze­te­si ve Ye­ni­gün Mec­mu­asın­da haber ola­rak yer alan ge­liş­me, genç Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti’nde büyük yankı uyan­dı­rır. .


TBMM’DE RİZE’DEN ÇEKİLEN TELİ OKUDU
TBMM’sine üç mil­let¬ve­ki­li ta­ra­fın­dan ha­zır­la­nan ve Rize Mil­let­ve­ki­li Osman Özgen ta­ra­fın¬dan da des­tek­le­nen, Ata­türk’ün ekar­te edil­me­si­ne yö­ne­lik bir öner­ge­ye ve­ril­miş­tir. Rize halkı büyük tepki gös­ter­miş, çek­ti­ği bir pro­tes­to telg­ra­fı ile olayı la­net­le­miş­tir. Bu öner­ge­ye göre mil­let­ve­ki­li ola­bil­mek için, bir ilde beş yıl­dan fazla de-vam­lı otur­mak ve doğum yeri o günkü Tür­ki­ye sı­nır­la­rı için­de olmak ge­re­ki­yor­du. Bu öner­ge doğ­ru­dan doğ­ru­ya Ata­türk’ün mil­let­ve­kil­li­ğin­den dü­şü­rül­me­si­ni hedef¬le­mek­tey­di. Ata­türk, 2 Ara­lık 1922 ta­ri­hin­de mec­lis­te gö­rü­şü­len ta­sa­rı­ya karşı kendi ve hal­kın tep­ki­si­ni özet­le şöyle dile ge­ti­ri­yor­du: Doğum yerim bu­gün­kü sı­nır­la­rı­mız dı­şın­da ise bunda benim hiç­bir suçum yok­tur. Beş yıl sü­rek­li bir yerde kal­say­dım Muş ve Bit­lis’i düş­man­dan geri ala¬bilir miy­dim? Ben bu­ra­da yal­nız bir seçim böl­ge­si­nin, Rize’den bana çek­ti­ği bir tel ya­zı­sı­nı, ol­du­ğu gibi sun­mak­la ye­ti­ne­ce­ğim: Size ve si­zin­le bir­lik­te ça­lı­şan de­ğer­li ar­ka­daş­la­rı­nı­za karşı san­ca­ğı­mız adına söz söy­le­yen ve ay­kı­rı görüş bes­le­yen ve bizce hiç­bir de­ğe­ri ve önemi ol¬mayan mil­let­ve­kil­le­ri­ni la­net­le­riz. O’nun San­ca­ğı­mı­zı tem­sil etmek hakkı da kal¬ma­mış­tır. Şu za­man­da, yurt ha­in­le­ri­nin bile ka­tı­la­ma­ya­ca­ğı mu­ha­lif­li­ği ve ka­rış­tı¬rı­cı­lı­ğı bize öğüt­le­yen mil­let­ve­ki­li Beyin, gö­rü­şü­nü be­nim­se­yecek bir tek ki­şi­nin bile san­ca­ğı­mız­da bu­lun­ma­dı­ğı­nı kıv­ra­na­rak say­gı­la­rı­mız­la bil­gi­le­ri­ni­ze su­na­rız.
Ri­ze­li­ler’in hem­şeh­ri­si M. Kemal Ata­türk, Rize ile olan iliş­ki­si­ni daha son­ra­ki yıl­lar­da da sür­dü­re­rek milli gün­ler ve önem­li ha­di­se­ler­de kut­la­ma me­saj­la­rı gön­de­rir. Çe­şit­li dö­nem­ler­de telg­raf­la ha­ber­leş­ti­ği isim­ler ara­sın­da Mek­tup­çu Beh­çet Tuzcu, Hal­ke­vi Baş­ka­nı Oğuz Bey, Ma­ta­ra­cı Meh­met Efen­di ve Rize Mu­ha­fa­za-i Hukuk Ce­mi­ye­ti yö­ne­ti­ci­le­rin­den Laz­za­de Mus­ta­fa Efen­di yer alır.


Kay­nak­ça:
Ata­türk’ün Rize’ye ge­li­şi Dur­sun Kaz­maz Rize Haber Der­gi­si Yıl:1 Sayı :7 S.4-5 İstan­bul Eylül 1983
Ata­türk’ün Rize’ye ge­li­şi ve bir anı Sadık Beyaz Rize Haber Der­gi­si Yıl:5 Sayı :55 S.19-23 İstan­bul Eylül 1987
Nutuk Mus­ta­fa Kemal Ata­türk 11. Cilt, Sayfa: 528-531 T.D.K. Ya­yı­nı An­ka­ra 1927
Cum­hur­baş­ka­nı Gazi M. Kemal Paşa’nın Son­ba­har Ge­zi­le­ri Nuri Onat Çağ­daş Ya­yın­la­rı 1984
Ata­türk’ün Yurt Ge­zi­le­ri Meh­met Önder İş Ban­ka­sı Ya­yın­la­rı Ank.1975
Rize Ta­ri­hi Orhan Naci AK Rize Halk Eği­tim Mer­kez Mü­dür­lü­ğü Ya­yı­nı 2000
Fo­toğ­raf ve bel­ge­ler Fatih Sul­tan Kar’ın Evvel Zaman İçinde Rize ve Bir Za­man­lar Rize isim­li ki­tap­la­rın­dan alın­mış­tır.

10 GÜNLÜK GENEL MÜDÜR

Tür­ki­ye AK Parti dö­ne­min­de bunu da gördü ni­ha­yet.
TCDDY Genel Mü­dür­lü­ğü­ne 6 Eylül’de bir zat Genel Müdür ola­rak atan­dı.
Aynı ata­ma­yı yapan Cum­hur­baş­ka­nı ata­dı­ğı adamı 10 gün sonra ala­şa­ğı etti.
İyi mi oldu kötü mü oldu bi­le­mem. İşlem DDY’nın ko­nu­su.
Ya­pı­lan atama ta­ri­he ge­çecek bir atama çe­şi­di­dir. Bakan ata­ma­la­rı­na çok ben­zi­yor.
Ku­rum­da de­ne­yim­li, iş bilir, tec­rü­be­li adam yok­mu­yu­du. Genel Mü­dü­rü tav­si­ye eden kim, sor­gu­lan­ma­sı ge­re­ken bu.
Adnan Oktay denen şar­la­ta­nın yan­daş lis­te­sin­de bu­lu­nan ve yakın za­man­da DDY’dan iş alan bi­ri­si­nin aynı genel mü­dür­lü­ğe atan­ma­sı ne etik ne doğ­ru­dur.
Yan­daş mı bi­le­mem ama ya­pı­lan doğru değil.
Dev­let yö­ne­ten­ler, Genel Mü­dür­lü­ğe adam ata­yan­lar so­ruş­tur­ma yap­ma­dan mı adam atı­yor.
Bu pa­rag­raf ken­dim için
Eği­tim mil­le­tin ayağa kalk­ma­sı için bi­rin­ci ba­sa­mak ol­ma­lı. Cahil in­san­la bir şey ol­ma­ya­ca­ğı­na göre ka­li­te­li eği­tim gören in­sa­nı­mı­za her plat­form­da çok ih­ti­ya­cı­mız var.
Eği­tim konu olun­ca akan sular dur­ma­lı.
İkiz­de­re’de ya­şa­yan bir emek­li ola­rak Üç ço­cu­ğu­mun ikisi daha önce yük­sek tah­sil­le­ri­ni yap­mış­tı. Tekne ka­zın­tı­sı küçük oğlum M.​Akif’in me­zu­ni­ye­ti aile­me ayrı bir gü­zel­lik, ayrı bir mut­lu­luk kattı. Daha önce hiç ya­şa­ma­dı­ğım böyle bir mut­lu­lu­ğu bir­kaç cümle ile pay­laş­mak is­te­dim.
An­ka­ra Üni­ver­si­te­si Uy­gu­la­ma­lı Bi­lim­ler Fa­kül­te­si­ni Okul ve Bölüm 1.​si ola­rak bi­ti­ren Meh­met Akif Kö­soğ­lu ço­cu­ğu­mun An­ka­ra’da ya­pı­la­cak me­zu­ni­yet tö­re­ni için nasip olur­sa haf­ta­ya An­ka­ra’ya gi­de­ce­ğim.
Fa­kül­te bi­rin­ci­si ola­rak ya­pa­ca­ğı ko­nuş­ma­yı gıpta ile sey­re­de­ce­ğim. Ba­şa­rı­yı pay­laş­mak ve teş­vik etmek ge­re­kir.
1 yılı ha­zır­lık olmak üzere top­lam 5 yılda hiç ta­kın­tı­sı ol­ma­dan, hiç­bir sı­na­va 2 kez gir­me­den Fa­kül­te­nin 1.​si ol­ma­yı ba­şa­ran oğlum M.​Akif’i tek­rar teb­rik edi­yo­rum.
Bütün oku­yan ço­cuk­la­rı­mı­zın ko­nu­la­rı­na önem ve­re­rek dik­kat ede­rek, okulu ve ho­ca­la­rı­nı se­ve­rek ba­şa­rı­lı ol­ma­la­rı­nı di­li­yo­rum.

PROFESYONEL LİGLERE GEÇİŞTEN BUGÜNE (1968-2021) RİZESPOR FUTBOL TAKIMINDA KAPTANLIK YAPANLAR

19 Mayıs 1953 gibi an­lam­lı bir ta­rih­te ku­ru­lan Ri­zes­por; pro­fes­yo­nel lig­le­re 1968 yı­lın­da dâhil ol­muş­tur.
O ta­rih­ten gü­nü­mü­ze Ri­zes­por Fut­bol ta­kı­mın­da kap­tan­lık pa­zu­ban­dı­nı 66 fut­bol­cu tak­mış­tır.
Bu 66 fut­bol­cu­dan 26 ta­ne­si Rize do­ğum­lu­dur.
RİZES­POR RUHU AN­ZERLİ KEMAL RUHU
Ri­zes­por’un ku­ru­lu­şun­dan gü­nü­mü­ze elini yü­re­ği­ni taşın al­tı­na koyan Mu­har­rem Kürk­çü, Ba­hat­tin Coş­kun, Reşat Uçak, Mus­ta­fa Zeki Ra­kı­cı­oğ­lu, Kök­sal Ma­ta­ra­cı, Nuri Ak­bu­lut, Paşa Ali Ala­man, Ali Rıza Feyiz, Hasan Kemal Yar­dım­cı Hamit Oral ve Fehmi Ekşi dö­nem­le­ri yok­luk­tan var­lık ve ba­şa­rı üret­me za­man­la­rıy­dı.
Ba­şa­rı­nın anah­ta­rı Ri­zes­por ru­huy­du, An­zer­li Kemal ru­huy­du.
Bu ruh­tan uzak­laş­tık­ça Ri­ze­li fut­bol­cu­la­rın ta­kım­da yer al­ma­dı­ğı­nı do­la­yı­sıy­la ta­kım­da kap­ta­nın Ri­ze­li ol­ma­dı­ğı­nı gö­rü­yo­ruz.
SÜMER VE ALP­TEKİN’E AR­MA­ĞAN
Ri­zes­por’a emeği geç­miş bütün takım kap­tan­la­rı­mı­za sağ­lık ve mut­lu­luk di­le­rim.
Ay­rı­ca; bu ça­lış­ma­nın ha­ya­ta geç­me­si­ne katkı sağ­la­yan Ay­te­kin Ka­len­der, Mus­ta­fa De­mir­ci ve Mük­re­min Çe­ti­noğ­lu’na te­şek­kür ede­rim.
Bu ça­lış­ma Ri­zes­por için yü­re­ği­ni or­ta­ya koyan, gö­nül­ler­de iz bı­ra­kan ve şuan ara­mız­da ol­ma­yan Erbil Sümer ve Ce­sa­ret­tin Alp­te­kin’e ithaf edil­miş­tir.
Rah­met­le, min­net­le anı­yo­ruz…
RİZES­POR FUT­BOL TA­KI­MI KAP­TAN­LA­RI
1-Şe­nol Birol (Rize)
2-Mus­ta­fa Ka­yık­çı (Trab­zon)
3- Erbil Sümer (Trab­zon doğdu Ri­ze­li oldu)
4- Faruk Nafiz Özak (Trab­zon)
5-En­gin Uzman (Rize)
6-İsmail Ka­ra­li (Rize)
7-Cen­giz Sa­rı­oğ­lu (İstan­bul)
8-Ce­sa­ret­tin Alp­te­kin (Rize)
9-Hü­se­yin Hem­şin­li­oğ­lu (Rize)
10- Tun­cay Te­mel­ler (Zon­gul­dak)
11- Meh­met Fahri Türk­ken (Aydın)
12-Ha­san Fehmi Dur­muş (Rize)
13-Hüs­nü Kürk­çü (Rize)
14- Hasan Vezir (Rize)
15- Meh­met Ha­cı­öme­roğ­lu (Rize)
16- Sü­ley­man Ka­la­fat (Rize)
17-Oğuz Konuk Aydın (Mer­sin)
18-Si­nan Ye­ni­gün (Rize)
19-Mu­har­rem Vezir (Rize)
20-Ha­run İlik (Rize)
21-Meh­met Ali Ka­ra­ca (Rize)
22-Er­gün Kol­çak (Rize)
23-İsmail De­mir­ci (Rize)
24-Mus­ta­fa Yıl­maz (Rize)
25-Mu­ham­met Kö­se­oğ­lu (Rize)
26-Ka­zım Ra­kı­cı­oğ­lu (Rize)
27-Ke­mal Şa­hi­noğ­lu (Trab­zon)
28-Ha­kan Te­ci­mer (Rize)
29-Cum­hur Akbay (Tokat)
30-Cen­giz Alp (Bursa)
31-Er­do­ğan Yıl­maz (Trab­zon)
32-Ümit Ozan Kaz­maz (Rize)
33-Mu­rat Yi­ği­ter (Bin­göl)
34-Kür­şat Duy­muş (Muş)
35-Okan Öz­türk (Amas­ra)
36-Ünal Al­pu­gan (Al­man­ya)
37-Al­tan Aksoy (Rize)
38-Zd­rav­ko Zd­rav­kov (Bul­ga­ris­tan)
39-Cem Baki (Ko­ca­eli)
40-Em­rah Eren (İstan­bul)
41-Can Cum­hur Bo­za­cı (Rize)
42-Şa­di Çolak (Rize)
43-Mus­ta­fa Çiçek (Bul­ga­ris­tan)
44-Se­dat Ye­şil­ka­ya (İstan­bul)
45-Ha­san Yiğit (İstan­bul)
46-Za­fer Öz­gül­te­kin (Sivas)
47-Ko­ray Avcı (Ko­ca­eli)
48-Ulaş Or­ta­ka­ya (An­ka­ra)
49-Er­sin Gü­re­ler (İstan­bul)
50-Mu­rat Ha­cı­oğ­lu (Rize)
51-Fah­ri Tatan (Rize)
52-Meh­met Al (İzmir)
53-Ra­ma­zan Kur­şun­lu (İzmir)
54-Flo­rin Cer­nat (Ro­man­ya )
55-Sa­mat Sma­kov (Ka­za­kis­tan)
56-Ser­hat Akyüz (Trab­zon)
57-Ser­can Kaya (İzmir)
58-Kı­vanç Ka­ra­kaş (İstan­bul)
59-Ser­kan Kı­rın­tı­lı (Adana)
60-Le­onard Kwe­uke (Ka­me­run)
61-Or­han Ova­cık­lı (İzmir)
62-Ro­bin Yal­çın (Al­man­ya)
63-Ab­dul­lah Durak (Niğde)
64-Gök­han Akkan (Yoz­gat)
65-Se­lim Ay (An­tal­ya)
66-Gök­han Gönül (Sam­sun)

RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ’NDEN REKOR PROMOSYON ANLAŞMASI!..

Üni­ver­si­te­miz ça­lı­şan­la­rı­nın 2022-2024 yıl­la­rı­nı kap­sa­yan maaş pro­mos­yo­nu an­laş­ma­sı 7.275 TL ola­rak so­nuç­lan­dı­rıl­mış­tır.
•İş Ban­ka­sıy­la ya­pı­lan an­laş­ma ne­ti­ce­sin­de; pro­mos­yon tu­ta­rı 15-30 Kasım 2021 ta­rih­le­ri ara­sın­da tek se­fer­de per­so­nel­le­ri­mi­zin he­sap­la­rı­na ya­tı­rı­la­cak­tır. EFT de dahil olmak üzere, in­ter­net ban­ka­cı­lı­ğı üze­rin­den ya­pı­lan hiç bir iş­lem­den ücret alın­ma­ya­ca­ğı hu­su­su da an­laş­ma al­tı­na alın­mış­tır. Başta üye­le­ri­miz olmak üzere; tüm aka­de­mik, idari, gü­ven­lik ve işçi sta­tü­sün­de­ki ça­lı­şan­la­rı­mı­za ha­yır­lı ve uğur­lu olsun.
•Rekor dü­zey­de­ki bu an­laş­ma, sen­di­ka­mı­zın, ça­lı­şan­la­rın hak ve men­fa­at­le­ri ko­nu­sun­da­ki gay­ret­li ve ıs­rar­lı ça­lış­ma­la­rı­nın bir kez daha mâ­lu­mu ol­muş­tur.
•Emeği geçen her­ke­se te­şek­kür­le­ri­mi ile­ti­yo­rum.

TÜRK MİLLETİNİN EN ÇOK ÜZÜLDÜĞÜ AY EYLÜL AYIDIR

Türk ta­ri­hin­de Eylül ayı, İdam­la­rın ve Dar­be­le­rin ya­şan­dı­ğı, ada­let­ten, ka­nun­dan, hak­tan, hu­kuk­tan uzak ka­rar­la­rın alın­dı­ğı ve so­nu­cun­da mil­let­çe büyük açı­la­rın ya­şan­dı­ğın ül­ke­mi­zin en hü­zün­lü, en acı­ma­sız ayı ola­rak ta­ri­hin yap­rak­la­rın­da ye­ri­ni al­mış­tır. Eylül ayı­nın bir ka­ba­ha­ti yok­tur. Sa­de­ce tak­vim ola­rak bu ayda bu ada­let­ten ve vic­dan­dan uzak si­ya­sı ik­bal­le­ri için bu azizi mil­le­te bu acı­la­rı ya­şa­tan ve reva gö­ren­ler ka­ba­hat­li­dir.
Ta­rih­ler 12 Eylül 1980’i gös­te­rir­ken, de­mok­ra­si­mi­ze hiç­bir zaman unut­ma­ya­ca­ğı­mız bir dar­be­nin ta­ri­hiy­di. Ve yine geç­mi­şin en acı­ma­sız Eylül ayın­da, Türk ta­ri­hi­nin hiç hak et­me­di­ği, en ka­ran­lık, en acı­ma­sız, en le­ke­li gün­le­rin­den bi­ri­si; 17 Eylül 1961’de De­mok­rat Parti devri Baş­ba­ka­nı mer­hum Adnan Men­de­res idam edil­di­ği ta­rih­tir. Şehit Baş­ba­kan rah­met­li Adnan Men­de­res’in ida­mı­na karar ve­ren­ler belki ge­çi­ci olan ve bir­ço­ğu­nun da kabir ha­ya­tı baş­la­mış olan bu vic­dan ve ada­let­ten yok­sun zevat bu dün­ya­da he­sap­la­rı­nı ver­me­den öl­dü­ler. Onlar bu ta­raf­lı ve ada­let­ten çok uzak, si­ya­si sa­yık­la almış ol­duk­la­rı bu ka­ra­rın he­sa­bı­nı mah­şer­de nasıl ve­re­cek­ler. ?
De­mok­rat Parti dö­ne­mi­ne adını veren ki­şi­le­rin ba­şın­da olan Adnan Men­de­res, bu par­ti­nin de ku­ru­cu­la­rın­dan­dı. 14 Mayıs 1950 ta­ri­hin­de DP’nin ik­ti­da­ra gel­me­siy­le Baş­ba­kan olmuş, 27 Mayıs 1960 ih­ti­lâ­li­ne kadar da bu gö­rev­de kal­mış­tı. Yas­sı­ada Mah­ke­me­le­ri’nde yar­gı­la­nan Adnan Men­de­res, hak­kın­da ve­ri­len ce­za­nın Millî Bir­lik Ko­mi­te­si’nin tas­di­kiy­le İmralı Adası’nda asıl­mak su­re­tiy­le şehit edil­miş­tir. İmralı Adası’nda bu­lu­nan naaşı, 17 Eylül 1990’da, İstan­bul Top­ka­pı’da yap­tı­rı­lan Anıt Me­za­ra, dev­let tö­re­ni ile nak­le­dil­di ve iti­ba­rı dev­let­çe iade edil­di.
Mer­hum Aydın Men­de­res, ba­ba­sı şehri Baş­ba­kan Adnan Men­de­res ile il­gi­li bir ha­tı­ra­sı­nı siz de­ğer­li oku­yu­cu­la­rı­mın bil­gi­si­ne ak­ta­rı­yo­rum.
Rah­met­li babam Allah kor­ku­su ve mil­let sev­gi­siy­le ya­şar­dı. Adnan Men­de­res mil­le­tiy­le bü­tün­leş­miş bir li­der­di. Ka­fa­sı­nın için­de ka­bı­na sığ­ma­yan bir Tür­ki­ye vardı.
Hak­sız­lık­la­rı sev­mez, adam ka­yır­ma veya fark­lı mu­ame­le­ye çok kı­zar­dı. Büyük ide­al­le­rin ve he­def­le­rin in­sa­nıy­dı. Ufku çok ge­niş­ti. Mil­le­tin­de fâni ol­muş­tu. Çok inanç­lıy­dı. Her sabah evden oku­ya­rak, duâ ede­rek ay­rı­lır­dı. İnşal­lah sözü ol­ma­dan ko­nuş­maz­dı.
Son de­re­ce güçlü ve ener­jik bir in­san­dı. Baş­ka­sı­nın derdi yü­zü­ne aynen ak­se­der­di. 1957’de An­ka­ra’yı sel bas­tı­ğın­da, fe­lâ­ket­ze­de­le­re biz­zat yar­dım eder­ken, ken­di­si sel su­la­rı­na ka­pıl­mak­tan son anda kur­ta­rıl­mış­tı. İnsan­la­rın sı­kın­tı ve üzün­tü çek­me­si­ni ka­ti­yen is­te­me­yen bir ruh hâ­le­ti­ne sâ­hip­ti.
Öf­ke­si aynen “mart karı” gi­biy­di. Ka­ti­yen kin tut­ma­yan, kızsa bile bir iki da­ki­ka sonra her şeyi unu­tan, onu te­lâ­fi etmek için özür­ler di­le­yen, yol­lar ara­yan bir in­san­dı. Öf­ke­li hâ­lin­de bile ağ­zın­dan in­ci­ti­ci, kı­rı­cı bir söz çık­tı­ğı gö­rül­me­miş­tir. Küfür, kötü söz söy­le­di­ği, kendi em­sa­li­nin al­tın­da­ki­le­re kız­dı­ğı, ya­nın­da ça­lı­şan­la­rı kır­dı­ğı hiç vaki ol­ma­mış­tır. Mü­te­va­zi idi ve son de­re­ce duy­gu­sal­dı. Man­tık­sız, mu­ha­ke­me­siz iş yap­maz, hak­sız­lık­la­rı sev­mez­di. İman, inanç, Allah kor­ku­su, edep, mil­le­ti sev­mek ve onu büyük bil­mek, in­san­la­ra hiz­met en bariz va­sıf­la­rıy­dı.” Diye açık­la­mış­tı. İki­si­nin de ruh­la­rı şad ve me­kan­la­rı cen­net olsun.

Herkes soruyor:“İlk Türkovak aşısı ne zaman?”

Tür­ki­ye’nin pan­de­mi sü­re­cin­de aşı ko­nu­sun­da lehte ve aleyh­te tüm ta­raf­la­rı uz­laş­tı­ra­cak olan umut ve bek­len­ti­si, “Tür­ko­vak aşısı”.
Aşı ko­nu­sun­da te­red­düt için­de­ki büyük bir ke­sim­de dahi, “Dev­le­ti­me gü­ve­ni­yo­rum, yerli aşıya ha­zı­rım!” dü­şün­ce­si var. Çünkü ileri sür­dük­le­ri bir ge­rek­çe var: “Ya­ban­cı aşı hak­kın­da şüp­he­le­ri­miz var, ya­ban­cı şir­ket­le­ri niye bes­le­ye­yim?”
Tabiî yerli ya da ya­ban­cı fark etmez, biz­zat aşı­nın ken­di­si­ne karşı çıkan, do­la­yı­sıy­la Tür­ko­vak aşısı ol­ma­ya da ni­ye­ti ol­ma­yan­lar çı­ka­bi­lir. Ancak so­kak­tan al­dı­ğı­mız çok net bir mesaj var: “Tür­ko­vak aşısı ol­ma­yı bek­li­yo­rum.”
Peki, Tür­ko­vak aşısı ne zaman start ala­cak? Sağ­lık Ba­ka­nı Sayın Koca, “Ekim’de seri üre­ti­me baş­lı­yo­ruz!” di­ye­rek ka­mu­oyu­nu bil­gi­len­dir­di. Bu önem­li! Ancak okul­la­rın açıl­ma­sı ile be­ra­ber Tür­ko­vak bek­len­ti­si arttı. Do­la­yı­sıy­la “Ya­kın­da!” diye ucunu açık bı­rak­mak ye­ri­ne biz­zat gün ve aylık dozaj sa­yı­sı­nı ve uy­gu­la­ma şek­li­ni açık­la­mak­ta fayda var!
Bu nok­ta­da, Tür­ko­vak’ın tarzı, öl­çü­sü/doz mik­ta­rı gibi baş­lık­lar üze­rin­den ön­ce­lik­le dok­tor­la­rı­mı­zın bil­gi­len­di­ril­me­si aşa­ma­sı da zi­hin­sel ve fi­zik­sel açı­dan tüm hal­kı­mı­zı ha­zır­la­ya­cak­tır. Bu ba­kım­dan Ekim’e ka­dar­ki bu sü­re­nin bir yol ha­ri­ta­sı­nın or­ta­ya ko­nul­ma­sı önem­li­dir.
İşte bu yol ha­ri­ta­sı or­ta­ya ko­nul­du­ğun­da, aşı hak­kın­da te­red­dü­dü olan va­tan­daş­la­rı­mız başta olmak üzere tüm hal­kı­mı­zın ka­fa­sın­da­ki soru işa­ret­le­ri teker teker si­li­ne­cek­tir.
Üs­te­lik Tür­ko­vak me­se­le­si, sa­de­ce aşı ol­ma­yan­la­ra yö­ne­lik güven sü­re­ci değil, biz­zat va­tan­da­şın pa­ra­sı­nın sü­rek­li ya­ban­cı aşı­la­ra akı­tıl­ma­sı­na da “Dur!” demek an­la­mı­na ge­lecek. Yani hem yer­li-mil­lî aşı he­ye­ca­nı, hem de millî ser­vet söz ko­nu­su…
Süreç ge­cik­mez­se, sağ­lık dı­şın­da­ki kafa bu­lan­dı­rı­cı de­di­ko­du­la­rın da önü alın­mış ola­cak­tır. En önem­li­si de, yerli ve millî ürün­le­ri­mi­zin sa­de­ce sa­vun­ma sa­na­yi­in­de değil, her alan­da var ol­du­ğu­nun far­kın­da­lı­ğı pe­kiş­miş ola­cak­tır.
Unut­ma­ya­lım ki, “sokak” de­di­ği­miz şey hem kamu vic­da­nı­nı, hem de ada­let te­ra­zi­si­ni tem­sil eder. Sokak, “Tür­ko­vak!” diyor ve bek­li­yor.

OKULLARDA TEST SONUÇLARININ POZİTİF ÇIKMASI DURUMUNDA NE YAPILMALI?

Okul­la­rın 06 Eylül Pa­zar­te­si günü açıl­ma­sıy­la bir­lik­te, öğ­ren­ci, veli ve öğ­ret­men­le­rin PCR test so­nuç­la­rı­nın po­zi­tif çık­ma­sı du­ru­mun­da ne ya­pıl­ma­sı ko­nu­sun­da hem ve­li­le­rin hem de öğ­ret­men­le­rin ka­fa­sın­da bazı soru işa­ret­le­ri vardı.
Milli Eği­tim Ba­kan­lı­ğı (MEB), yüz yüze eği­ti­min baş­la­ma­sı­nın ar­dın­dan okul­lar­da Ko­vid-19 va­ka­sı gö­rül­me­si ha­lin­de neler ya­pı­la­ca­ğı­na iliş­kin soru ve ce­vap­la­rı ya­yım­la­dı. Milli Eği­tim Ba­kan­lı­ğı ve Sağ­lık Ba­kan­lı­ğı iş bir­li­ğin­de ha­zır­la­nan “Okul­lar­da Ko­vid-19 Po­zi­tif Vaka Çık­ma­sı Du­ru­mun­da Ya­pıl­ma­sı Ge­re­ken Uy­gu­la­ma­lar Reh­be­ri”ne göre ha­zır­la­nan ve Ba­kan­lı­ğın in­ter­net si­te­sin­de ya­yım­la­nan so­ru­lar ve ce­vap­lar şöyle: Soru: Sı­nı­fı­mız­da bir öğ­ren­ci­miz­de Ko­vid-19 po­zi­tif vaka sap­tan­dı. Sı­nı­fı­mız­da şu anda sa­de­ce bir tane vaka var. Ne yap­ma­lı­yız? Cevap: Po­zi­tif vaka olan öğ­ren­ci sağ­lık ku­ru­lu­şu­nun ta­ki­bin­de olur ve okula devam etmez.
Po­zi­tif vaka çıkan sı­nıf­ta­ki diğer öğ­ren­ci­ler ve bu sı­nıf­ta görev alan öğ­ret­men­ler okula devam eder. Bu ki­şi­le­rin okul gi­ri­şin­de 14 gün bo­yun­ca, günde en az iki kez semp­tom sor­gu­la­ma­la­rı ya­pı­la­rak ateş öl­çüm­le­ri ger­çek­leş­ti­ri­lir ve bun­lar kayıt al­tı­na alı­nır. Bu sı­nıf­ta­ki ço­cuk­la­rın te­nef­füs sa­ati­nin diğer sı­nıf­lar­dan fark­lı­laş­tı­rıl­ma­sı sağ­la­nır.
Soru: Sı­nı­fı­mız­da bir öğ­ren­ci­miz­de Ko­vid-19 po­zi­tif vaka sap­tan­dı. 10 gün için­de sı­nı­fı­mız­da­ki başka bir öğ­ren­ci­nin ate­şi­nin okul gi­ri­şin­de­ki öl­çüm­ler­de 38 de­re­ce­nin üze­rin­de ol­du­ğu tes­pit edil­di. Ne yap­ma­lı­yız? Cevap: Okul gi­ri­şin­de semp­tom veya yük­sek ateşi tes­pit edi­len öğ­ren­ci­nin aile­si ile ive­di­lik­le ile­ti­şi­me ge­çi­le­rek sağ­lık ku­ru­lu­şu­na yön­len­di­ri­lir.
Sağ­lık ku­ru­lu­şu­nun de­ğer­len­dir­me­si­ne göre Ko­vid-19 en­fek­si­yo­nu tes­pit edi­lir­se öğ­ren­ci po­zi­tif vaka ola­rak kabul edi­lir. Aynı sı­nıf­ta 10 gün için­de 2. kez vaka çık­tı­ğı için sı­nıf­ta­ki öğ­ren­ci­le­rin ta­ma­mı yakın te­mas­lı ola­rak kabul edi­le­rek eve gön­de­ri­lir ve 14 gün bo­yun­ca evde te­mas­lı ta­ki­bi­ne alı­nır. Bu sı­nıf­ta­ki tüm öğ­ren­ci­le­re evde ol­du­ğu süre bo­yun­ca uzak­tan eği­tim ve­ri­lir. Sağ­lık ku­ru­lu­şu­nun de­ğer­len­dir­me­si­ne göre ateşi yük­sek olan öğ­ren­ci­de Ko­vid-19 en­fek­si­yo­nu tes­pit edil­mez­se sı­nıf­ta­ki diğer öğ­ren­ci­ler okula devam eder.
Soru: Sı­nı­fı­mız­da bir öğ­ren­ci­miz­de Ko­vid-19 po­zi­tif vaka sap­tan­dı. 10 gün için­de başka bir öğ­ren­ci­mi­zin daha evde ra­hat­sız­lan­dı­ğı, sağ­lık ku­ru­lu­şu­na baş­vur­du­ğu ve ya­pı­lan PCR testi so­nu­cun­da Ko­vid-19 po­zi­tif vaka sap­tan­dı­ğı ve­li­si ta­ra­fın­dan oku­lu­mu­za bil­di­ril­di. Ne yap­ma­lı­yız? Cevap: Aynı sı­nıf­ta 10 gün içe­ri­sin­de bir­den fazla vaka çık­ma­sı du­ru­mun­da sı­nıf­ta­ki tüm öğ­ren­ci­ler yakın te­mas­lı ola­rak kabul edi­lir. Bu öğ­ren­ci­ler eve gön­de­ri­lir ve 14 gün bo­yun­ca te­mas­lı ta­ki­bi­ne alı­nır. Bu sı­nıf­ta­ki öğ­ren­ci­le­re uzak­tan eği­tim ve­ri­lir.
Soru: Sı­nı­fı­mız­da bir öğ­ren­ci­miz­de Ko­vid-19 po­zi­tif vaka sap­tan­dı. 10 gün için­de bu sı­nıf­ta ders veren öğ­ret­me­ni­miz­de de Ko­vid-19 po­zi­tif vaka sap­tan­dı. Bu du­rum­da ne yap­ma­lı­yız? Cevap: Öğ­ret­me­nin okul dı­şın­da risk­li bir te­ma­sı yoksa, po­zi­tif vaka olan öğ­ret­men sağ­lık ku­ru­lu­şu­nun ta­ki­bin­de olur ve okul­da eği­ti­me devam etmez. İlk po­zi­tif vaka çıkan sı­nıf­ta­ki tüm öğ­ren­ci­ler yakın te­mas­lı kabul edi­lir. Bu öğ­ren­ci­ler eve gön­de­ri­lir ve 14 gün bo­yun­ca te­mas­lı ta­ki­bi­ne alı­nır. Bu sı­nıf­ta­ki öğ­ren­ci­le­re uzak­tan eği­tim ve­ri­lir. Bu du­rum­da, okul­da­ki diğer öğ­ret­men­ler te­mas­lı kabul edi­lir ve maske tak­mak ko­şu­luy­la okula devam eder. Te­mas­lı öğ­ret­men­le­rin okul gi­ri­şin­de 14 gün bo­yun­ca, günde en az iki kez semp­tom sor­gu­la­ma­sı ya­pı­la­rak ateş öl­çüm­le­ri ger­çek­leş­ti­ri­lir ve bun­lar kayıt al­tı­na alı­nır. Semp­tom gös­te­ren veya yük­sek ateşi tes­pit edi­len öğ­ret­men, sağ­lık ku­ru­lu­şu­na yön­len­di­ri­lir. Sağ­lık ku­ru­lu­şu­nun de­ğer­len­dir­me­si­ne göre okula devam eder veya vaka ola­rak kabul edi­lir. Öğ­ret­me­nin okul dı­şın­da risk­li bir te­ma­sı varsa, po­zi­tif vaka olan öğ­ret­men sağ­lık ku­ru­lu­şu­nun ta­ki­bin­de olur ve okul­da eği­ti­me devam etmez.
Okul­da­ki diğer öğ­ret­men­ler ve ilk vaka çıkan sı­nıf­ta­ki öğ­ren­ci­ler te­mas­lı kabul edi­lir, okul gi­ri­şin­de 14 gün bo­yun­ca, günde en az iki kez semp­tom sor­gu­la­ma­sı ya­pı­la­rak ateş öl­çüm­le­ri ger­çek­leş­ti­ri­lir ve bun­lar kayıt al­tı­na alı­nır. Semp­tom gös­te­ren veya yük­sek ateşi tes­pit edi­len ki­şi­ler sağ­lık ku­ru­lu­şu­na yön­len­di­ri­lir. Sağ­lık ku­ru­lu­şu­nun de­ğer­len­dir­me­si­ne göre ki­şi­ler okula devam eder veya vaka ola­rak kabul edi­lir. Soru: Sı­nıf­ta ders veren öğ­ret­men­de Ko­vid-19 po­zi­tif vaka sap­tan­dı.
Ne yap­ma­lı­yız? Cevap: Po­zi­tif vaka olan öğ­ret­men sağ­lık ku­ru­lu­şu­nun ta­ki­bin­de olur ve okul­da eği­ti­me devam etmez. Bu sı­nıf­ta­ki öğ­ren­ci­ler te­mas­lı kabul edi­lir ve okula devam eder. Diğer öğ­ret­men­ler te­mas­lı kabul edi­lir ve ça­lış­ma­ya devam eder. Te­mas­lı öğ­ret­men­ler ve po­zi­tif öğ­ret­me­nin derse gir­di­ği sı­nıf­ta­ki öğ­ren­ci­le­rin, okul gi­ri­şin­de 14 gün bo­yun­ca, günde en az iki kez semp­tom sor­gu­la­ma­sı ya­pı­la­rak ateş öl­çüm­le­ri ger­çek­leş­ti­ri­lir ve bun­lar kayıt al­tı­na alı­nır. Semp­tom gös­te­ren veya yük­sek ateşi tes­pit edi­len­ler sağ­lık ku­ru­lu­şu­na yön­len­di­ri­lir. Sağ­lık ku­ru­lu­şu­nun de­ğer­len­dir­me­si­ne göre bu ki­şi­ler okula devam eder veya vaka ola­rak kabul edi­lir. Soru: Öğ­ret­men veya öğ­ren­ci­nin aile­sin­de Ko­vid-19 po­zi­tif vaka sap­tan­dı. Ne yap­ma­lı­yız? Cevap: Va­ka­nın tes­pit edil­di­ği aile­de­ki öğ­ret­men veya öğ­ren­ci yakın te­mas­lı kabul edi­lir. Bu öğ­ret­men veya öğ­ren­ci 14 gün bo­yun­ca evde te­mas­lı ta­ki­bi­ne alı­nır ve okula devam etmez. Öğ­ren­ci uzak­tan eği­ti­me devam eder. Soru: Ana sı­nı­fın­da oku­yan bir öğ­ren­ci­miz­de Ko­vid-19 po­zi­tif vaka sap­tan­dı. Ne yap­ma­lı­yız? Cevap: Ana sı­nı­fın­da­ki tüm öğ­ren­ci­le­rin yakın te­mas­lı kabul edil­me­si için tek po­zi­tif vaka ye­ter­li­dir. Bu sı­nıf­ta­ki tüm öğ­ren­ci­ler yakın te­mas­lı kabul edi­le­rek eve gön­de­ri­lir ve 14 gün bo­yun­ca te­mas­lı ta­ki­bi­ne alı­nır. Soru: Te­mas­lı kabul edi­len ki­şi­ler için nasıl uy­gu­la­ma ya­pı­lır? Cevap: Te­mas­lı kabul edi­len öğ­ret­men ve öğ­ren­ci­le­rin, okul ta­ra­fın­dan 14 gün bo­yun­ca en az 2 ders saati aray­la günde iki kez semp­tom sor­gu­la­ma­sı ya­pı­la­rak ateş öl­çüm­le­ri ger­çek­leş­ti­ri­lir ve bun­lar kayıt al­tı­na alı­nır. Okul ida­re­sin­ce be­lir­le­nen gö­rev­li­ler ta­ra­fın­dan ya­pı­lan kont­rol­ler­de semp­tom gös­te­ren veya yük­sek ateşi tes­pit edi­len­ler, sağ­lık ku­ru­lu­şu­na yön­len­di­ri­lir. Sağ­lık ku­ru­lu­şu­nun de­ğer­len­dir­me­si­ne göre bu ki­şi­ler okula devam eder veya vaka ola­rak kabul edi­lir. Soru: Yakın te­mas­lı kabul edi­len ki­şi­ler için nasıl uy­gu­la­ma ya­pı­lır? Cevap: Aynı sı­nıf­ta eş za­man­lı, yani 10 gün içe­ri­sin­de, bir­den fazla vaka çık­ma­sı du­ru­mun­da sı­nıf­ta­ki tüm öğ­ren­ci­ler yakın te­mas­lı ola­rak kabul edi­lir. Ana sı­nı­fın­da ise tüm öğ­ren­ci­le­rin yakın te­mas­lı kabul edil­me­si için tek po­zi­tif vaka ye­ter­li­dir. Bu öğ­ren­ci­ler eve gön­de­ri­lir ve 14 gün bo­yun­ca te­mas­lı ta­ki­bi­ne alı­nır. Bu öğ­ren­ci­le­re evde ol­du­ğu süre bo­yun­ca uzak­tan eği­tim ve­ri­lir.

ÇAY FİYATINDA KARGAŞA

ÇAY­KUR yaş çay be­de­li­ni 3870 TL den alı­yor.
ÇAY­KUR’un kon­ten­ja­nı­nı fır­sat bilen bir­çok özel sek­tör fir­ma­sı kilo fi­ya­tı­nı 2700 TL ye dü­şü­re­rek fır­sat­tan is­ti­fa­de çay alımı ya­pı­yor.
Ser­best pi­ya­sa bu va­tan­da­şa in­di­ri­len kazık ol­ma­ma­lı.
Fır­sa­tı kara dö­nüş­tü­ren özel sek­tö­re bi­ri­le­ri dur de­me­yi bil­me­li.
Çay üre­ti­ci­si bu düşük üc­ret­ten çok mağ­dur.
Üre­ti­ci sa­ha­da bu ko­nu­yu çö­zecek yet­ki­li et­ki­li ve bizi si­ya­si an­lam­da yö­ne­ten AK Parti yö­ne­ti­ci­si arı­yor.
So­rum­lu kim­se­yi bu­la­ma­yan üre­ti­ci içi kan ağ­la­ya­rak 2700 li­ra­dan ça­yı­nı tar­la­da kal­ma­ma­sı için sat­mak zo­run­da ka­lı­yor.
Her yaş çay yap­ra­ğın­da alın teri var, emek var, hak var.
Özel sek­tör­de vic­dan yok ki 3870 li­ra­lık dev­le­tin koy­du­ğu fi­ya­tın çok al­tın­da çay alı­yor. Bu yasal ola­rak belki doğru ola­bi­lir ama vic­da­nen doğru değil açık­ça kan ağ­la­yan emek­çi­nin hak­kı­nı gasp et­mek­tir.
Üre­ti­ci mec­bu­ri­yet­ten ka­pı­na gel­miş­se sen ona is­te­di­ğin fi­ya­tı değil uy­gu­la­nan fi­yat­tan ça­yı­nı al­ma­lı­sın. Zarar edi­yor­san dük­kâ­nı kapat. Çok kar ede­ce­ğim diye düşük fi­yat­la çay alıp üre­ti­ci­nin alın te­ri­ne eme­ği­ne say­gı­sız­lık ya­pıl­ma­ma­lı.
Giden ağam gelen paşam
Ka­mu­da gö­rev­de bu­lu­nan­lar is­tis­na­lar dı­şın­da sık sık Hü­kü­met ta­ra­fın­dan başka yer­le­re tayin edi­lir.
Aynı yerde uzun sü­re­li ça­lış­mak hiz­met aş­kın­da dur­gun­lu­ğa sebep ola­bi­li­yor.
Her­ke­sin ça­lış­ma şevki görev an­la­yı­şı fark­lı ola­bi­lir ama önem­li olan dev­le­tin hiz­met­le­ri da­ğı­tı­mın­da kusur ey­le­me­mek yan­lış yap­ma­mak.Yıl­lar ön­cey­di Rize’ye yeni ata­nan bir Vali beye Ga­ze­te­ci­ler ola­rak ha­yır­lı olsun zi­ya­re­tin­de bu­lun­muş­tuk. Vali biz ga­ze­te­ci­le­re ko­nu­şur­ken söy­le­di­ği ’siz­ler­de bizim gibi 24 saat görev ba­şın­da­sı­nız mesai sa­ati­niz yok’ ’sö­zü­nü unut­ma­dım. Bu an­la­yış ışığı al­tın­da görev ya­par­ken unu­tan­lar ol­mu­yor değil el­bet­te. Gi­der­ken unu­tan­lar bizim gön­lü­müz de de unu­tu­lur, ne demiş der­viş giden ağam gelen paşam.

Eğitimin verimliliği için sorunlar zamanında çözülmelidir

2021-2022e­ği­tim-öğ­re­tim yılı, sal­gın ne­de­niy­le ge­le­ce­ğe yö­ne­lik bazı he­def­le­rin öte­len­di­ği, mev­cut so­run­la­ra ye­ni­le­ri­nin ek­len­di­ği bir za­man­da baş­la­mış bu­lun­mak­ta­dır. Yeni dö­nem­de bütün eği­tim ça­lı­şan­la­rı­na ve öğ­ren­ci­le­ri­mi­ze sağ­lık ve ba­şa­rı­lar di­li­yo­ruz. Eği­ti­min, so­run­la­rı üze­rin­den değil, so­rum­lu­luk sa­hi­bi ki­şi­le­rin çö­zü­me yö­ne­lik at­tı­ğı adım­lar üze­rin­den de­ğer­len­di­ril­me­si­ni te­men­ni edi­yo­ruz.
Eği­ti­min ni­te­li­ği ve ve­rim­li­li­ği için eği­tim ça­lı­şan­la­rı­nın so­run­la­rı­nın çö­zül­me­si ka­çı­nıl­maz bir ger­çek­tir. Geç­miş ka­yıp­la­rı­mı­zın te­la­fi edi­le­bil­me­si, ge­le­ce­ğe gü­ven­le ba­kı­la­bil­me­si için okul­la­rın açık tu­tul­ma­sı önem­li bir ka­rar­dır.
Sal­gın dö­ne­min­de her şeye rağ­men eği­tim-öğ­re­ti­mi devam et­tir­mek için fe­da­kâr­lık yapan, ini­si­ya­tif kul­la­nan eği­tim ça­lı­şan­la­rı­nın bek­len­ti­le­ri kar­şı­lan­ma­lı, 2023 Viz­yon Bel­ge­si’nde yer alan ta­ah­hüt­ler ye­ri­ne ge­ti­ril­me­li, pro­je­ler ha­ya­ta ge­çi­ril­me­li­dir.
Eği­tim ça­lı­şan­la­rı­na aşı ve PCR testi da­ya­tıl­ma­ma­lı­dır
Okul­la­rın açıl­ma­sı­nın sal­gın­la mü­ca­de­le sü­re­cin­de ba­şa­rı­lı olun­ma­sı­na, sal­gın­la mü­ca­de­le­nin ise aşı­la­ma, me­sa­fe ku­ral­la­rı, sos­yal izo­las­yon, maske vb. ted­bir­le­rin top­lum ve fert­ler nez­din­de ye­ri­ne ge­ti­ril­me­si­ne bağlı ol­du­ğu­na şüphe yok­tur. Ancak sal­gın­la mü­ca­de­le sü­re­cin­de­ki diğer bütün fak­tör­le­rin göz ardı edi­le­rek okul­la­rın açıl­ma­sı­nın, eği­tim ça­lı­şan­la­rı­nın aşı­lan­ma­sı­na veya PCR testi zo­run­lu­lu­ğu­na in­dir­gen­me­si­nin ka­bu­lü müm­kün de­ğil­dir.
Dünya Sağ­lık Ör­gü­tü’nün, top­lum­da vaka sa­yı­la­rı ar­tı­yor olsa dahi fi­zik­sel me­sa­fe, maske, el hij­ye­ni ve ha­va­lan­dır­ma gibi ön­lem­le­rin yaş dö­nem­le­ri­ne uygun bir şe­kil­de uy­gu­lan­ma­sıy­la okul­la­rın açık kal­ma­sı­nın sağ­la­na­bi­le­ce­ği yö­nün­de­ki tes­pi­ti or­ta­da­dır. Buna rağ­men haf­ta­da iki defa PCR testi zo­run­lu­lu­ğu ge­tir­mek gibi fi­ilen yü­rü­tül­me­si ne­re­dey­se im­kân­sız, psi­ko­lo­jik baskı bo­yu­tu­na va­ra­cak, aşı­lan­ma­yı bi­rey­sel bir ter­cih ol­mak­tan çı­ka­rıp zo­run­lu bir ter­cih hâ­li­ne ge­ti­recek her tür­den zor­la­ma­nın, okul­la­rın açık tu­tul­ma­sı ama­cı­na hiz­met et­mek­ten uzak ol­du­ğu bi­lin­me­li­dir.​Hu­ku­ki da­ya­nak­tan yok­sun, ha­ta­lı ve yan­lış olan eği­tim ça­lı­şan­la­rı­na PCR testi zo­run­lu­lu­ğu ka­ra­rı ye­ni­den ele alın­ma­lı; eği­tim kamu hiz­me­ti­nin yü­rü­tül­me­si­ni zora ko­şa­cak, eği­tim ça­lı­şan­la­rı­nın moral, mo­ti­vas­yon ve ça­lış­ma az­mi­ne zarar ve­recek, kurum içi ça­lış­ma ba­rı­şı­nı bo­za­cak bu ha­ta­dan bir an evvel dö­nül­me­li­dir.
Eği­tim ça­lı­şan­la­rı­nın yeni dö­ne­me güçlü mo­ti­vas­yon­la, mo­ral­li baş­la­ma­sı sağ­lan­ma­lı ve teş­vik dışı uy­gu­la­ma­lar­dan ka­çı­nıl­ma­lı­dır.
Öğ­ret­men­lik Mes­lek Ka­nu­nu için artık somut adım­lar atıl­ma­lı­dır
Resmî veya özel öğ­re­tim ku­ru­mu ay­rı­mı yap­mak­sı­zın bütün öğ­ret­men­le­ri kap­sa­ya­cak,öğ­ret­men­lik mes­le­ği­nin bütün bo­yut­la­rı­nı ele ala­cak Öğ­ret­men­lik Mes­lek Ka­nu­nu ko­nu­sun­da or­ta­ya konan irade, somut bir ne­ti­ce do­ğur­ma­mış­tır. Oysa öğ­ret­men­lik mes­le­ği­nin bütün veç­he­le­ri­ni kap­sa­yan sis­te­ma­tik bir dü­zen­le­me ol­mak­sı­zın, çok par­ça­lı yapı al­tın­da mes­le­ğin sta­tü­sü­nün ar­tı­rı­la­rak ni­te­lik­le­ri­nin ge­liş­ti­ril­me­si­nin sağ­lan­ma­sı­nın müm­kün ol­ma­dı­ğı, mes­lek men­sup­la­rı­nın mes­le­ği ifa sü­reç­le­ri­nin sür­dü­rü­le­bi­lir ol­ma­dı­ğı gö­rül­mek­te­dir. Öğ­ret­men­li­ğin pro­fes­yo­nel bir mes­lek ola­rak de­ğer­len­di­ril­me­si ve mes­le­ki stan­dart­la­ra ka­vuş­ma­sı is­te­ni­yor­sa, öğ­ret­me­ne des­tek ni­te­li­ğin­de,mes­le­ki ge­li­şi­mi­ni ve özerk­li­ği­ni sağ­la­ya­cak bir mes­lek ka­nu­nu ive­di­lik­le çı­ka­rıl­ma­lı­dır.

Söz­leş­me­li is­tih­dam son bul­ma­lı­dır
Söz­leş­me­li öğ­ret­men­li­ğin gü­nü­müz­de başlı ba­şı­na bir mağ­du­ri­yet kay­na­ğı­na dö­nüş­müş ol­du­ğu artık ale­nen or­ta­ya çık­mış du­rum­da­dır. Söz­leş­me­li öğ­ret­men­le­rin yer de­ği­şik­li­ği hak­la­rı ko­nu­sun­da somut bazı adım­lar atıl­mış olsa da bunun statü ve özlük hak­la­rı fark­lı­lı­ğı­nı or­ta­dan kal­dır­ma­dı­ğı, so­ru­na nihai çözüm ge­tir­me­di­ği or­ta­da­dır. So­ru­nun nihai çö­zü­mü, eği­tim-öğ­re­tim hiz­met­le­ri­nin kad­ro­lu öğ­ret­men­ler eliy­le ger­çek­leş­ti­ril­me­si ge­rek­li­li­ği­nin ka­bu­lüy­le bütün söz­leş­me­li öğ­ret­men­le­rin kad­ro­ya ge­çi­ril­me­si­dir.
Üc­ret­li öğ­ret­men­lik­le emek sö­mü­rü­sün­den vaz­ge­çil­me­li, ih­ti­yaç kad­ro­lu öğ­ret­men­ler­le kar­şı­lan­ma­lı­dır
Öğ­ret­me­nin eme­ği­ni ucuz­la­ta­rak per­so­nel mas­raf­la­rın­dan kı­sın­tı yap­ma­ya ça­lı­şan ve mes­le­ğin iti­ba­rı­nı dü­şü­ren üc­ret­li öğ­ret­men­lik uy­gu­la­ma­sın­dan vaz­ge­çil­me­li­dir. Hiç­bir iş gü­ven­ce­si ol­ma­yan, as­ga­ri üc­re­tin dahi al­tın­da bir üc­ret­le ders saati ba­şı­na ücret alan, sos­yal gü­ven­lik hak­la­rın­dan mah­rum bı­ra­kı­lan bir mes­le­ğin adı­nın öğ­ret­men­lik ol­ma­sı,bu gö­re­vi ifa eden ki­şi­le­re karşı emek sö­mü­rü­sü­dür, is­tih­dam açı­sın­dan ise utanç ve­ri­ci bir uy­gu­la­ma­dır.
Eği­tim ça­lı­şan­la­rı­nın yaz dö­ne­mi yer de­ği­şik­li­ği so­run­la­rı çö­zül­me­li­dir
Millî Eği­tim Ba­kan­lı­ğı’nın ça­lış­ma za­ma­nı­nı eği­tim­den zi­ya­de per­so­nel iş ve iş­lem­le­ri­ne has­ret­mek zo­run­da kal­ma­sı­nın se­be­bi, sür­dü­rü­le­bi­lir bir atama ve yer de­ğiş­tir­me po­li­ti­ka­sı­nın ge­liş­ti­ri­le­me­miş ol­ma­sı­dır. Öğ­ret­men­le­rin, hiz­met­li­le­rin, me­mur­la­rın ve şube mü­dür­le­ri­nin il içi, iller arası ve ma­ze­re­te da­ya­lı yer de­ği­şik­li­ği ta­lep­le­ri­nin ye­ri­ne ge­ti­ri­le­me­me­si, mo­ti­vas­yon kay­bı­nın yanı sıra mes­le­ki ya­ban­cı­laş­ma, psi­ko­lo­jik ra­hat­sız­lık, eği­ti­min ni­te­li­ği­nin ar­tı­rı­la­ma­ma­sı, ça­lış­ma ba­rı­şı­nın bo­zul­ma­sı gibi so­run­la­ra yol aç­mak­ta­dır. Atama ve yer de­ği­şik­li­ği ko­nu­sun­da, ta­lep­le­ri azami öl­çü­de kar­şı­la­ya­cak, mağ­du­ri­yet­le­ri ön­le­yecek, adil, hak­ka­ni­ye­te uygun ve sür­dü­rü­le­bi­lir bir po­li­ti­ka­ya ih­ti­yaç var­dır.
Memur, hiz­met­li ve diğer ça­lı­şan­la­rın mali ve sos­yal hak­la­rı iyi­leş­ti­ril­me­li­dir
Millî Eği­tim Ba­kan­lı­ğı kad­ro­la­rın­da Genel İdare Hiz­met­le­ri Sı­nı­fı, Tek­nik Hizz­met­ler Sı­nı­fı, Yar­dım­cı Hiz­met­ler Sı­nı­fı ve diğer hiz­met sı­nıf­la­rın­da ça­lı­şan­la­rın da eği­tim öğ­re­tim hiz­me­ti­nin ak­sa­ma­dan en etkin şe­kil­de yü­rü­tül­me­si için emek sarf et­ti­ği ger­çe­ği unu­tul­ma­ma­lı­dır.
Eği­tim ku­rum­la­rın­da ça­lı­şan per­so­ne­lin haf­ta­lık 40 saati aşan ça­lış­ma­la­rı­nın kar­şı­lı­ğı fazla ça­lış­ma üc­re­ti öden­me­si ya da per­so­nel ye­ter­siz­li­ği ge­rek­çe­si­ne sı­ğı­nıl­ma­dan fazla ça­lış­ma kar­şı­lı­ğı izin hak­kın­dan fay­da­lan­ma­la­rı­nın sağ­lan­ma­sı yö­nün­de dü­zen­le­me ya­pıl­ma­lı­dır.
Memur ve hiz­met­li­ler başta olmak üzere, eği­tim ça­lı­şan­la­rı­na yö­ne­lik gö­rev­de yük­sel­me ve unvan de­ği­şik­li­ği sı­nav­la­rı belli bir tak­vim dâ­hi­lin­de pe­ri­yo­dik ola­rak ger­çek­leş­ti­ril­me­li­dir.
Okul­la­rın öde­nek ih­ti­ya­cı kar­şı­lan­ma­lı, okul esas­lı büt­çe­le­me uy­gu­la­ma­sı ge­ti­ril­me­li­dir
İlköğ­re­tim ku­rum­la­rı­nın Ba­kan­lık’tan ya da ma­hal­li ida­re­ler­den doğ­ru­dan öde­nek ala­ma­ma­la­rı; okul yö­ne­tim­le­ri­ni kamu kay­nak­la­rı ve bu kay­nak­la­rı ha­re­ke­te ge­çir­me me­ka­niz­ma­la­rı­nın ye­ter­siz kal­ma­sıy­la karşı kar­şı­ya ge­tir­mek­te­dir. Buna ila­ve­ten okul yö­ne­tim­le­ri­nin bir yan­dan okul­la­ra bağış ko­nu­sun­da sü­rek­li ola­rak ka­mu­oyu ve idare bas­kı­sı al­tın­da ve so­ruş­tur­ma teh­di­di kar­şı­sın­da bı­ra­kıl­ma­sı, diğer yan­dan zo­run­lu cari har­ca­ma­lar için kay­nak bulma yü­küm­lü­lü­ğü­ne so­kul­ma­sı, hem eği­tim-öğ­re­ti­me zarar verip bu so­ru­nu okul­lar arası ba­şa­rı fark­lı­lı­ğı­nın bir un­su­ru hâ­li­ne dö­nüş­tür­mek­te hem okul yö­ne­ti­ci­le­ri­ne yö­ne­lik hu­kuk­suz, hak­sız ve ada­let­siz uy­gu­la­ma­la­ra ve mağ­du­ri­yet­le­re kapı ara­la­mak­ta hem de yö­ne­ti­ci/öğ­ret­men ile öğ­ren­ci ve­li­le­ri­ni karşı kar­şı­ya ge­ti­re­rek okul ik­li­mi­ni ve okul-ve­li iş bir­li­ği­ni ze­hir­le­mek­te­dir. Okul­la­rın kendi kul­la­nım­la­rı­na su­nul­muş her­han­gi bir öde­nek­le­ri ol­ma­dı­ğı dik­ka­te alın­dı­ğın­da, zo­run­lu­luk arz eden mal ve hiz­met alım­la­rı­nın ne şe­kil­de kar­şı­la­na­ca­ğı so­ru­nu halen izaha muh­taç olup çözüm bek­le­mek­te­dir. Bu ne­den­le, okul bazlı öde­nek tah­si­si ya­pıl­ma­lı, per­so­nel dışı cari har­ca­ma­la­rın yö­ne­til­me­si için öde­nek­le­rin doğ­ru­dan okul ida­re­le­ri ta­ra­fın­dan kul­la­nıl­ma­sı sağ­lan­ma­lı­dır.
Eği­tim­ci­le­rin mo­ti­vas­yo­nu­nu ar­tı­ra­cak bir ka­ri­yer sis­te­mi oluş­tu­rul­ma­lı­dır
Ana­ya­sa Mah­ke­me­si’nin Öğ­ret­men­lik Ka­ri­yer Ba­sa­mak­la­rın­da Yük­sel­me uy­gu­la­ma­sı­na yö­ne­lik ola­rak ver­di­ği iptal ka­ra­rı ve Da­nış­tay İdari Dava Da­ire­le­ri Ku­ru­lu’nun mah­ke­me ka­ra­rıy­la ka­ri­yer ba­sa­ma­ğı un­va­nı elde edi­le­me­ye­ce­ği nok­ta­sın­da­ki iç­ti­ha­dı son­ra­sın­da ka­ri­yer ba­sa­mak­la­rı sü­re­ci­nin yasal be­lir­li­li­ğe ka­vuş­tu­rul­ma­ma­sı, adeta unu­tul­ma­ya terk edil­me­si, pek çok hak kay­bı­na se­be­bi­yet ver­miş­tir.
Ana­ya­sa Mah­ke­me­si ka­ra­rın­dan bu yana öğ­ret­men ka­ri­yer ba­sa­mak­la­rı­na iliş­kin her­han­gi bir uy­gu­la­ma ya­pıl­ma­mış­tır.
Öğ­ret­men­ler haklı bir bek­len­ti içe­ri­sin­de­dir. Ka­ri­yer ba­sa­mak­la­rı uy­gu­la­ma­sı­nın yü­rür­lük­te ol­du­ğu zaman di­li­min­de ya­pı­lan bi­lim­sel ça­lış­ma­lar, öğ­ret­men­lik ka­ri­yer ba­sa­mak­la­rı uy­gu­la­ma­sı­nın öğ­ret­men­le­ri sos­yal, kül­tü­rel ve spor­tif fa­ali­yet­le­re teş­vik et­me­nin yanı sıra ken­di­le­ri­ni ge­liş­tir­me­le­ri­ne ve ka­ri­yer ba­sa­mak­la­rın­da iler­le­mek için li­san­süs­tü eği­tim yap­ma­ya teş­vik et­ti­ği­ni, bu so­nuç­lar doğ­rul­tu­sun­da eği­tim­de ka­li­te­nin ar­tı­rıl­ma­sın­da önem­li bir fak­tör ol­du­ğu­nu, öğ­ret­men­le­rin ken­di­ni ye­ni­le­me­si, ala­nın­da­ki ge­liş­me­le­ri takip et­me­si ba­kı­mın­dan olum­lu so­nuç­lar do­ğur­du­ğu­nu or­ta­ya koy­mak­ta­dır.
Ka­ri­yer ba­sa­mak­la­rı sis­te­mi­ne ye­ni­den iş­ler­lik ka­zan­dı­rıl­ma­lı­dır. Bu çer­çe­ve­de pay­daş­la­rın gö­rüş­le­ri ve ta­lep­le­ri doğ­rul­tu­sun­da her­ke­sin ya­rar­lan­ma­sı­na açık, özgün, sa­de­ce sınav odak­lı ol­ma­yan, süreç ve bi­rey­sel çaba odak­lı, maddi ve ma­ne­vi açı­dan tat­min­kâr bir ka­ri­yer sis­te­mi ive­di­lik­le ha­ya­ta ge­çi­ril­me­li­dir.
Eği­tim-Bir-Sen ola­rak, yeni eği­tim-öğ­re­tim yı­lı­nın tüm eği­tim ça­lı­şan­la­rı­na, öğ­ren­ci­le­ri­mi­ze, ve­li­le­ri­mi­ze ve mil­le­ti­mi­ze ha­yır­lı ol­ma­sı­nı; eği­ti­min bir an önce so­run­lar­dan arın­dı­rıl­ma­sı­nı di­li­yor, umut dolu ge­liş­me­le­re ve va­at­le­ri ye­ri­ne ge­ti­recek somut adım­la­rın atıl­ma­sı­na ve­si­le ol­ma­sı­nı te­men­ni edi­yor,Ba­kan­lık­tan bek­len­ti­le­ri kar­şı­la­ya­cak adım­lar at­ma­sı­nı, ka­lı­cı eği­tim po­li­ti­ka­la­rı ge­liş­tir­me­si­ni ve uy­gu­la­ma­sı­nı is­ti­yo­ruz.

BİR DOSTUN ARDINDAN NECATİ BAYRAM TUZCU

Şair Cafer Tay­yar Tuzcu’nun ye­ğe­ni, Si­ya­set ve İş Adamı Meh­met Akif Zer­de­ci’nin eniş­te­si, Ba­lık­çı Ali Baba’nın oğlu, Ber­lin’de eği­tim gören Ali Yaşar Tuzcu’nun ba­ba­sı ve biz­le­rin Ne­ca­ti Ağa­bey­si Ne­ca­ti Bay­ram Tuzcu ge­ri­de hoş bir seda ve gü­zel­lik­ler bı­ra­ka­rak ara­mız­dan ay­rıl­dı.
DOST­LUK­LAR SANAL DEĞİLDİ
Bun­dan dam otuz üç yıl önce, fut­bo­lun bor­sa­da değil ar­sa­da oy­nan­dı­ğı, iyi niyet te­men­ni­le­ri­nin whap­sap yo­luy­la değil direk ula­şa­rak ve­ril­di­ği ha­ki­ki za­man­lar­da ta­nış­mış­tık. O otuz bense 17 yedi ya­şın­day­dım. Yerel ba­sın­da var olma mü­ca­de­lem­de des­tek verdi. Na­si­hat­le­ri oldu. Çok ha­tı­ra­la­rı­mız var. Bun­la­rın ço­ğun­da var olan Şakir To­pa­loğ­lu ağa­bey­de yıl­lar önce ara­mız­dan ay­rıl­mış­tı. Hepsi artık fo­toğ­raf­lar­da bel­lek­ler­de kaldı. Rize ile il­gi­li her ki­ta­bım çık­tı­ğın­da, ona ulaş­tı­ğım­da ço­cuk­lar gibi se­vi­nir, mutlu olur­du.
UÇUP GİDEN HA­YAL­LER
Sözde Gen­ça­ğa, İlyas ve ben Müs­lü­man Ga­ze­te­ci­ler Ce­mi­ye­ti­ni ku­ra­cak, Ne­ca­ti Ağa­be­yi de ara­mı­za ka­ta­cak­tık. Ku­ru­luş için Rize Be­le­di­ye Par­kın­da yap­tı­ğı­mız ilk top­lan­tı da kim baş­kan ola­cak çe­kiş­me­si ha­yal­le­ri­mi­zi suya dü­şür­müş­tü.
RİZE DEYİNCE AKLA GELİRDİ
Rize’de yerel ga­ze­te­ci­lik yıl­la­rı­nın ar­dın­dan 1998 yı­lın­da İstan­bul’a ta­şın­dım. İETT Genel Mü­dür­lü­ğü Basın Yayın Mü­dür­lü­ğü’nde gö­rev­li olmam ve araş­tır­ma­la­rım­dan do­la­yı ulu­sal ba­sı­na emek ver­miş in­san­lar­la sık sık kar­şı­la­şı­yo­ruz. Onlar Rize de­yin­ce bana hep iki ki­şi­yi sor­du­lar. Altın sa­rı­sı saç­la­rı ve güzel yü­re­ğiy­le se­vi­len Ri­zes­por Eski Kap­ta­nı Hüsnü Kürk­çü ve kim­se­ye kö­tü­lü­ğü ol­ma­yan Rize ba­sı­nın­da sem­bol olan altın kalp­li Ne­ca­ti Tuzcu, yıl­lar önce mes­lek­le­rin­den emek­li ol­sa­lar da unu­tul­ma­mış­lar­dır. Ben her iki­si­ni de ta­nı­dı­ğım için her se­fe­rin­de bu du­rum­dan büyük haz alı­yor­dum.
VE VEDA
Ne­ca­ti Bay­ram Tuzcu Ağa­be­yin ce­na­ze­si yarın (6 Eylül 2021 Pa­zar­te­si günü) öğle na­ma­zı­nı mü­te­akip Rize Mer­kez Sahil Camii’nde kı­lın­dık­tan sonra İslam­pa­şa Ma­hal­le­sin­de­ki aile kab­ris­tan­lı­ğı­na to­pa­ğa ve­ri­le­cek­tir. İyi bilir iyi şa­hit­lik ede­riz. Ya­ra­dan cen­ne­ti­ne koy­sun, me­ka­nı cen­net olsun. Aile­si­nin se­ven­le­ri­nin başı sağ olsun.

YÜZ YÜZE EĞİTİME BAŞLIYORUZ

2021-2022 Eği­tim-Öğ­re­tim yılı 06.09.2021 Pa­zar­te­si günü baş­lı­yor. Ön­ce­lik­le 2021-2022 Eği­tim-Öğ­re­tim yı­lı­nın öğ­ren­ci­le­ri­mi­ze, öğ­ret­men­le­ri­mi­ze ve bütün eği­tim ca­mi­ası­na ha­yır­lı ol­ma­sı­nı di­li­yo­rum.
Bi­lin­di­ği üzere sal­gın do­la­yı­sıy­la öğ­ren­ci­le­ri­miz uzun süre okul­la­rın­dan ayrı kaldı. Öğ­ren­ci­le­ri­miz bu süre için­de büyük oran­da uzak­tan eği­tim­le ders­le­ri­ne devam et­ti­ler. Bütün ak­sak­lık­la­ra rağ­men, öğ­ret­men­le­ri­mi­zin uzak­tan eği­tim sü­re­ci­ne kısa sü­re­de uyum sağ­la­ma­la­rı ve büyük gay­ret gös­ter­me­le­ri so­nu­cun­da bu sü­re­ci en az ha­sar­la at­lat­tı­ğı­mı­zı dü­şü­nü­yo­rum.
Ancak uzak­tan eği­tim sü­re­ci uzun yıl­lar devam et­ti­ri­le­mez­di. Ne­ti­ce­de eği­ti­min bütün pay­daş­la­rı­nın da ta­le­bi doğ­rul­tu­sun­da, ba­kan­lı­ğın al­dı­ğı ka­rar­la bu yıl tüm ka­de­me­ler­de ke­sin­ti­siz yüz yüze eği­ti­me baş­la­ya­ca­ğız. Bu ka­ra­rın ye­rin­de ve eği­ti­min ge­le­ce­ği açı­sın­dan zo­run­lu bir karar ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­rum.
El­bet­te ki sal­gın dö­ne­min­de yüz yüze eği­ti­min zor­luk­la­rı da var­dır. Bütün öğ­ren­ci­le­rin nor­mal eği­tim­le­ri­ne devam et­me­le­ri risk­le­ri de be­ra­be­rin­de ge­ti­re­bi­lir. Ancak he­pi­miz bir­den; ve­li­siy­le, öğ­ret­me­niy­le, ser­vis şo­fö­rüy­le, kan­tin­ci­siy­le re­ha­ve­te ka­pıl­ma­dan, sal­gın ku­ral­la­rı­na uya­rak bu eği­tim- öğ­re­tim yı­lı­nı olum­lu bir şe­kil­de son­lan­dır­ma­lı­yız. Çünkü, tek­rar uzak­tan eği­ti­me ge­çil­me ih­ti­ma­li dahi bütün eği­tim ca­mi­ası üze­rin­de bir yıl­gın­lı­ğa sebep ola­bi­lir. Böyle bir durum eği­tim üze­rin­de geri dö­nü­şü im­kan­sız, ka­lı­cı za­rar­lar ve­re­bi­lir. Bu­ra­da el­bet­te ki öğ­ren­ci­le­ri­mi­zin ve bütün ça­lı­şan­la­rın sağ­lı­ğı her şeyin önün­de­dir. Sağ­lık­lı, sal­gı­nın üs­te­sin­den gelen bir top­lum eği­ti­min de üs­te­sin­den ge­le­bi­lir. Top­lu­mu­muz için ön­ce­lik­li ko­nu­la­rı, bi­ri­ni di­ğe­ri için heba et­me­den, bi­linç­li bir şe­kil­de gö­tür­me­miz ge­re­kir. Her şey ço­cuk­la­rı­mız için, ço­cuk­la­rı­mı­zın ge­le­ce­ği için, ül­ke­mi­zin ge­le­ce­ği için…
Ata­türk ilke ve in­kı­lap­la­rı doğ­rul­tu­sun­da, bi­li­min yo­lun­dan ay­rıl­ma­dan… Ba­şar­mak zo­run­da­yız! Tek­rar 2021-2022 Eği­tim-Öğ­re­tim yı­lı­nın ül­ke­mi­ze ha­yır­lı ol­ma­sı­nı te­men­ni edi­yo­rum. Bütün öğ­ren­ci­le­ri­mi­zin sağ­lık­lı ve ba­şa­rı­lı bir yıl ge­çir­me­le­ri­ni di­li­yo­rum.

FUTBOLUN GELİŞİM KRONOLOJİSİ

1800-Fut­bol, ma­hal­le ta­kım­la­rı ile İngil­te­re’de baş­la­dı.
1805-Da­ha önce, topa tekme atı­lır­dı, sür­me­ye baş­lı­yor.
1819-Ha­kem­lik saha dı­şın­da ve ma­sa­da baş­la­dı.
1830-Ha­kem­ler saha içine alı­nı­yor. Yan ha­kem­ler yok.
1841-Oval top, yu­var­lak oldu.
1848-Camb­rid­ge Üni­ver­si­te­si’nde, fa­kül­te maç­la­rı.
1855-İngi­liz ta­kı­mı ilk defa Al­man­ya’da fut­bol oy­na­dı.
1857-İngil­te­re’de Shef­fi­eld ku­lü­bü ku­rul­du.
1863-İngil­te­re Fut­bol Fe­de­ras­yo­nu ku­rul­du.
1866-Of­sayt ku­ra­lı baş­la­dı.
1866-Ka­le yük­sek­li­ği 5 m’den 1.80 m’ye in­di­ril­di. (Şimdi, eni 732, yük­sek­li­ği 244 cm’dir)
1869-El­le oy­na­ma yasak edil­di.
1870-Por­te­kiz’deki İngi­liz­ler fut­bo­lu yay­ma­ya baş­la­dı.
1870-11 ki­şi­lik ta­kım­la oy­nan­ma­sı ka­rar­laş­tı­rıl­dı.
1871-Ka­le­ci­le­re elle mü­da­ha­le ve tutma izni ve­ril­di.
1871-Kral Ku­pa­sı, (İngil­te­re Fe­de­ras­yon Ku­pa­sı) baş­la­dı.
1872-Sa­ha­lar öl­çü­lü oldu.
1872-To­pun öl­çü­le­ri be­lir­len­di.
1872–İlk millî maç İngil­te­re – İskoç­ya ara­sın­da oy­nan­dı.
1873-Kor­ner atış­la­rı­na baş­lan­dı.
1874-Ka­le­ye üst direk kondu.
1875-Ka­fa vurma ser­best oldu.
1878-Ha­ke­min oyun­da düdük çal­ma­sı kabul edil­di.
1882-Fut­bol ku­ral­la­rı­nı be­lir­le­yen İnter­na­ti­onal Board ku­rul­du.
1883-Taç atış­la­rı el ile ya­pıl­ma­ya baş­lan­dı.
1884-Ha­ke­min sa­ha­nın tek hâ­ki­mi ol­du­ğu kabul edil­di.
1885-Pro­fes­yo­nel­lik, ilk defa İngil­te­re’de baş­la­dı.
1888-İngil­te­re’de lig baş­la­dı.
1889-Da­ni­mar­ka ve Hol­lan­da’da fut­bol fe­de­ras­yon­la­rı ku­rul­du.
1890-2 yan hakem sis­te­mi oldu.
1891-Pe­nal­tı ce­za­sı baş­la­dı.
1892-Ka­le­le­re ağ ge­ril­di.
1893-ABD’de ve Ar­jan­tin’de fut­bol fe­de­ras­yon­la­rı ku­rul­du.
1874-Her atı­lan gol­den sonra de­ği­şen ka­le­ler, devre ara­sın­da de­ğiş­ti­ril­me­ye baş­lan­dı.
1896-Fut­bol ku­ral­la­rı ya­zı­lı metin hâ­li­ne geldi.
1899-Maç­lar 90 da­ki­ka oldu.
1899-Sa­ha öl­çü­le­ri 118.4 x 91.4 yarda ola­rak be­lir­len­di.
1901- Tot­ten­ham-Shef­fi­eld ma­çın­da se­yir­ci re­ko­ru kı­rı­la­rak 100 bini geçti.
1903-Pu­an­la­ma­da ave­raj sis­te­mi yü­rür­lü­ğe girdi.
1903-Tür­ki­ye’de Be­şik­taş Fut­bol Ku­lü­bü ku­rul­du. 1904-Bel­çi­ka, Fran­sa, Da­ni­mar­ka, Hol­lan­da, İspan­ya, İsveç, İsviç­re’nin FIFA’yı kur­ma­sı.
1905-Tür­ki­ye’de Ga­la­ta­sa­ray Fut­bol Ku­lü­bü ku­rul­du.
1906-Kı­ta­lar arası ilk millî maçta G. Af­ri­ka, Bre­zil­ya’yı 5-0 yendi.
1907-Tür­ki­ye’de Fe­ner­bah­çe Fut­bol Ku­lü­bü ku­rul­du.
1908-Fut­bol maç­la­rı olim­pi­yat­la­ra alın­dı.
1913-Ka­le­ci­le­rin, topu yal­nız 18 için­de elle tutma ku­ra­lı kondu.
1923-Tür­ki­ye Fut­bol Fe­de­ras­yo­nu ku­rul­du.
1923-Of­sayt ku­ra­lı için, 3 rakip oyun­cu şartı 2’ye indi.
1927-Kor­ner­den doğ­ru­dan gol ol­ma­sı kabul edil­di.
1940-Tür­ki­ye’de ha­kem­le­re li­sans çı­ka­rıl­ma­ya baş­lan­dı.
1950-Bir maçta 200 bin se­yir­ci aşıl­dı. (Uru­gu­ay-Bre­zil­ya: 2-1)
1958-2 oyun­cu de­ği­şik­li­ği geldi.
1967-Göz­lem­ci uy­gu­la­ma­sı.
1986-Sa­rı ve kır­mı­zı kart ce­za­sı baş­la­dı.
1990-Go­le giden fut­bol­cu dü­şü­rü­lün­ce kır­mı­zı kart ce­za­sı geldi.
1991-Ha­kem­le­rin kı­ya­fe­ti si­yah­tan renk­li­ye döndü.
1993-Yal­nız ka­le­ci­le­rin 3. oyun­cu de­ğiş­ti­ril­me­si­ne izin ve­ril­di.
1994-Su­ni çimde de oy­na­ma­ya izin ve­ril­di.
1995-Nor­mal 3 oyun­cu de­ğiş­tir­me ku­ra­lı geldi.

İman ve cesaret en büyük şiarımızdır

Ta­ri­hi­miz, ec­da­dı­mı­zın uğ­run­da büyük be­del­ler öde­ye­rek ka­zan­dı­ğı des­tan­sı za­fer­ler­le do­lu­dur.
30 Ağus­tos, mil­let ola­rak zulme di­ren­me­nin, ezel­den beri esa­re­te karşı çık­ma­nın adı; kadim ta­ri­hi­miz­de müs­tes­na bir yeri olan önem­li za­fer­ler­den bi­ri­dir.
Ma­laz­girt, Ot­luk­be­li, Çal­dı­ran, Mohaç ve 30 Ağus­tos 1922’deki Baş­ko­mu­tan­lık Mey­dan Mu­ha­re­be­si, millî var­lı­ğı­mız açı­sın­dan bir­bi­ri­ni tah­kim etmiş, Ana­do­lu’yu bizim için muh­kem kale hâ­li­ne ge­tir­miş­tir.
Ma­laz­girt’le ka­pı­la­rı bize açı­lan Ana­do­lu’nun ebedi va­ta­nı­mız ol­du­ğu­nun tüm dün­ya­ya ilanı 30 Ağus­tos Za­fe­ri’yle ol­muş­tur.
Ta­ri­hi bo­yun­ca sa­va­şı­nı ‘ya is­tik­lal ya ölüm’ pa­ro­la­sıy­la veren mil­le­ti­miz, hiç­bir esa­ret ve ta­hak­kü­me tes­lim ol­ma­mış, ‘zafer benim ka­rak­te­rim­dir’ an­la­yı­şı­nı her daim ya­şa­mış ve ya­şat­mış­tır.
Mil­let ola­rak, iman ve ce­sa­ret en büyük şi­arı­mız ol­muş­tur, ol­ma­ya da devam ede­cek­tir.
Tarih bo­yun­ca ege­men­li­ği­miz ve is­tik­la­li­miz için ver­di­ği­miz mü­ca­de­le, inanç, azim ve ce­sa­re­tin­den hiç­bir şey kay­bet­me­den gü­nü­müz em­per­ya­list­le­ri­ne karşı da sür­mek­te; za­fer­le­ri­miz, dün­ya­nın bir­çok ye­rin­de işgal ve sö­mü­rü­ye karşı sür­dü­rü­len öz­gür­lük mü­ca­de­le­si­ne örnek ve ilham kay­na­ğı ol­mak­ta­dır.
Bu za­fer­le­rin ço­cuk­la­rı­mı­zın zih­ni­ne nak­şe­dil­me­si, genç­le­ri­mi­zin bunu te­va­rüs et­me­si için eği­tim, kül­tür ve sanat ala­nın­da he­pi­mi­ze ödev­ler düş­mek­te­dir.
Eği­tim-Bir-Sen ola­rak, mil­le­ti­mi­zin 30 Ağus­tos Zafer Bay­ra­mı’nı kut­lu­yor, bu va­ta­nı ko­ru­mak için can­la­rı­nı feda eden şe­hit­le­ri­mi­zi min­net ve du­ay­la yâd edi­yo­ruz.

« Older Entries