Category Archives: Yazarlarımız

LOJİSTİĞ’E TRABZON’UN BAKIŞI

Son gün­ler­de gün­dem­den düş­me­yen İyi­de­re Lo­jis­tik için Sür­me­ne­li gı­ya­ben ta­nı­dı­ğım Kenan Kuru bir yazı yaz­mış.
Yazı yaz­mak in­sa­nı bil­gi­len­dir­mek ve ay­dın­lat­mak için ol­ma­lı.
Kenan Kuru ya­zı­sın­da aynen şunu yaz­mış’ ’Trab­zon ili, Sür­me­ne İlçe­sin­de ya­pıl­ma­sı plan­la­nan lo­jis­tik liman için, İyi­de­re Be­le­di­ye Baş­ka­nı Li­ma­nın İyi­de­re’ ye alın­dı­ğı­nı müjde diye açık­la­mış­tı.
Trab­zon TÜR­KAV, Lo­jis­tik Mer­ke­zin sağ­la­ya­ca­ğı ka­za­nım­la­rı­nı ta­rih­sel ba­kış­la ifade ede­rek Trab­zon – Sür­me­ne’ den kay­dı­rıl­ma­sı­nın doğru ol­ma­ya­ca­ğı­nı 2020 ta­ri­hin­de ka­mu­oyu­na açık­la­mış­tı.
2020 ta­ri­hin­de iha­le­si ya­pı­lan pro­je­nin çok önem­li proje ol­du­ğu­nu TÜR­KAV ifade etmiş ol­ma­sı­na rağ­men Trab­zon sa­de­ce sey­ret­miş­tir’’
Bu­ra­da açık­lan­mak is­te­nen kom­şu­muz ölsün biz ya­şa­ya­lım dü­şün­ce­si­dir.
Ri­ze­li hiç­bir zaman Trab­zon’da ol­ma­sın bizde olsun de­me­di. Trab­zon’da ya­pı­lan size de ya­pıl­sın dü­şün­ce­sin­de olur.
Halkı ay­dın­lat­mak bil­gi­len­dir­mek ama­cın­da olan yazar bu kadar fa­na­tik şo­ve­nist ol­ma­ma­lı.
TÜR­KAV Trab­zon İl Baş­ka­nı Kenan Kuru, İyi­de­re Be­le­di­ye Baş­ka­nı nın söy­le­di­ği ‘’çok ça­lış­tık ve ba­şar­dık” sö­zü­ne ta­kıl­mış.
Lo­jis­tik mer­kez ve li­ma­nın özel­lik­le Sür­me­ne’de ya­pıl­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni ti­tiz­lik­le yazan Kuru Sür­me­ne’nin ta­rih­sel özel­li­ğin­den bah­set­miş.
Kenan Bey kar­de­şi­miz ’Sür­me­ne is­ke­le­si, kara yolu ile 16 ker­van ko­na­ğı me­sa­fe ile Kars’a bağ­lan­mak­tay­dı ’der­ken asır­la­dır ko­nu­şu­lan ve ni­ha­yet ya­pı­lan şu an dün­ya­nın 3.​uzun tü­ne­li olan Ovit Tü­ne­li­nin öne­mi­ni bil­mi­yor ga­li­ba.
Batum – Sür­me­ne is­ke­le­si­ne 120 mil uzak­tay­mış bunu eli­niz­den alan yok ki de­ğer­li ar­ka­da­şım.
Sür­me­ne’nin deniz ko­nu­sun­da­ki öne­mi­ni ve ta­ri­hi­ni bi­li­riz ama İyi­de­re’nin önü Ovit Tü­ne­liy­le açı­lı­yor.
Sür­me­ne’de yal­nız deniz var, ne Doğu Ana­do­lu’ya açı­lan ka­pı­sı ne de de­mir­yo­lu bu­lu­nu­yor.
Kenan Kuru gibi Trab­zon’dan yazan bazı dost­la­rın Rize’de ya­pı­la­cak ya­tı­rım­la­rı çe­ke­me­mez­lik­le­ri­ne Rize’ye ol­ma­sın diye is­te­me­mez­lük­le­ri­ne Allah ıslah etsin di­yo­rum.
Rize – İyi­de­re’ de ya­pı­la­cak pro­je­nin iş­let­me­ye açıl­ma­sı ha­lin­de ka­za­nım­la­rı­na dik­kat çeken Ulaş­tır­ma ve Alt­ya­pı Ba­ka­nı­na so­ru­yo­ruz diyen yazar ‘’Rize’ye kay­dı­rı­lan Lo­jis­tik üssün ka­za­nım­la­rı ko­nu­sun­da sa­yı­sız fay­da­la­rı­nın ola­ca­ğı mu­hak­kak­tır.
Öyle ol­mak­ta­dır ki büyük mü­ca­de­le­ler ve­ri­le­rek Trab­zon’dan Rize’ye kay­dı­rıl­dı­ğı­nı İyi­de­re Be­le­di­ye Baş­ka­nı ifade ede­rek ama­cı­nın dı­şı­na ta­şı­mış­tır. Sür­me­ne’nin elin­den alı­nan liman üs­sü­nün, büyük bir is­tih­dam ve ha­re­ket­li­lik ka­zan­dı­ra­ca­ğı­nı gö­re­me­miş ola­cak­lar ki bek­len­miş­tir? Proje ha­ya­ta ge­çi­ril­me­si ha­lin­de İstih­dam gibi, Yak­la­şık 500 mil­yon do­lar­lık üre­tim et­ki­si gibi… 1.000 ki­şi­ye doğ­ru­dan 8.000 ki­şi­ye do­lay­lı is­tih­dam edi­le­rek bölge eko­no­mi­sin­de önem­li yer ala­ca­ğı ifade edil­miş­tir. Ancak, Trab­zon’ a, Sür­me­ne’ ye is­tih­dam için bu sa­yı­nın ka­çı­nın ve­ri­le­ce­ği ve Lo­jis­tik üssün Trab­zon için eko­no­mik gir­di­le­ri de­ğer­len­di­ril­miş midir? Trab­zon’daki ku­rum­la­ra Rize’den kaç kon­ten­jan ay­rıl­mış ki Rize’deki pro­je­yi şim­di­den pa­zar­lık ko­nu­su yap­tı­nız Bay Kuru.

BÖLÜNMEYELİM, AYRILMAYALIM, SAFLARIMIZI SIKLAŞTIRALIM

Son bir­kaç yıl­dır ül­ke­mi­zi bir kısım Tür­ki­ye düş­ma­nı ül­ke­ler ve on­la­rın ül­ke­miz için­de­ki iş­bir­lik­çi­le­riy­le ha­re­ket eden yı­kı­cı un­sur­lar, her alan­da dün­ya­nın en is­tik­rar­lı kal­kı­nan ve güç­le­nen Tür­ki­ye’nin bu doğ­rul­tu­da­ki is­ti­ka­me­ti­ni en­gel­le­mek, dur­dur­mak, kaos çı­kar­mak ve böl­mek için çe­şit­li ka­ran­lık örgüt ve gu­rup­la­rı ha­re­ke­te geç­miş­ler­dir.
Biz­le­re düşen, bu kaos ör­güt­le­ri­nin ve bö­lü­cü­le­ri­nin kar­şı­sın­da, yüce Allah bizim bö­lün­me­mi­zi, ay­rış­ma­mı­zı, fitne ve fesat çı­kar­ma­mı­zı is­te­mez. Rab­bi­miz bu gibi du­rum­lar­da, omuz omuza, saf safa ol­ma­mı­zı em­re­der.
Zira bö­lü­nür­sek gü­cü­mü­zü kay­be­de­riz. Bir­bi­ri­mi­zi Allah için uyar­ma­lı­yız.
Uyan­dır­ma­lı­yız.
Yüce rab­bi­miz şöyle bu­yur­du:
Hep bir­lik­te Allah’ın ipine (Kur’an’a) sım­sı­kı sa­rı­lın.
Par­ça­la­nıp bö­lün­me­yin.
Allah’ın size olan ni­me­ti­ni ha­tır­la­yın.
Hani siz­ler bir­bi­ri­ni­ze düş­man­lar idi­niz de o, kalp­le­ri­ni­zi bir­leş­tir­miş­ti.
İşte O’nun bu ni­me­ti sa­ye­sin­de kar­deş­ler ol­muş­tu­nuz.
Yine siz, bir ateş çu­ku­ru­nun tam ke­na­rın­da idi­niz de O, size ayet­le­ri­ni böyle apa­çık bil­di­ri­yor ki, doğru yola ere­si­niz ( Ali İmran, 103)

İKİZDEREDEN GEZİ ÇIKMAZ-3

İşken­ce dere Va­di­sin­de ya­pıl­mak is­te­nen Taş Oca­ğı­na tepki gös­te­ren köy in­sa­nı­na bir­çok ke­sim­den des­tek olu­yor. Ya­pı­lan işin ne kadar doğru yan­lış ol­du­ğu­na gir­mek is­te­mi­yo­rum.
Bu­ra­da ya­kın­dan göz­lem­le­di­ğim şu ki, des­tek gös­te­ri­yo­ruz adı al­tın­da gü­ven­lik güç­le­ri­nin söy­le­di­ği aşırı uç­la­rın pro­va­ka­tif ça­lış­ma­sı var.
45 gün­dür ara­lık­sız devam eden hal­kın haklı is­ya­nı­na ka­tıl­ma­mak müm­kün değil. Zira o güzel va­di­yi Taş Ocağı ya­pıl­sın diye karar ve­ren­ler­den çok daha iyi bi­li­yo­rum. Orada Taş Ocağı ol­ma­ma­lı. Liman dol­gu­su için al­ter­na­tif mal­ze­me kul­la­nı­la­bi­lir beton tab­li­ye­ler gibi.
Tepki ey­le­min­de yöre in­sa­nı­nın ta­ma­men haklı ol­du­ğu­nu ra­hat­lık­la söy­le­rim.
Bu saf­ha­ya gel­me­de, va­tan­da­şı iş yapan firma ile karşı kar­şı­ya ge­tir­me­de Ulaş­tır­ma Ba­kan­lı­ğı­nın il­gi­li ka­de­me­le­ri sı­nıf­ta kal­mış­tır. Yöre in­sa­nı­nı adam ye­ri­ne koy­ma­dan, sorgu sual ve bilgi ver­me­den köy hal­kı­nın ara­zi­si­ne iş ma­ki­ne­siy­le gi­ri­şil­me­si­nin kabul edi­lir yönü yok­tur.
Of’ta bu Ba­ka­nın kö­yü­ne aynı iş ma­ki­ne­si sorgu sual et­me­den girse ne ya­pı­lır­dı, Ba­ka­nın ağ­zın­dan öğ­ren­mek is­ter­dim. Cevap ve­re­ce­ği­ni san­mam zira halka bil­gi­len­dir­me top­lan­tı­sı­nı halk­tan ka­çı­rır­ca­sı­na Ga­ze­te­ci­ye yasak, liste dışı köy­lü­le­rin iz­le­me­si­ne yasak koyan zih­ni­yet­ten olum­lu cevap bek­le­mi­yo­rum. İşken­ci­de­re Va­di­sin­de Taş Oca­ğı­na ulaş­mak­la için yol ça­lış­ma­sı ya­pı­lı­yor ve 45 gün­dür yöre in­sa­nı­nın tepki gös­ter­me­si­ne ve eylem yap­ma­sı­na rağ­men devam edi­yor.
Bu­ra­da köy hal­kı­na hak­sız­lık ya­pıl­dı­ğı doğ­ru­dur.
Hak­sız­lık­lar­la karşı kar­şı­ya kalan köy halkı kim­den des­tek gö­rü­yor­sa ha­liy­le on­la­rın ya­nın­da olu­yor. Des­tek verme ko­nu­sun­da do­ğa­ya du­yar­lı ol­duk­la­rı­nı söy­le­yen mar­ji­nal gu­rup­lar yok değil. Böyle gu­rup­lar sa­ye­sin­de Va­li­lik ta­ra­fın­dan iki kez 15 er gün­lük ola­ğa­nüs­tü hal ilan edil­me­si­nin bir se­be­bi olsa gerek. Köy in­sa­nı­nın 45 gün­dür gös­ter­di­ği tep­ki­ler ne zaman sona erer bi­lin­mez ama bu in­san­la­ra des­tek ve­ri­yo­ruz diye yur­dun Gü­ney­do­ğu­da­ki en ucun­dan Hak­kâ­ri’den Kal­kan­de­re Ce­za­evin­de yatan yan­daş­la­rı­nı zi­ya­ret et­tik­ten sonra İkiz­de­re’ye ge­len­le­rin ve İşken­ce­de­re Va­di­sin­de o malum işa­ret­le­ri ya­pan­la­rın des­te­ği­ne de inan­mak biraz zor dost­la­rım.
Rize in­sa­nı­nın o des­te­ğe ih­ti­ya­cı yok.
Hak­kâ­ri’den gelen bö­lü­cü ka­til­le­ri­ni sa­vu­nan­la­ra ka­tıl­mak müm­kün de­ğil­dir. Bö­lü­cü ka­til­le­ri sa­vu­nan­la­rın İkiz­de­re’de ne işi var.
Ad­la­rı­nı kolay kolay anmak ve yaz­mak is­te­me­di­ğim bö­lü­cü eş­kı­ya­nın, vatan ev­la­dı asker ve po­lis­le­rin, öğ­ret­men ve hem­şi­re­le­rin ka­til­le­ri­ni sa­vu­nan Hak­kâ­ri­li Avu­kat­la­rın sa­vun­ma­sı­na İkiz­de­re’nin, İşken­ci de­re­nin ih­ti­ya­cı yok­tur. Asker, Polis, Öğ­ret­men ka­til­le­ri­ni sa­vu­nan­la­rın İkiz­de­re’yi sa­vun­ma­sı­nı ben kal­dı­ra­mı­yo­rum.

PANDEMİ SALGINIYLA RAHATLAYAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ KUTLU OLSUN

Kovid 19 ko­ro­na­vi­rüs sal­gı­nıy­la iki yıla ya­kın­dır bir nebze olsun ra­hat­la­yan çev­re­miz, do­ğa­mız ve tüm evren biraz temiz nefes almış oldu.
Tüm in­san­lık ko­ro­na­vi­rüs sal­gı­nı son­ra­sı, dün­ya­nın bir daha eski dünya ol­ma­ya­ca­ğı­nı, ulus­la­ra­ra­sı sis­te­min, dev­let­le­rin ve eko­no­mi­nin ka­lı­cı bir bi­çim­de dö­nü­şe­ce­ği­ni dü­şü­nü­yor.
Bir­leş­miş Mil­let­ler ta­ra­fın­dan 1972’de alı­nan bir ka­rar­la, 5 Ha­zi­ran günü Dünya Çevre Günü ola­rak kabul edil­di.
Çev­re­nin ko­run­ma­sı, ge­liş­ti­ril­me­si ve iyi­leş­ti­ril­me­si ko­nu­sun­da gös­te­ri­len ça­ba­la­rın amacı, in­san­la­rın daha sağ­lık­lı ve gü­ven­li bir çev­re­de ya­şa­ma­la­rı­nın sağ­lan­ma­sı­dır.
Bütün dün­ya­da ol­du­ğu gibi, ül­ke­miz­de de, bil­has­sa şe­hir­ler­de in­san­la­rın kar­şı­laş­tı­ğı en büyük çevre prob­le­mi çöp­ler­dir.
İki yıla ya­kın­dır bütün in­san­lı­ğı teh­dit eden ve dün­ya­mı­zı terk et­me­si­ne sa­yı­lı aylar kalan ko­vid-19 sal­gı­nı im­ti­ha­nı­mız­dan sonra, plas­tik yahut pet am­ba­laj­lı yi­ye­cek­ler ye­ri­ne cam am­ba­laj­lı yi­ye­cek­ler se­çi­le­bi­lir.
Bu­la­şık ma­ki­ne­le­rin­de kul­la­nı­lan kim­ya­sal par­la­tı­cı­lar ye­ri­ne, sirke kul­la­nı­la­bi­lir.
Kul­la­nı­lıp atı­lan pil­ler ye­ri­ne, ye­ni­den dol­du­ru­la­bi­lir pil­ler kul­la­nı­la­bi­lir.
Cam, kâğıt, kar­ton, plas­tik ve metal gibi atık­lar ayrı ayrı top­la­nıp, çe­şit­li sek­tör­ler­de kul­la­nı­la­bil­mek­te­dir.
Bu bakış açısı ne­de­niy­le in­sa­nın için­de ya­şa­dı­ğı çev­re­nin sağ­lı­ğı­nı ve uyu­mu­nu bo­za­cak her türlü gi­ri­şi­min insan ve diğer can­lı­la­rın sağ­lı­ğı­nı doğ­ru­dan et­ki­le­di­ği­ni gör­mek­te­dir.
Ge­ze­ge­ni­mi­zin dört bir ya­nın­da do­ğa­dan yana yeni bir dünya dü­ze­ni ara­yış­la­rı­nın ol­ma­sı­nı, fosil ya­kıt­la­rın ye­ri­ni ye­ni­le­ne­bi­lir ener­ji­le­rin al­ma­sı­nı is­ti­yo­ruz.
Tü­ke­tim odak­lı ol­ma­yan ve eko­sis­te­me say­gı­lı bir yaşam ör­me­nin en temel ya­pı­ta­şı ol­du­ğu­nu bi­li­yor ve bu ko­nu­da üze­ri­mi­ze dü­şecek her türlü kat­kı­yı ve­re­ce­ği­mi­zi ta­ah­hüt edi­yo­ruz.
CO­VID-19’dan çı­ka­ra­bi­le­ce­ği­miz tek ka­za­nım bakış açı­mı­zı, de­ğer­le­ri­mi­zi ve ni­ha­ye­tin­de zih­ni­ye­ti­mi­zi de­ğiş­tir­mek ol­ma­lı.
Yeni bir dünya için, başka türlü bir dünya için, ge­le­ce­ği­miz için de­ği­şe­lim, de­ğiş­ti­re­lim.
Ço­cuk­la­rı­mı­za bı­ra­ka­ca­ğı­mız en iyi miras:
Ya­şa­nı­la­bi­lir Bir Dünya bı­rak­mak­tır.
Hayat Ne­fes­le Baş­lar, ama biz nefes ala­mı­yo­ruz.
Ya­şa­na­bi­lir ve nefes alı­na­bi­lir bir dünya bakış açı­sıy­la;
Yeni pan­de­mi­le­re, aşırı hava olay­la­rı­na, ola­ğan dışı sı­cak­lık ar­tış­la­rı­na dur deme ve eko­sis­te­me say­gı­lı bir ha­ya­tı inşa etme za­ma­nı gelip geç­mek­te­dir.
Bu ya­şa­dı­ğı­mız sal­gın zor­lu­ğu son­ra­sın­da daha fazla geç kal­ma­ya­lım.
Dünya Çevre gü­nü­nüz kutlu olsun.

GEÇMİŞİ YAŞARKEN

Anı­la­rı yaz­mak ve pay­laş­mak ge­le­ce­ğe dönük önem­li bir ça­lış­ma ol­ma­lı. Ya­zı­lı belge ta­rih­sel do­kü­man­lar­dır.
Bugün ya­şa­dık­la­rı­mız­dan, il­çe­miz­den bazı ko­nu­la­rı ak­tar­mak is­te­dim.
Dün­ya­da de­ğiş­me­yen tek şey de­ği­şim­dir’ diye bir söz var. Fi­zi­ki ola­rak her sa­ha­da her şeyin za­man­la de­ği­şe­bi­le­ce­ği­ni gö­rü­yo­ruz.
Bu an­lam­da ge­lecek nes­lin ma­zi­de neler ya­şan­dı­ğı­nı bil­me­le­ri açı­sın­dan ha­tı­ra­la­rı ya­zı­ya dö­ken­ler­de­nim. Eli kalem tutan her­ke­sin bi­ri­kim­le­ri­ni ka­mu­oyu­na sun­ma­sın­dan ta­raf­ta­rım.
Bi­lin­sin diye ya­zı­yo­rum. Önü­müz­de­ki en önem­li ger­çek Ovit yolu ko­nu­sun­da 1880 yı­lın­da­ki Nafia Ba­kan­lı­ğı­nın ya­zı­sı­nı yıl­lar önce ba­sın­da yaz­mış­tım. O ha­ber­ler son­ra­sı Dev­le­tin en tepe nok­ta­sın­da görev ya­pan­lar hep bu ta­ri­hi baz ala­rak açık­la­ma­lar­da bu­lun­muş­tu. Oysa geçit ver­me­yen Ovit da­ğı­nın asır­lar­dır orada bu­lun­du­ğu­nu her­kes bi­li­yor.
Fazla ge­ri­ye gi­de­me­ye­ce­ğim ama il­çe­ye ilk kam­yon 1951 yı­lı­nın Ha­zi­ran ayın­da gel­miş. Bunu o za­man­ki Rize Yerel Ga­ze­te­le­rin­den öğ­re­ni­yo­ruz.
İlçede ka­lo­ri­fer­li bina yoktu. Bu­gü­ne ba­kın­ca resmi ku­rum­lar, loj­man­lar ve yeni özel bi­na­lar, mer­kez­de­ki İmam Hatip ve Lise bi­na­la­rı­mız ka­lo­ri­fe­re ka­vuş­muş. Kay­ma­ka­mın makam oda­sın­da soba ya­kıl­dı­ğı dönem çok uzak­ta de­ğil­dir. Kay­ma­kam­lık bi­na­sın­da­ki hemen her odada (kömür ol­ma­dı­ğı için)odun so­ba­sı­nın yan­dı­ğı­nın şa­hit­le­rin­de­nim.
İlk ve Or­ta­okul­da sı­nıf­lar­da odun so­ba­sı ya­nar­dı. Okul­lar­da­ki müs­tah­dem­le­rin soğuk ha­va­lar­da soba yakma ba­kı­mın­dan iş­le­ri epey zordu. Or­ta­oku­lun küçük dere ta­ra­fın­da­ki köp­rü­nün hemen ya­nın­da bu­lu­nan odun­lu­ğu dönem öğ­ren­ci­le­ri­nin ta­ma­mı ha­tır­lar.
İlçede te­le­fon­la­rın man­ye­to­lu ol­du­ğu dö­ne­mi ha­tır­la­yan var­dır. Te­le­fon yal­nız kamu ku­rum­la­rın­da ve es­na­fın ba­zı­sın­da bu­lu­nur­du. Köy ve ma­hal­le­ler­de alt­ya­pı ol­ma­dı­ğı için man­ye­to­lu­da olsa te­le­fon yoktu. Mev­cut PTT bi­na­sı­nın 1985 ler de ya­pıl­ma­sıy­la te­le­fon sant­ral sa­yı­sı bir nebze art­tı­rı­la­rak ev­ler­de de 4 ra­kam­lı te­le­fo­na sahip olu­nu­yor­du.
Ben, Ye­şil­yurt ma­hal­le­de­sin de ki evde iyi ha­tır­lı­yo­rum Rah­met­li babam 1976 da te­le­fon al­dı­ğın­da nu­ma­ra­sı 3 ra­kam­lı 136 idi. Te­le­fon kolla çev­ri­lin­ce direk PTT sant­ra­lın­da­ki me­mur­la kar­şı­na çı­kar­dı. Me­mur­dan ko­nuş­mak is­te­ni­len nu­ma­ra­yı bağ­la­ma­sı­nı is­ter­dik.
Şe­hir­le­ra­ra­sı nor­mal, acele ve yıl­dı­rım diye ter­cih­li ve üc­re­ti fark­lı ta­ri­fe­ler vardı. Bugün halen o te­le­fo­nu kul­la­nı­rım. Te­le­fon sant­ral ka­pa­si­te­si ar­tın­ca nu­ma­ra sa­yı­sı da ar­ta­rak baş ta­ra­fı­na yeni nu­ma­ra­lar ilave edil­me­siy­le yedi ra­ka­ma çıktı.
İkiz­de­re’de iki cad­de­miz vardı. Mev­cut bi­na­lar en fazla 2-3 kat­lıy­dı. Kay­ma­kam­lık bod­rum­la bir­lik­te 3 kat, Or­ta­okul 2 kat, Jan­dar­ma bod­ru­muy­la 3 kat, bugün ol­ma­yan As­ker­lik Şu­be­si 2 kat­lıy­dı. Orman İşlet­me­si­nin bi­na­sı 2 katlı üzeri loj­man­dı.
Öğ­ret­me­ne­vi olan Be­le­di­ye bi­na­sı­nın üstü ön­ce­le­ri Si­ne­ma ola­rak kul­la­nı­lı­yor­du ve bina 3 kat­lıy­dı. Si­ne­ma­nın is­mi­ni ha­tır­la­ya­ma­dım ama iş­let­me­ci­si­ni unut­ma­dım. Halen si­ne­ma­cı Ahmet diye anı­lır. (Ahmet De­mir­han) Yıl­lar­ca il­çe­nin tek et­kin­li­ğiy­di. Gün­düz ve akşam ma­ti­ne­le­ri olur tek film oynar ama kaç gün devam eder­di ha­tır­la­mı­yo­rum. Film baş­la­ma­dan önce si­ne­ma dı­şı­na ve­ri­len Yıl­dı­ray Çınar tür­kü­le­ri­nin sesi evden du­yu­lur­du.
O zaman yok­luk­lar vardı ama İkiz­de­re il­çe­sin­de 2 fo­toğ­raf­çı vardı. Foto Dur­sun Ali Ergin(Foto Dur­su­na­li) ve şak­şak­çı Şev­ket Aksu (Şev­ket amca) Şev­ket amca acele ve­si­ka­lık is­te­yen­le­re dük­kâ­nı­nın ka­pı­sın­da ku­ru­lu ayak­lı büyük ma­ki­ne­sin­de elini ma­ki­ne­nin içine so­ka­rak çe­ker­di. O zaman fazla de­ta­yı­nı bil­mi­yor­dum. Foto Dur­su­na­li ise ve­si­ka­lık ve boy re­sim­le­ri çe­ker­di.
Öğ­ren­ci­le­rin ve­si­ka­lık fo­toğ­raf­la­rı­nı ço­ğun­luk­la Dur­su­na­li Foto çe­ker­di.
Dük­kâ­nı bu­gün­kü Dur­sun Ali Be­ki­roğ­lu’nun iş­let­ti­ği büfe ola­rak ha­tır­lı­yo­rum.
İlçede pan­to­lon, takım el­bi­se diken ter­zi­ler­de vardı.
Ilıca kö­yün­den Terzi Ahmet 80 ön­ce­si­nin en po­pü­ler ter­zi­siy­di.
Hiç unut­mu­yo­rum 1972 veya 73 de 500 li­ra­ya bir takım el­bi­se bana dik­miş­ti.
İki tane ayak­ka­bı­cı dük­kâ­nı vardı.
Ki­şi­de Ka­ra­göz ak­ra­ba­sı, Kara las­tik ve ayak­ka­bı sa­tar­lar, bo­zu­lan de­for­me olan ayak­ka­bı­la­rı da tamir eder­ler­di.
Ali Ka­ra­göz ve Sey­ful­lah Ka­ra­göz.
Bugün oğlu Dur­sun ali Ka­ra­göz ba­ba­sı­nın mes­le­ği­ni ta­mi­rat ya­pa­rak sür­dü­rü­yor.

SİGARAYI BIRAKMANIZI RİCA EDİYORUM

Si­ga­ra ba­ğım­lı­lı­ğıy­la hemen hemen her kan­ser türü ara­sın­da doğ­ru­dan bir iliş­ki bu­lu­nur. Ay­rı­ca ik­ti­dar­sız­lık, felç, ülser, kro­nik bron­şit, bacak damar has­ta­lık­la­rı, kalp krizi ve KOAH gibi has­ta­lık­la­ra yol açar.
Si­ga­ra­yı Bı­rak­mak İçin;
Psi­ki­yat­rist­ler, bilim adam­la­rı ve Ye­şi­lay yet­ki­li­le­ri, si­ga­ra­yı bir­den­bi­re bı­rak­ma­nın daha kolay ol­du­ğu­nu tav­si­ye edi­yor­lar:
Kesin karar verin, ken­di­ni­ze gü­ve­nin, ira­de­ni­zi kul­la­nın!
Si­ga­ra içen ar­ka­daş ve çev­re­ler­den uzak durun!
Si­ga­ra­yı ha­tır­la­tan kül tab­la­sı, si­ga­ra pa­ke­ti, kib­rit gibi şey­le­ri gö­zü­nüz­den ırak tutun!
Si­ga­ra ar­zu­su ha­tır­la­tan yi­yecek ve içe­cek­ler­den uzak durun!
Si­ga­ra tek­lif­le­ri­ni na­zik­çe ve ka­rar­lı şe­kil­de geri çe­vi­rin!
Her fır­sat­ta dua ede­rek, Al­lah­tan yar­dım di­le­yin!
Si­ga­ra­yı bı­rak­tık­tan sonra;
20 da­ki­ka sonra: Kan ba­sın­cı ve nabız nor­ma­le döner. El ve ayak do­la­şı­mı dü­ze­lir.
8 saat sonra: Kalp krizi riski aza­lır, sağ­lık­lı in­sa­na yakın du­ru­ma ge­li­nir.
1 gün sonra: Vücut kar­bon­di­ok­sit­ten arı­nır.
2 gün sonra: Kan­da­ki ni­ko­tin dü­ze­yi aza­lır. Tat ve koku alma nor­mal insan gibi olur.
3 gün sonra: Nefes almak ko­lay­la­şır ve his­se­di­lir de­re­ce­de iyi­le­şir.
3 ay sonra: Ak­ci­ğer­ler %30 daha fazla ça­lı­şır ve içe­ri­sin­de­ki kiri de at­ma­ya baş­lar.
6 ay sonra: Ök­sü­rük ve hı­rıl­tı­lı sesli soluk alıp verme gibi so­lu­num yolu prob­lem­le­ri dü­ze­lir.
1 yıl sonra: Ko­ro­ner kalp has­ta­lı­ğı riski yarı ya­rı­ya aza­lır.
2 yıl sonra: Me­sa­ne kan­se­ri riski %50 aza­lır.
5 yıl sonra: Kalp krizi ve yemek bo­ru­su kan­se­ri riski %50 aza­lır.
12 yıl sonra: Kalp ve tan­si­yon hiç si­ga­ra iç­me­miş gibi nor­mal­le­şir.
(Bay­ram Ali Ka­val­cı Ye­şi­lay Ce­mi­ye­ti Rize Ku­ru­cu­su ve Eski Ye­şi­lay Tem­sil­ci­si)

İKİZDEREDEN GEZİ ÇIKMAZ-2

Son za­man­da çok gün­dem olan İkiz­de­re için de­ği­şik se­nar­yo­lar çi­zi­li­yor.
Şunu ön­ce­lik­le tek­rar söy­le­ye­yim İkiz­de­re’den Gezi Çık­maz.
Bu cen­net va­di­den gezi bek­le­yen­ler bo­şu­na bek­le­me­sin.
İkiz­de­re’yi uzak­tan iz­le­yen­ler her gün bir­kaç se­nar­yo üre­ti­yor. Bu­ra­da yöre hal­kı­nın haklı veya hak­sız yap­tı­ğı Ta­şo­ca­ğı İste­mi­yo­ruz ey­le­mi çok fark­lı alan­la­ra çe­kil­mek is­te­ni­yor.
Tek­rar söy­lü­yo­rum İkiz­de­re’den Gezi çık­maz bey­ler, bo­şu­na he­ves­len­me­yin.
Ku­lak­tan duyma veya uç ha­ber­le­ri kaale ala­rak var­sa­yım­lar­da bu­lun­ma­yın.
Ko­run­ma al­tın­da­ki va­di­de Taş Ocağı is­ten­mi­yor.
Ge­rek­çe çevre kir­li­li­ği ve do­ğa­nın geri dö­nü­le­mez tah­ri­ba­tı.
Tür­ki­ye’de açı­lan taş ve maden ocak­la­rı­nın ge­ri­de bı­rak­tı­ğı en­ka­zı gör­me­mek için kör olmak lazım.
Aynı re­za­le­ti İkiz­de­re’de ya­şa­mak is­te­me­yen yöre halkı 20 Nisan’dan bu yana isyan ede­rek haklı tep­ki­si­ni gös­te­ri­yor.
Gün­ler­dir aç susuz top­ra­ğı­nı, ye­şi­li­ni, or­ma­nı­nı ko­ru­mak için me­de­ni­yet ca­na­va­rı­nın iş ma­ki­ne­le­ri önün­de ağ­la­ya­rak tepki gös­te­ri­yor.
Bu tep­ki­ler­de kırma dökme yok.
İşken­ce­de­re Va­di­sin­de yıkım eki­bi­ni ko­ru­yan dev­le­tin jan­dar­ma­sı hemen her gün tepki ala­nı­na gelen sivil va­tan­da­şa gbt gibi bir nevi fiş­le­me uy­gu­la­ma­sı yapsa da haklı mü­ca­de­le eden in­san­lar tep­ki­le­rin­den geri dur­mu­yor.
Ve­ri­len haklı mü­ca­de­le­ye hemen her­gün il dı­şın­dan des­tek ekip­le­ri var.
Si­ya­si parti genel baş­kan­la­rın­dan mil­let­ve­kil­le­ri­ne kadar bir­çok Par­la­men­ter yük­se­len haklı sese kulak tı­ka­ma­dı. İşken­ce­de­re Va­di­si­nin sesi TBMM de hemen hemen bütün genel baş­kan­lar ta­ra­fın­dan ses­len­di­ri­le­rek ta­ri­he ve­si­ka ola­cak not­lar ara­sın­da yer aldı.
İkiz­de­re bunca yıl­dır hiç bu kadar sos­yal ya­zı­lı ve gör­sel med­ya­da yer al­ma­mış­tı.
Ya­zı­lı ve sos­yal med­ya­da çok yer al­ma­sı­na rağ­men konu hak­kın­da İkiz­de­re’yi gör­me­yen bir­çok şah­sın ya­zı­lar yaz­dı­ğı­nı gö­rü­yo­ruz.
Böl­ge­nin ha­va­sı­nı so­lu­ma­dan ora­da­ki hava du­ru­mu hak­kın­da açık­la­ma yap­mak ne kadar doğru.
İşken­ce dere va­di­si­ni hiç bil­me­yen­le­rin çok­bil­miş gibi ahkâm kes­me­le­ri­ni kabul et­mi­yo­rum.
Bu güzel va­di­ye ölüm ka­ra­rı olan taş ocağı ka­ra­rı ve­ren­ler An­ka­ra’dan va­di­yi gör­me­yen­ler­dir.
Oysa hal­kın sesi, gözü, ku­la­ğı ol­ma­sı ge­re­ken Basın men­su­bu işin ko­la­yı­na kop­ya­cı­lı­ğı­na kaç­ma­dan ye­rin­de gör­dük­ten sonra olum­lu ha­ber­ler yap­sa­lar daha inan­dı­rı­cı olur­du.

Her Gün Yeni Bir Şeyler Öğreniyoruz

Daha fazla öğ­ren­mek için de gay­re­ti­miz var. Öğ­re­necek, gö­recek, ge­zecek, kav­ra­ya­cak ne çok şey var. İlk bil­gi­le­ri­mi­zi bir dü­şün­ce sis­te­mi ile iliş­ki­len­dir­me­ye baş­la­yın­ca ken­di­mi­zi o dü­şün­ce sis­te­mi­nin an­la­tı­cı­sı ola­rak gö­rü­yo­ruz. Baş­lı­yo­ruz bi­li­yo­rum de­dik­le­ri­mi­zi baş­ka­la­rı­na öğ­ret­me­ye.
An­lat­mak, an­la­şıl­mak uzun bir süreç. Kabul gör­me­si, tak­dir edil­me­si ve ya­şa­nıl­ma­sı öyle kolay ol­mu­yor. Tu­tar­lı ol­ma­sı is­te­ni­yor an­lat­tık­la­rı­mı­zın, her­kes­çe uy­gu­la­na­bi­lir ol­ma­sı. Doğru ol­ma­sı ve güven ver­me­si de is­te­ni­yor. Belki bir ka­za­nım sağ­la­ma­sı, öğ­re­nil­di­ğin­de ne işime ya­ra­ya­cak so­ru­su­na cevap ver­me­si. Bir de an­lat­tık­la­rı­mız­da bir iz ara­nı­yor: Ya­şan­mış­lık izi. Tec­rü­bey­le sa­bit­tir, der gibi. Ata­dan, ba­ba­dan ve tö­re­den kalan miras gibi.
Ko­nu­şup an­lat­tık­la­rı­mız birer söz esa­sın­da. Sözü öz yapan dav­ra­nış ile tu­tar­lı ol­ma­sı. Bir söz, ifade et­ti­ği bir dav­ra­nı­şın ha­re­ket­le­rin­de ah­lâ­ki ise ağır­lı­ğı olu­yor. “Öyle boş ko­nuş­ma” di­yo­ruz ya, dav­ra­nı­şı yani ah­lâ­ki bir gös­ter­ge­si ol­ma­yan sözün içi de, dışı da bo­şa­lı­yor. Ge­ri­ye kuru laf, boş söz ka­lı­yor.
Son za­man­lar­da sözün özünü öyle bir bo­şalt­tık ki, “ken­di­ni gös­ter­me, çok iş yapma, her işe atıl­ma, sana mı kal­mış, senin işin mi…” min­va­lin­de kı­sıt­la­ma­lar ile öze­lik­le baş­ka­la­rı­na yö­ne­lik iş ve hiz­met üre­ten­ler ne­re­dey­se elini aya­ğı­nı çek­ti­ler iş­le­rin­den. Bir uyu­şuk­luk, ata­let ve du­ra­ğan­lık.
Sanki ko­nuş­tuk­la­rı­nı yap­ma­la­rı için ya­zı­lı emir gel­me­si­ni bek­ler gi­bi­ler. Kendi sö­zü­ne, mes­le­ği­ne ve işine yap­tı­ğı işin ha­re­ke­ti­ni ger­çek­leş­ti­re­rek sahip çık­ma­ma­ya baş­la­dı­lar.
Çok şey öğ­re­nip, çok da ko­nu­şu­yo­ruz. Hele hele ço­cuk­la­rı­mı­za da çok şey öğ­re­tip ge­le­cek­le­ri­ni kur­tar­mak için çır­pı­nı­yo­ruz.
Biz­ler birer anne ve baba ola­rak yeni doğan be­bek­ten ne öğ­ren­dik? Sahi ilk defa ku­ca­ğı­mı­za al­dı­ğı­mız­da, o ko­ku­su­nu içi­mi­ze çek­ti­ği­miz­de, ilk ağ­la­ma­sın­da, ilk ba­kı­şın­da, gü­lü­şün­de, biz­ler ço­cuk­la­rı­mı­zın ta­le­be­si olduk mu?
Bu öğ­ren­dik­le­ri­miz lazım bize.

MERHUM NECİP FAZIL KISAKÜREK’İN VEFATI

Türk Edebiyatının gelmiş geçmiş en önemli isimlerinden birisidir. 1904’te İs­tan­bul’da doğ­du. 1983 yılında hakkın rahmetine kavuştu. Bah­ri­ye Mek­te­bi­ne gir­di. İlk şi­ir­le­ri­ni bu­ra­da yaz­ma­ya baş­la­dı. 1935’e ka­dar da­ha ziyade fer­dî, be­şe­rî duy­gu­la­rı, ken­di iç sı­kın­tı­la­rı­nı, buh­ran­la­rı­nı di­le ge­ti­rdi.
Bü­yük İslam Alimi Sey­yid Ab­dül­ha­kim Arvası’yı ta­nı­ması şah­si­ye­ti­ne, fik­ri­ne, dün­ya gö­rü­şü­ne bü­yük te­sir yap­tı. Ade­ta her şe­yiy­le ye­ni­den doğ­du. Bu dev­re­den son­ra ya­zar, ken­di ta­bi­riy­le Fil­di­şi Ku­le­si’n­den indi, mem­le­ke­ti­ne, in­san­la­rı­na kar­şı so­rum­lu­luk du­yan Müs­lü­man bir sa­nat­kâr ve mü­nev­ver hü­vi­ye­ti ka­za­ndı. Ka­le­miy­le, inan­dı­ğı doğ­ru, gü­zel, iyi bil­di­ği de­ğer­le­ri yay­mak, sa­vun­mak, ta­nıt­mak için ça­lı­ştı. Bu mak­sat­la, şair­li­ği­nin ya­nı­ sı­ra, ede­bi­ya­tın he­men her da­lın­da ka­lem oy­na­ta­rak, yüz­den faz­la eser ve­rdi. 1980’de “Sul­tan-üş-­şü­arâ” “Şa­ir­ler Sul­ta­nı” ilân edil­di. 25.05.1983’de, mücadele­ler­le do­lu ha­ya­tı so­na er­di. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.

BEKLENEN
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?

İKİZDERE’DEN GEZİ ÇIKMAZ

İYİ Parti Genel Baş­ka­nı Meral Ak­şe­ner geçen hafta ilk kez İkiz­de­re’ye geldi.
Bu prog­ram İlçe Baş­ka­nın söy­le­di­ği­ne göre Ra­ma­zan ayın­da ha­zır­lan­mış. İşken­ce­de Va­di­sin­de gün­ler­dir tepki gös­te­ren yöre in­sa­nı­nın der­di­ni din­le­mek ama­cıy­la An­ka­ra’dan Trab­zon’a uçak­la sonra di­rekt İkiz­de­re’ye gel­miş.
Ka­la­ba­lık bir araç kon­vo­yu eş­li­ğin­de il­çe­ye gel­di­ğin­de İlçe Baş­ka­nı ta­ra­fın­dan çi­çek­le kar­şı­la­na­na kadar her şey güzel ce­re­yan etti.
Bu ilçe mi­sa­fir­per­ver­dir, bu­gü­ne kadar gelen mi­sa­fi­re kötü söz kaba dav­ra­nış yap­tı­ğı gö­rül­me­miş, şah­sen Kürt­çü ol­du­ğu­nu sak­la­ma­yan Ba­yın­dır­lık Ba­ka­nı Şe­ra­fet­tin Elçi’yi bu il­çe­de gör­müş bi­ri­si­yim(yıl 1978) ve sağ sol kav­ga­la­rı­nın zir­ve­de ol­du­ğu o dö­nem­de hiç­bir olum­suz tepki ol­ma­mış­tır.
Şe­ra­fet­tin Elçi’ye tepki gös­ter­me­yen o in­san­lar aptal değil mi­sa­fir­per­ver­di.
Bu ha­tı­ra­yı niye yaz­dım, demek is­te­di­ğim İkiz­de­re in­sa­nı uy­sal­dır ve mi­sa­fi­re say­gı­lı­dır.
Gör­dük­le­ri­mi­zi bil­dik­le­ri­mi­zi süz­geç­ten ge­çi­re­rek yaz­ma­ya ça­lı­şan ga­ze­te­ci­yim.
Si­ya­set­çi­nin se­ve­ni ol­du­ğu kadar sev­me­ye­ni de var­dır.
Hiç kimse kim­se­yi sev­mek mec­bu­ri­ye­tin­de de değil ama saygı gös­ter­mek zo­run­da­dır.
Meral Ak­şe­ner si­ya­set­çi, eski bakan ve Mec­lis­te Gu­ru­bu olan bir par­ti­nin Genel Baş­ka­nı. Si­ya­se­ten Er­do­ğan’ın da ra­ki­bi, ay­rı­ca Rize ge­li­ni ve üs­te­lik İkiz­de­re’ye yöre hal­kı­nın ya­pıl­ma­sı­nı is­te­me­di­ği Taş Oca­ğı­na tepki gös­te­ren­le­ri din­le­mek için il­çe­ye ge­li­yor.
Nasıl bir hırs veya hınç var ki ara­cın­dan inip es­naf­la se­lam­laş­mak üze­rey­ken adeta düş­man­mış gibi pro­tes­to ve tep­ki­ler­le kar­şı­la­şı­yor. İsim­ler üze­rin­de du­ra­cak de­ği­lim ama ya­pı­lan pro­vo­kas­yon­lar or­ta­da.
Bö­lü­cü ha­in­le­re çadır mah­ke­me­le­ri ku­ru­lur­ken, bö­lü­cü ha­inin mek­tu­bu dev­le­tin te­le­viz­yo­nun­dan oku­nur­ken böyle tepki gös­te­ril­me­di. Bu tepki gös­te­ren­ler o zaman koyun mu bek­li­yor­du.
Ak­şe­ner, An­ka­ra’da Cum­hur­baş­ka­nı ve AK Parti Genel Baş­ka­nı için tas­vip et­me­di­ği­miz söz­ler söy­le­di. O söz­ler asla kabul edi­le­mez, şah­sen bende kı­nı­yo­rum.
An­ka­ra’da söy­le­nen sözün cevap yeri İkiz­de­re de­ğil­di.
Genel Baş­kan­la­rın söy­lem­le­ri­ni eleş­ti­rip so­nu­ca var­ma­nın yeri İkiz­de­re de­ğil­di. Onlar An­ka­ra’da bir­bir­le­ri­ne her türlü ce­va­bı ve­re­bi­lir­di, acaba İkiz­de­re’deki ucuz kah­ra­man­lı­ğa ma­dal­ya mı yoksa Gezi mi bek­le­ni­yor.
Nahoş ge­liş­me­ler­den sonra gün­ler­dir ya­zı­lı ve gör­sel med­ya­da Sn. Ak­şe­ner’in uğ­ra­dı­ğı Rize ve do­la­yı­sıy­la İkiz­de­re gün­dem­den hiç düş­me­di. Daha doğ­ru­su kö­şe­de atıl­mış ilçe İkiz­de­re hiç bu kadar ya­zı­lıp söy­len­me­miş­ti.
Bu olay­la­rın ya­şan­ma­ma­sı la­zım­dı.
Şunun bi­lin­me­si­ni is­te­rim ki İkiz­de­re’den Gezi çık­maz her­kes bunu bil­sin.

HABER METNİ HAZIRLAMA VE GAZETCİLİK MESLEĞİNDE 5N1K KURALI

Ga­ze­te­ci­lik ve ya­zar­lık mes­le­ği­ne Tür­ki­ye’nin en ciddi ga­ze­te­le­rin­den olan Tür­ki­ye Ga­ze­te­sin­de Mu­ha­bir ola­rak baş­la­dım. 20 yıla yakın Tür­ki­ye Ga­ze­te­si Yayın top­lu­lu­ğun­da Mu­ha­bir, Haber Mü­dü­rü, Bölge Tem­sil­ci vs. gibi bir­çok ka­de­me de gö­rev­ler yap­tım.
35 yıl­dır ya­şa­dı­ğım, Doğu Ka­ra­de­niz Böl­ge­mi­zin başta mem­le­ke­tim Rize olmak üzere, bir­çok komşu il­ler­den ve bazen se­ya­ha­te çık­tı­ğım Doğu Ana­do­lu ile­ri­le­rin­den başta komşu il­le­ri­miz, Trab­zon, Er­zu­rum ve Art­vin şe­hir­le­rin­den ser­best ga­ze­te­ci yazar ola­rak çok sa­yı­da ulu­sal ve yerel ga­ze­te­le­re haber yap­ma­ya ve köşe ya­zı­la­rı yaz­ma­ya devam edi­yo­rum.
Fakat bu­ra­dan şu anda ya­şa­dı­ğı­mız bir ge­re­ce­ği iti­raf ede­ce­ğim. 40 yıla yak­la­şan mes­lek ha­ya­tım­da ga­ze­te­ci­lik mes­le­ği­nin bu kadar fazla ka­li­te­siz, se­vi­ye­siz ve iti­bar­sız bir ko­nu­ma düş­tü­ğü­ne ilk kez şahit olu­yo­rum.
Peki neden? Di­ji­tal çağa geç­mek­le devir hızla de­ğiş­ti. Elin­de cep te­le­fo­nu olan, sos­yal med­ya­da say­fa­sı bu­la­nan her­kes artık ga­ze­te­ci ve ha­ber­ci oldu. Mes­le­ğin ne eği­tim­li­si, ne de alay­lı­sı kal­ma­dı. Po­pü­ler olmak, hızlı ta­nın­mak için ga­ze­te­ci olmak için, ha­ber­ci­li­ği çağ­rış­tı­ran bir site ismi tes­pit edi­yor. Bir in­ter­net ta­sa­rım­cı­sı­na Web say­fa­sı yap­tı­rı­yor­sun. Artık sende bir anda haber si­te­si sa­hi­bi ve ga­ze­te­ci olu­yor­sun!
Hâl­bu­ki ga­ze­te­ci­lik böyle bir mes­lek de­ğil­dir. Daha fazla de­ta­ya gir­me­den, Haber nedir? Ha­ber­ci­lik­le ve ga­ze­te­ci­lik nasıl ya­pı­lır ve nasıl ol­ma­lı­dır? Özet­le siz­le­rin bil­gi­si­ne pay­la­şı­yo­rum.
Haber, bir olay ve bir olgu üze­ri­ne edi­ni­len bil­gi­dir. Haber metni ise elde edi­len bil­gi­le­rin ga­ze­te, dergi gibi yayın or­gan­la­rı ya da te­le­viz­yon, radyo gibi ile­ti­şim araç­la­rıy­la top­lu­ma du­yu­rul­ma­sı ama­cıy­la ha­zır­la­nan ya­zı­lı me­tin­le­re denir. Haber met­ni­ni yazan kişi an­la­tı­lan­lar kar­şı­sın­da ta­raf­sız­dır. Olay bütün yön­le­riy­le, inan­dı­rı­cı bir şe­kil­de an­la­tı­lır, konu gün­cel­dir. Me­tin­le­rin nes­nel bir an­la­tı­mı var­dır.
Haber me­tin­le­rin­de top­lu­mun merak duy­gu­su gi­de­ri­lir.
Haber me­tin­le­ri açık, an­la­şı­lır bir dille ya­zı­lır. Ha­be­rin baş­lı­ğı kap­sa­yı­cı ve ilgi çe­ki­ci ola­cak şe­kil­de dü­zen­le­nir. Haber met­ni­nin giriş bö­lü­mü ha­be­rin ne ol­du­ğu­nu açık­la­yı­cı özel­lik­ler dik­ka­te alı­na­rak ya­zı­lır. Haber metni kendi için­de bü­tün­lük ta­şı­ma­lı­dır. Ha­ber­le­rin top­lu­mun geniş bir ke­si­mi­ni il­gi­len­dir­me­si­ne, dik­kat çe­ki­ci ve çar­pı­cı ol­ma­sı­na özel­lik­le baş­lı­ğı­nın ken­di­ni oku­ta­cak ve din­le­tecek ni­te­lik ta­şı­ma­sı­na önem ve­ri­lir. Ha­be­rin daha önce ya­yım­lan­ma­mış, du­yul­ma­mış ol­ma­sı ge­re­kir. Haber me­tin­le­rin­de­ki bil­gi­ler gü­ve­ni­lir kay­nak­lar­dan alın­ma­lı­dır. Haber yazma sü­re­cin­de bilgi ve belge top­la­mak kadar on­la­rı sı­nıf­lan­dır­mak, bir sı­ra­ya koy­mak; neyi ya­za­ca­ğı­na neyi yaz­ma­ya­ca­ğı­na karar ver­mek de o kadar önem­li­dir. Bu sü­re­ci dü­zen­le­yen en önem­li tek­nik­ler­den biri 5N1K ku­ra­lı­nı ha­be­re uy­gu­la­mak­tır. Haber me­tin­le­ri­nin ya­zı­mın­da, ha­be­rin tü­rü­ne ve ha­be­ri ya­pa­cak kitle ile­ti­şim ara­cı­na göre bazı tek­nik­ler kul­la­nı­lır. Bu tek­nik­ler­den en çok kul­la­nı­lan­la­rın pi­ra­mit ve ters pi­ra­mit­tir. Pi­ra­mit tek­ni­ği, ha­be­re iliş­kin ay­rın­tı­la­rın met­nin so­nu­na bı­ra­kıl­dı­ğı tek­nik­tir.
Ters pi­ra­mit tek­ni­ği ise ha­be­rin can alıcı nok­ta­la­rı­nın met­nin ba­şın­da ve­ril­di­ği diğer ay­rın­tı­la­rın önem sı­ra­sı­na göre sı­ra­ya kon­du­ğu tek­nik­tir.
Ajans: haber top­la­ma, yayma ve üye­le­ri­ne da­ğıt­ma işiy­le uğ­ra­şan ku­ru­luş
As­pa­ra­gas: şi­şir­me haber. Dek­ro­şe: ga­ze­te ve der­gi­ler­de yan sü­tun­la­ra taşan yazı.
İkti­bas: başka bir kay­nak­tan elde edi­len ya­zı­nın ga­ze­te­de ol­du­ğu gibi ya­yım­lan­ma­sı.
Man­şet: ga­ze­te­le­rin ilk say­fa­sı iri pun­to­lar­la ko­nu­lan baş­lık.
Man­şet: Ga­ze­te­le­rin ilk say­fa­sı­na iri pun­to­lar­la ko­nu­lan baş­lık.
Mu­ha­bir: Basın ve yayın or­gan­la­rı­na haber top­la­yan, bil­di­ren veya yazan kimse.
San­sas­yo­nel: Çar­pı­cı.
Spot: Haber met­nin­den daha büyük harf­li pun­to­lar­la di­zi­len, baş­lık­tan sonra yer alan haber ay­rın­tı­sı.
Stop press: En son gelen haber. Sür­man­şet: Ga­ze­te­le­rin bi­rin­ci say­fa­sın­da­ki lo­go­nun üze­rin­de kul­la­nı­lan baş­lık.
Sütun: Ga­ze­te, dergi, kitap vb. ya­zı­lı ürün­ler­de say­fa­nın yu­ka­rı­dan aşa­ğı­ya doğru ay­rıl­mış ol­du­ğu dar bö­lüm­ler­den her biri.
Tek­zip: Ya­lan­la­ma.
Tiraj: Baskı sa­yı­sı

SİVİL TOPLUMDAN SİYASİ TOPLUMA

Sivil Top­lum Ku­ru­luş­la­rı, resmî ku­rum­la­rın dı­şın­da kalan ve bun­lar­dan ba­ğım­sız ola­rak ça­lı­şan, va­tan­daş­la­rın ortak bir amaç uğ­ru­na bir araya gel­di­ği, buna bağlı ola­rak daha iyi yaşam şart­la­rı için ge­rek­li fa­ali­yet­le­rin ko­lek­tif ve ba­ğım­sız bir bi­çim­de yü­rü­tül­dü­ğü hu­ku­ki, sos­yal, çev­re­sel, kül­tü­rel he­def­ler doğ­rul­tu­sun­da fa­ali­yet­le­ri­ni sür­dü­ren ku­ru­luş­lar­dır.
Sivil Top­lum Ör­güt­le­ri­nin en be­lir­gin özel­li­ği ise, hü­kü­met­ler­den, kamu ma­kam­la­rın­dan ve si­ya­si par­ti­ler­den ba­ğım­sız ol­ma­la­rı, ti­ca­ri çıkar gö­zet­me­me­le­ri ve kar amacı güt­me­me­le­ri­dir.
Ay­rı­ca Sivil Top­lum Ör­güt­le­ri, si­ya­si oto­ri­te­nin yön­len­dir­me­sin­den uzak, dev­let kar­şı­sın­da özerk ola­rak, yap­tık­la­rı fa­ali­yet­ler­le ka­mu­sal alan­da et­ki­si ola­bi­len kol­lek­tif gi­ri­şim­ler­dir.
Sivil Top­lum Ör­güt­le­ri-si­ya­set iliş­ki­si­ni de­ğer­len­di­rir­ken de, ne si­ya­se­tin ya­nın­da ne de kar­şı­sın­da­dır­lar di­ye­bi­li­riz. Çünkü Sivil Top­lum Ör­güt­le­ri, üye­le­ri­nin men­fa­at­le­ri­ni gö­ze­te­rek kendi amaç­la­rı doğ­rul­tu­sun­da ha­re­ket eden ku­ru­luş­lar­dır.
Sivil Top­lum Ku­ru­luş­la­rı, top­lum­sal so­run­la­rı ba­ğım­sız bir şe­kil­de ele al­ma­lı, ka­mu­oyu­nu bil­gi­len­di­rir­ken, ay­dın­la­tır­ken ve buna yö­ne­lik öneri su­nar­ken bu has­sa­si­ye­ti gös­ter­me­li­dir­ler.
Sivil Top­lum Ku­ru­luş­la­rı, de­mok­ra­si­nin en temel un­sur­la­rı­dır.
Bütün bu ta­nım­la­ma­lar ve açık­la­ma­lar­dan sonra bir de­ğer­len­dir­me yap­tı­ğı­mız­da ili­miz­de, böl­ge­miz­de, ül­ke­miz­de sivil top­lum ör­güt­le­ri­nin ya­pı­sı ve iş­le­yi­şi hak­kın­da daha net bir fikir sa­hi­bi ola­bi­li­riz.
Özel­lik­le son za­man­lar­da top­lum­sal so­run­lar­la il­gi­li ko­nu­lar­da, gü­cü­nü üye­le­rin­den değil de si­ya­set­ten alan, eko­no­mik ola­rak sır­tı­nı belli ki­şi­le­re da­ya­yan Sivil Top­lum Ku­ru­luş­la­rı­nın açık­la­ma­la­rı­na ve yön­len­dir­me­le­ri­ne tanık ol­mu­yor muyuz?
Oysa Sivil Top­lum Ör­güt­le­ri­nin en be­lir­gin özel­li­ği, kamu ma­kam­la­rın­dan ve si­ya­si par­ti­ler­den ba­ğım­sız ol­ma­la­rı ve ti­ca­ri çıkar gö­zet­me­me­le­ri değil miydi?
Bu se­bep­le, bu has­sa­si­yet­le­re uy­ma­yan Sivil Top­lum Ku­ru­luş­la­rı­nın iş­le­yiş­le­ri ve amaç­la­rı yö­nün­den özgün, ba­ğım­sız ol­ma­dık­la­rı için top­lu­mu doğru ay­dın­lat­ma­la­rı veya top­lum ya­ra­rı­na bir fa­ali­yet yü­rü­te­bil­me­le­ri­nin müm­kün ol­ma­dı­ğı­nı söy­le­ye­bi­li­riz.
“Kom­şu­da pişer belki bize de düşer!” ni­ye­tiy­le olur olmaz her ko­nu­da ik­ti­da­rın se­si­ni top­lu­ma yan­sı­tan Sivil Top­lum Ör­güt­le­ri, açık­la­ma yap­tık­la­rı ko­nu­da da ye­te­rin­ce bilgi sa­hi­bi de­ğil­dir­ler.
Bu ya­pı­la­rın amacı ke­sin­lik­le top­lum ya­ra­rı değil, si­ya­set­le pa­ra­lel ça­lı­şa­rak ken­di­le­ri­ne dev­le­tin üst ka­de­me­le­rin­de yer edin­mek ve dev­le­tin im­kan­la­rın­dan daha etkin bir şe­kil­de ya­rar­lan­mak­tır. Yani amaç­la­rı kı­sa­ca, her yö­nüy­le pas­ta­dan daha fazla pay alma ça­ba­sı­dır.
Ko­nu­yu bir­kaç cüm­ley­le biraz daha so­mut­laş­tı­ra­cak olur­sak; özel­lik­le son za­man­lar­da bazı Sivil Top­lum Ör­güt­le­ri­nin İkiz­de­re’deki taş oca­ğıy­la il­gi­li yap­tık­la­rı açık­la­ma­lar­da, si­ya­se­tin di­liy­le ve şir­ke­tin men­fa­at­le­riy­le bir pa­ra­lel­lik gör­mek­te­yiz.
Önem­li sivil top­lum ör­güt­le­ri­nin aslı gö­rev­le­ri dı­şı­na çı­ka­rak kendi ira­de­le­ri­ni or­ta­ya ko­ya­ma­ma­la­rı, top­lu­mu yan­lış bil­gi­len­dir­me­le­ri so­nu­cun­da kay­be­den de­mok­ra­si ve top­lum ol­mak­ta­dır.
Bu nok­ta­da bu ku­ru­luş­la­ra gö­rev­le­ri­ni ha­tır­la­ta­rak bir uya­rı­da bu­lun­mak is­ti­yo­ruz: Sizin yap­tı­ğı­nız açık­la­ma­la­rı il­gi­li resmi ku­rum­lar yap­mak­ta­dır. Şir­ket de zaten bun­la­rı söy­lü­yor.
Yap­tı­ğı­nız şu açık­la­ma­lar bu ko­nu­da­ki tav­rı­nı­zı ve bil­gi­ni­zi or­ta­ya koy­mak­ta­dır: “Lo­jis­tik Üst ya­pıl­ma­sın mı? Taş ocağı açıl­ma­sın mı? Bu­ra­da karşı çı­kan­lar mar­ji­nal bir grup. Tür­ki­ye’nin kal­kın­ma­sı­nı is­te­mi­yor­lar.”
Ken­di­ni­ze ait bir dü­şün­ce­niz yok mu?
Size ait bir fik­ri­niz, bil­gi­niz, araş­tır­ma­nız varsa bunu top­lum­la pay­la­şın. Yoksa önce bir araş­tı­rın, söz ko­nu­su alana gidin, in­san­lar­la ko­nu­şun ondan sonra açık­la­ma­nı­zı ya­par­sı­nız.
Bu şe­kil­de ta­raf­lı ve bil­gi­siz­ce, şir­ke­tin ağ­zıy­la ya­pı­lan açık­la­ma­lar, so­ru­nu daha da de­rin­leş­ti­rir­ken va­tan­da­şın il­gi­li ku­rum­la­ra gü­ve­ni­ni sars­mak­ta, top­lu­mu daha fazla ger­mek­te­dir.
Bir açık­la­ma mı ya­pa­cak­sı­nız? Önce gidip bu­ra­da­ki halk­la ko­nu­şun, din­le­yin.
Bu iş­le­rin ge­liş­miş ül­ke­ler­de nasıl ya­pıl­dı­ğı­na bir bakın, im­ka­nı­nız var; ge­re­kir­se gidip ye­rin­de görün. Acele et­me­yin, bu bil­gi­le­ri top­la­yın, ondan sonra açık­la­ma­nı­zı ya­par­sız.
Bu durum el­bet­te ki sa­de­ce İkiz­de­re İşken­ce­de­re’deki taş oca­ğıy­la il­gi­li de­ğil­dir.
Bu tavrı Gür­gen Kö­yün­de­ki Ali­cik HES’le il­gi­li de gös­ter­di­niz.
Ül­ke­nin ne­re­sin­de bir talan olsa ona kol kanat ger­di­niz. Tepki gös­te­ren­le­ri ağır it­ham­lar­la yar­gı­la­dı­nız.
Ya­zık­tır, gü­nah­tır…
Bu ülke he­pi­mi­zin…
Su­yu­muz, top­ra­ğı­mız, or­man­la­rı­mız bizim en de­ğer­li kay­nak­la­rı­mız­dır.
Bu kay­nak­lar bütün mil­le­tin, ço­cuk­la­rı­mı­zın, ge­lecek ne­sil­le­rin­dir.
Bi­ri­le­ri­ne şirin gö­rün­mek için ira­de­ni­zi, bil­gi­ni­zi, vic­da­nı­nı­zı bir ke­na­ra koy­ma­yın.
Hak­tan yana, araş­tı­ra­rak, bilgi sa­hi­bi ola­rak, vic­da­nı­nı­zın se­si­ni din­le­ye­rek fikir sa­hi­bi olun ve buna göre de­ğer­len­dir­me yapın.

RAMAZAN BAYRAMI HAZIRLIĞI

Bu Ra­ma­zan bay­ra­mı­nı da geçen yıl ol­du­ğu gibi dünya ge­ne­lin­de devam eden pan­de­mi sal­gı­nı kı­sıt­la­ma ve ted­bir­le­ri kap­sa­mın­da ev­le­ri­miz­de aile fert­le­ri­miz­le bir­lik­te ge­çi­re­ce­ğiz.
Ha­ya­tı­mız­da ol­ma­yan Ko­vid-19 Ko­ra­na­vi­rus sal­gı­nı ön­ce­si ya­şa­dı­ğı­mız, mutlu, hu­zur­lu, coş­ku­lu ve bir o kadar büyük bir ma­ne­vi at­mos­fer için­de mil­let­çe ya­şa­dı­ğı­mız Ra­ma­zan ve kur­ban bay­ram­la­rı­mı­zı göz önüne ge­ti­rip bugün dünya da ve ül­ke­miz­de ya­şa­dı­ğı­mız pan­de­mi sal­gı­nı­nın ve ha­ya­tı­mı­zın mu­ha­se­be­si­ni yap­mak he­pi­miz için önem arz et­mek­te­dir. Hep bir­lik­te bu mü­ba­rek aynın ve bay­ra­mın hür­me­ti­ne yüce Mevla’mız bu sal­gın­dan biz­le­ri ve bütün in­san­lı­ğı kur­tar­sın in­şal­lah.
Sal­gın­dan ön­ce­ki bay­ram­lar­da, bay­ram ön­ce­si, yi­yecek ve gi­yecek için alış­ve­riş­ler, ev ve çevre te­miz­li­ği ya­pı­lır. Ço­cuk­la­ra yeni el­bi­se­ler alı­nır. Fakir, öksüz ve ye­tim­ler se­vin­di­ri­lir. Bay­ram gün­le­rin­de her­kes, temiz gi­yi­nir. Bay­ram na­ma­zın­dan sonra, ka­bir­ler zi­ya­ret edi­lir; geç­miş­le­rin, ak­ra­ba ve din bü­yük­le­ri­nin ruh­la­rı için Kur’an-ı kerim oku­nur, du­alar edi­lir ve sa­da­ka­lar ve­ri­lir. Daha sonra da, aile bü­yük­le­ri, dost, ak­ra­ba, ar­ka­daş ve ta­nı­dık­lar zi­ya­ret edi­lir­di. Artık iki bay­ram­dır bu teb­rik ve kut­la­ma­la­rı te­le­fon­la ger­çek­leş­tir­me mec­bu­ri­ye­ti­miz devam edi­yor. İnşal­lah ge­lecek kur­ban bay­ra­mı­nı nor­mal ha­ya­tı­mı­za dö­ne­rek kut­la­ma­yı Allah he­pi­mi­ze nasip etsin.
Bay­ram gün­le­ri­nin sün­net­le­ri: Erken kalk­mak, Gusül ab­des­ti almak, Mis­vak kul­lan­mak, Güzel koku sü­rün­mek, Yeni ve temiz el­bi­se gi­yin­mek, Na­maz­dan önce tatlı veya hurma yemek, Tek adet­te yemek, Yüzük tak­mak, Ca­mi­ye erken git­mek, Gi­der­ken ses­siz tek­bir söy­le­mek, Müs­lü­man­la­ra selâm ver­mek, Güler yüzlü ve tatlı dilli olmak, Mü­min­ler­le bay­ram­laş­mak, Fa­kir­le­re sa­da­ka ver­mek, Dar­gın­la­rı ba­rış­tır­mak, Ak­ra­ba­yı zi­ya­ret etmek, İsla­mi­yet’i doğru ola­rak ya­yan­la­ra yar­dım yap­mak, Din kar­deş­le­ri­ni zi­ya­ret etmek ve he­di­ye gö­tür­mek, Ka­bir­le­ri zi­ya­ret etmek, Mi­sa­fir­le­re ikram etmek, Çok dua ve tövbe etmek, Se­vin­di­ği­ni belli etmek, Sa­da­ka-i fıtri, bay­ram na­ma­zın­dan önce ver­mek.
BAY­RAM NA­MA­ZI; Bay­ram na­ma­zı iki re­kât­tır. Ce­ma­at­le kı­lı­nır. Bi­rin­ci re­kât­ta Süb­hâ­ne­ke’den sonra tek­bir ge­ti­ri­le­rek eller üç defa ku­lak­la­ra kal­dı­rı­lıp bi­rin­ci ve ikin­ci­sin­de iki yana sa­lı­nır. Üçün­cü­sün­de, göbek al­tı­na bağ­la­nır. Fa­ti­ha ve zamm-ı sûre oku­nup rükû ve sec­de­ler ya­pı­lır. İkinci rekât kal­kı­la­rak, Fa­ti­ha ve zamm-ı sure okun­duk­tan sonra, tek­bir ge­ti­ri­le­rek iki el yine üç defa ku­lak­la­ra gö­tü­rü­lür. Üçün­de de eller yana sa­lı­nır. Dör­dün­cü tek­bir­de, eller kal­dı­rıl­ma­yıp, rükûa eği­li­nir. Sec­de­ler ya­pı­lıp otur­duk­tan sonra, selâm ve­ri­lir. (Usul: 2 salla 1 bağla, 3 salla 1 eğil)….
Bu ve­si­ley­le, He­pi­ni­zin mü­ba­rek ra­ma­zan bay­ra­mı­nı teb­rik edi­yo­rum. Ha­yır­la­rın fet­hi­ne ve şer­le­rin de­fi­ne ve­si­le ol­ma­sı­nı yüce ya­ra­tan­dan niyaz edi­yo­rum.

LOJİSTİK VE TAŞ OCAĞI

Rize’nin en geri kal­mış il­çe­si İkiz­de­re gün­ler­dir çok de­ğer­li TAŞ’ından do­la­yı yurdu aşa­rak dünya gün­de­min­de yer aldı.
Bu böl­ge­de doğan ya­şa­yan ve yazan bi­ri­si ola­rak TAŞ’ımı­zın çok de­ğer­li ol­du­ğu­nu bu sü­reç­te öğ­ren­miş oldum.
Mem­le­ke­te bir ya­tı­rım ya­pı­la­cak­sa karşı çık­mak akıl karı değil. Ol­ma­sı ge­re­ken hiç­bir pro­je­ye kimse karşı çık­maz.
İkiz­de­re’de Gür­de­re köy­lü­sü ağır­lık­lı ola­rak bir­çok kim­se­nin 20 Ni­san­da baş­lat­tı­ğı ki­mi­ne göre eylem, ki­mi­ne göre di­re­niş niye ya­pı­lı­yor.
Biz bi­li­riz ki bu il­çe­de kimse dev­le­ti­ne karşı gel­mez, jan­dar­ma­sıy­la sür­tüş­mez çünkü hepsi biz­ler için gö­rev­de.
Bir­çok kimse ha­tır­la­maz, biz­ler sü­rek­li yaz­dı­ğı­mız için ha­fı­za­mız­da ve ya­zı­la­rı­mız­da durur.
İyi­de­re’de bugün deniz dol­gu­sun­da ya­pıl­ma­sı için ihale ka­ra­rı alı­nan Lo­jis­tik Mer­kez pro­je­sin­de ilk za­man­lar LİMAN de­ni­len bir şey yoktu.
Bugün AK Parti Genel Baş­kan Yar­dım­cı­sı olan dö­ne­min Ba­ka­nı Ha­ya­ti Ya­zı­cı de­fa­lar­ca seçim za­ma­nın­da İyi­de­re Lo­jis­tik mer­ke­zin dere bo­yun­ca yu­ka­rı doğru ya­pı­la­ca­ğı­nı açık­la­mış­tı.
Ben­zer açık­la­ma­la­rı de­fa­lar­ca o za­man­lar AK Parti Rize Mil­let­ve­ki­li olan Hasan Karal ta­ra­fın­dan da ya­pı­la­rak ça­lış­ma­la­rın baş­la­dı­ğı, proje iha­le­si ya­pıl­dı­ğı gibi ba­sı­na yan­sı­yan çok açık­la­ma­la­rı­na şahit olduk.
İkiz­de­re De­re­si­nin Ka­ra­de­niz’e dö­kül­dü­ğü hav­za­da dere ya­ta­ğı­nın yu­ka­rı­ya doğru ge­niş­le­ti­le­rek, te­miz­le­ne­rek ge­mi­le­rin gi­re­bi­le­ce­ği alana dö­nü­şe­ce­ği ve kıyı bo­yun­da LOJİSTİK ÜS de­dik­le­ri ala­nın ya­pı­la­ca­ğı söy­len­miş­tir.
Bir süre sonra ne ol­duy­sa kim veya hangi uya­nık­lar çomak sok­tuy­sa bu proje de­ğiş­ti­ri­le­rek deniz dol­gu­sun­da LİMAN işine döndü.
Lo­jis­tik mer­kez ka­ra­dan de­ni­ze niye kay­dı­rıl­dı kimse sor­gu­la­mı­yor.
Hav­za­da ya­pı­la­cak pro­je­nin geç­mi­şi 1999-2000 yı­lı­na da­ya­nı­yor.
ANAP-DSP-MHP ko­alis­yon hü­kü­me­tin­de Ulaş­tır­ma Ba­ka­nı­nın Enis Öksüz ol­du­ğu dö­nem­de, RO-RO ge­mi­le­ri­ne uygun dere ya­ta­ğı­nın ge­niş­le­ti­le­rek ya­pı­la­ca­ğı açık­la­nan bir proje vardı. Dere ya­ta­ğı­nın deniz araç­la­rı­na açıl­ma­sı o araç­lar için çok özel doğal bir bakım sa­ha­sı da ola­cak­tı. Tatlı su ve kum ile ge­mi­le­rin alt ta­ba­nı böyle or­tam­da te­miz­le­nir­miş. Tek­nik bir konu ol­du­ğu için fazla ay­rın­tı ver­mek is­te­mem.

RİZEDE SİYASET ÇALKANTIDA MI?

Rize’nin Mil­let­ve­ki­li sa­yı­sı 3
Son genel se­çim­de önü­mü­ze ko­nu­lan lis­te­de AK Parti’nin 3 adayı Er­do­ğan rüz­gâ­rı al­tın­da se­çil­di. Bunu kimse inkâr ede­mez.
Rize’deki mev­cut 3 Ve­kil­den kaçı Er­do­ğan genel baş­kan ol­ma­say­dı se­çi­le­bi­lir­di?
Gö­rü­nen köy kı­la­vuz is­te­mez, sü­rek­li yazan bi­ri­si ola­rak ki­min­le gö­rüş­tüy­sem biz Er­do­ğan’dan do­la­yı OY ver­dik tü­rün­de ifa­de­ler­de bu­lun­du. Daha fark­lı söy­le­yen­ler­de oldu ama sa­tır­la­rı­ma almak is­te­me­dim.
Geçen hafta sos­yal med­ya­da Mu­ham­met Avcı Ve­ki­li­miz­den bir açık­la­ma ya­pıl­mış. Ken­di­siy­le gö­rüş­me­dim in­ter­net si­te­le­rin­de oku­dum.
Ve­ki­li­miz ta­ra­fın­dan bu­gü­ne kadar ya­lan­lan­ma­dı­ğı­na göre demek ki doğ­ruy­muş.
Genel se­çim­ler­de değil aday, aday adayı olmak için dahi ne tak­la­lar atıl­dı­ğı­nı çok iyi bi­li­rim. Ce­bin­de çok pa­ra­sı olan ve çok iyi tak­la­lar ata­bi­len­ler aday ve Mil­let­ve­ki­li olmak ister. Bunu kimse inkâr ede­mez.
Çok hayli rağ­bet ve eğer se­çil­di­ğin­de son­ra­sın­da sı­nır­sız iti­bar gö­ren­le­rin Mil­let­ve­kil­li­ği­ne hayır de­me­si­ni an­la­mak zor.
Sn. Avcı bu açık­la­ma­sıy­la Rize’nin ka­fa­sı­nı ka­rış­tır­dı. Recep Ali Ak­soy­lu dos­tu­muz­da bu konu hak­kın­da de­tay­lı­ca yaz­mış­tı.
‘Se­çil­di­ğim gün­den beri her or­tam­da tek­rar aday ol­ma­ya­ca­ğı­mı ifade ettim ve aday ol­ma­yı da dü­şün­mü­yo­rum ’diyen Avcı neyi ima etmek is­te­di acaba.
Son gün­ler­de bazı Ba­kan­la­rın prog­ra­mı­na İkiz­de­re ve Rize’de ka­tıl­ma­ma­sı dik­kat çekti.
Ulaş­tır­ma Ba­ka­nı­nın prog­ra­mı­na eski Ba­kan­lar­dan bi­ri­si ka­tı­lır­ken daha önce İkiz­de­re’de ya­pı­lan ve iki eski Ba­ka­nın ka­tıl­dı­ğı prog­ram­da da ol­ma­ma­sı par­ti­li­le­ri ta­ra­fın­dan da doğ­ru­su ya­dır­gan­dı.
Et­kin­lik­le­re ka­tıl­ma­ma­yı yeğ­le­yen Sn. Avcı’nın daha sonra yap­tı­ğı bir daha aday ol­ma­ya­ca­ğım söy­le­mi­nin se­be­bi ne ola­bi­lir.
Rize’de AK Parti’de se­çi­len Ve­kil­ler ara­sın­da önce Hasan Karal sonra Mu­ham­met Avcı iyi bi­li­ni­yor ki hal­kın en kolay ulaş­tı­ğı me­se­le­si­ni ilet­ti­ği ve­kil­ler­dir.
Kim­se­ye kolay kolay nasip ol­ma­ya­cak genç de­ni­lecek bir yaşta si­ya­se­tin en tepe nok­ta­sı­na kadar yük­se­len Mu­ham­met Avcı’yı bu açık­la­ma­ya iten sebep ne ola­bi­lir. Rize’de halen Bakan ha­va­sıy­la ara sıra gezen iki eski Ba­ka­nın et­ki­si ola­bi­lir mi?
Ri­ze­li ile so­kak­ta ma­hal­le­de en çok hem­hal olan şu anki Mil­let­ve­ki­li­nin Mu­ham­met Avcı ol­du­ğu inkâr edi­le­mez.
Niye aday ol­ma­ya­ca­ğı­nın ar­dın­da genç yaşta Rize’nin yü­kü­nü kal­dı­ra­ma­mak mı var. Genel Baş­ka­nın mem­le­ke­tin­de si­ya­set yap­mak her­ke­sin harcı değil. Sebep ağır tem­po­ya da­ya­na­ma­mak­ta ola­bi­lir.

« Older Entries