Author Archives: yenicayeli

Kırmızı kategorideki Rize’de lokantaların açılma heyecanı

Kır­mı­zı ka­te­go­ri­de­ki Rize’de kafe, res­to­ran ve lo­kan­ta­la­rın açıl­ma he­ye­ca­nı ya­şa­nı­yor. Esnaf ha­zır­lık­sız ya­ka­lan­dı, va­tan­daş ise ka­rar­dan mem­nun.

Cum­hur­baş­ka­nı Recep Tay­yip Er­do­ğan’ın Ka­bi­ne Top­lan­tı­sı’nın ar­dın­dan yeni kı­sıt­la­ma­la­rın yanı sıra risk ka­te­go­ri­si ay­rı­mı ol­mak­sı­zın tüm şe­hir­ler­de kafe, res­to­ran ve lo­kan­ta­la­rın yüzde 50 ka­pa­si­te ile açı­la­ca­ğı­nı du­yur­du.​Cumhur­baş­ka­nı Er­do­ğan’ın bu açık­la­ma­sı­nın ar­dın­dan baba ocağı Rize’de va­tan­daş­lar ka­ra­rı mem­nu­ni­yet ile kar­şı­lar­ken, esnaf ha­zır­lık­sız ya­ka­lan­dı­ğı­nı dile ge­tir­di. İlle­rin risk ha­ri­ta­sı­nın açıl­dı­ğı gün­den bu­gü­ne ‘Yük­sek risk’ al­tın­da olan Rize’de kafe sa­hip­le­ri Cum­hur­baş­ka­nı Er­do­ğan’ın kafe, res­to­ran ve lo­kan­ta­la­rın açıl­ma­sı ka­ra­rı­nı bek­le­me­di­ği­ni dile ge­ti­re­rek “Ha­zır­lık­sız ya­ka­lan­dık” dedi.
Açık­la­ma­yı din­le­dik­ten sonra açıp aç­ma­mak­ta ka­rar­sız oldu­ğu­nu dile ge­ti­ren Seç­kin Me­mi­şoğ­lu isim­li esnaf “Valla hiç bek­le­mi­yor­duk. Akşam ha­ber­le­ri iz­le­dim çok da bir şey an­la­ma­dım açık­ça­sı. Yarı açık yarı ka­pa­lı. Kır­mı­zı böl­ge­ler­de de açık artık de­di­ler.
Bir­kaç bölge açıl­mış­tı ama biz açı­la­ma­mış­tık. 10 gün sonra Ra­ma­zan. Açıl­ma­yı da bek­le­mi­yor­duk. Sabah gel­dim bak­tım ki esnaf ar­ka­daş­lar açmış. Val­la­hi ayıp ol­ma­sın diye açtım, hiç­bir ha­zır­lı­ğı­mız da yoktu. Sürp­riz oldu. Ge­rek­te yoktu 10 gün sonra Ra­ma­zan ye­ni­den ka­pa­ta­ca­ğız. 8 aydır ka­pa­lı­yız, hiç­bir ha­zır­lı­ğı­mız yok” ifa­de­le­ri­ni kul­lan­dı.“Ka­pa­si­te­yi dü­şür­dük, ted­bi­ri­mi­zi aldık”İşlet­me­nin müş­te­ri ka­pa­si­te­si­ni dü­şür­dük­le­ri­ni dile ge­ti­ren Fatih Yıl­maz isim­li iş­let­me­ci ise “Çok hazır de­ğil­dik as­lın­da. Alı­nan karar bize de sürp­riz oldu. Açtık ve bek­li­yo­ruz artık zaman ne gös­te­recek bize. Ka­pa­si­te­mi­zi yüzde 50’ye dü­şür­dük, ted­bir­le­ri­mi­zi aldık. Ba­ka­lım artık ha­yır­lı­sı” dedi.​Ay­lar­dır ted­bir­ler kap­sa­mın­da kafe, res­to­ran ve lo­kan­ta­lar­da hiz­met bu­la­ma­yan va­tan­daş­lar ise ka­ra­rı duy­duk­la­rı­na se­vin­dik­le­ri­ni dile ge­tir­di. Rasim Yıl­maz isim­li va­tan­daş “Dı­şa­rı­da çay iç­me­yi çok öz­le­dik. İnsan­lar bir temiz hava aldı. İnsan­la­rın temiz hava al­ma­sı, dı­şa­rı­ya çık­ma­sı, in­san­la­rı gör­me­si çok güzel bir şey. Ya­sa­ğın kalk­tı­ğı­na se­vin­dik” şek­lin­de ko­nuş­tu.“Evde de içi­yo­ruz ama gü­neş­li ha­va­nın ye­ri­ni tut­mu­yor”Bay­ram Topçu isim­li bir başka va­tan­daş ise “Ya­sa­ğın kalk­ma­sı bizi çok se­vin­dir­di, sağ olsun var ol­sun­lar. Mil­le­te bu kadar ezi­yet olur mu ya. Tabi evi­miz­de de çay içi­yo­ruz ama böyle gü­neş­li yerde otu­rup çay iç­me­yi ne­re­de bu­la­bi­li­riz. Ye­ri­ni tut­maz. Şim­di­den sonra ted­bi­ri­mi­zi ala­ca­ğız, me­sa­fe­mi­zi ko­ru­ya­ca­ğız, te­miz­li­ği­mi­ze dik­kat ede­ce­ğiz” diye ko­nuş­tu.
Haber Merkezi

Rize’nin tarihi kitap oldu

Recep Tay­yip Er­do­ğan Üni­ver­si­te­si ta­ra­fın­dan baş­la­tı­lan ‘İlk Çağ­dan Gü­nü­mü­ze Rize’ pro­je­si ta­mam­la­na­rak Rize ta­ri­hi kitap ha­li­ne ge­ti­ril­di.

Recep Tay­yip Er­do­ğan Üni­ver­si­te­si (RTEÜ) Rek­tö­rü Prof. Dr. Hü­se­yin Ka­ra­man, “İlk çağ­dan gü­nü­mü­ze Rize ta­ri­hi pro­je­si ile il­gi­li 10 fark­lı üni­ver­si­te­den 27 aka­de­mis­ye­nin görev ala­rak 5 cilt­lik eseri or­ta­ya çı­kar­dı­ğı­nı söy­le­di.Ka­ra­man, üni­ver­si­te top­lan­tı sa­lo­nun­da ga­ze­te­ci­le­re yap­tı­ğı açık­la­ma­da, pro­je­nin Fen Ede­bi­yat Fa­kül­te­si Tarih Bö­lü­mü Baş­ka­nı Prof. Dr. Zehra Aslan ön­cü­lü­ğün­de baş­la­tıl­dı­ğı­nı be­lirt­ti.
Üni­ver­si­te ola­rak ilin ge­li­şi­mi için bir çok ko­nu­da hiz­met ver­dik­le­ri­ni ve katkı sağ­la­ma gay­re­tin­de ol­duk­la­rı­nı ifade eden Ka­ra­man, “İlk çağ­dan gü­nü­mü­ze Rize pro­je­si 2016 yı­lın­da baş­la­dı. Tarih bö­lü­mün­de­ki ho­ca­la­rı­mız ile bu şehre karşı bir so­rum­lu­lu­ğu­muz, böl­ge­nin ve ili­mi­zin ta­ri­hi­ni kay­nak­lar­dan ha­re­ket­le, bi­lim­sel me­tot­lar­la or­ta­ya ko­nul­ma­sı ge­rek­li­li­ği ol­du­ğu­nu is­ti­şa­re ettik. Zehra Aslan ho­ca­mız ön­cü­lü­ğün­de tarih bö­lü­mün­de­ki öğ­re­tim üye­le­ri­mi ile 5 cilt­lik kül­li­ya­tı­mı­zı or­ta­ya çı­kar­dık. Bu esere sayın cum­hur­baş­ka­nı­mı­zın tak­dim ya­zı­sı yaz­mış ol­ma­sı ayrı bir değer kat­mış oldu.” dedi.​Eser­de­ki ça­lış­ma­la­rın ala­nın­da­ki uzman ki­şi­ler ta­ra­fın­dan ya­pıl­dı­ğı­na de­ği­nen Ka­ra­man, “10 fark­lı üni­ver­si­te­den 27 fark­lı aka­de­mis­yen bu esere katkı sun­muş­tur. Eser beş cilt­ten oluş­mak­ta, baş­lan­gıç­tan 19. yüz­yı­la kadar Rize ta­ri­hi, 19 yüz­yıl­dan cum­hu­ri­ye­te Rize ta­ri­hi, cum­hu­ri­yet dö­ne­min­de Rize 1-2-3 ola­rak 1980’e kadar olan dö­ne­mi ele alan bir ça­lış­ma­dır. İlimiz re­fe­rans kay­nak eser ka­zan­mış oldu.” ifa­de­le­ri­ni kul­lan­dı.Tarih Bölüm Baş­ka­nı Aslan, pro­je­nin ağır­lı­ğı­nı cum­hu­ri­yet dö­ne­mi­nin oluş­tur­du­ğu­nu kay­det­ti.
Rize’nin coğ­ra­fi ve si­ya­si ya­pı­sı başta olma üzere bir çok yönü ile in­ce­len­di­ği­ni vur­gu­la­yan Aslan, şun­la­rı kay­det­ti:”Yerel ta­ri­hi in­ce­le­me­nin bir­çok zor­lu­ğu var. Bu sü­reç­te zor­luk­la­rı ya­şa­dık ama asla vaz­geç­me­dik. He­ye­ca­nı­mı­zı hiç­bir zaman kay­bet­me­dik. Bu ki­tap­lar­la ana kay­nak­la­ra inil­di, arşiv mal­ze­me­ler kul­la­nıl­dı. Dönem ba­sı­nı, za­bıt­lar, si­cil­le­re inil­di. bi­lim­sel ola­rak ha­zır­la­nan ki­tap­lar, böl­ge­ye katkı sun­mak üzere ha­zır­lan­dı.
Rize’ye ve Rize ta­ri­hi­ne katkı sunan eser­ler or­ta­ya koy­du­ğu­muz dü­şü­nü­yo­rum.
Ek­sik­lik­ler var­dır, her kitap ese­ri­nin ek­sik­li­ği ola­bi­lir. Biz bir kapı açtık ve bun­dan sonra aç­tı­ğı­mız bu ka­pı­dan başka bilim in­san­la­rı gi­recek, ek­sik­le­ri­mi­zi onlar gi­de­recek.
Aslan, baş­lan­gı­cın Rize’den ol­ma­sı­nın ken­di­le­ri­ni mem­nun et­ti­ği­ni başka şe­hir­le­re örnek teş­kil ede­bi­le­ce­ği­ni söz­le­ri­ne ek­le­di.


Haber Merkezi

Kansızoğlu: ‘kanun boşluğundan istifa edenlere fırsat tanınıyor’

AKES-DER Genel Baş­ka­nı Hasan Kan­sı­zoğ­lu, ‘çay­da­ki ka­nun­suz­luk boş­lu­ğu­nu gi­der­mek, ar­dın­dan da özel­lik­le ima­la­tı bu­lun­ma­yan pa­ket­le­me­ci­ler­de yoğun bir şe­kil­de mev­cut olan sah­te­ci­li­ğin önüne geç­mek ge­re­kir’ dedi.

Ana­do­lu Kül­tür Eği­tim Spor Yar­dım­laş­ma Der­ne­ği Genel Baş­ka­nı Hasan Kan­sı­zoğ­lu çay kanun tas­la­ğı hak­kın­da yap­tı­ğı açık­la­ma­da:
“Çay, Doğu Ka­ra­de­niz Böl­ge­si­nin eko­no­mik ola­rak can da­ma­rı ha­li­ne gel­miş bir ürün­dür. Al­ter­na­ti­fi yok­tur ve bölge in­sa­nı­nı bu top­rak­la­ra bağ­la­yan en büyük et­ken­dir.
Bölge in­sa­nı­nın sos­yal ha­ya­tı çaya göre şe­kil­len­miş­tir.
Çay bah­çe­si­nin bir kez ku­rul­ma­sı üre­ti­ci ile top­rak ara­sın­da ne­sil­ler boyu kop­ma­ya­cak şe­kil­de bir bağ oluş­ma­sı­na neden ol­mak­ta­dır.
Çay bit­ki­si aynı za­man­da bu bölge dı­şın­da hayat şansı bu­la­ma­yan ancak ve ancak bu böl­ge­de­ki halka geçim kay­na­ğı sağ­la­yan eko­no­mik bir de­ğer­dir.
Sis­te­min bir aya­ğın­da bütün iş­len­miş çayın sa­tı­la­ca­ğı, kayıt al­tı­na alı­na­ca­ğı çay bor­sa­sı ku­ru­lu­yor (Çay­kur bu mad­de­ye karşı çık­mış ve tüm çayın bor­sa­da sa­tıl­ma­sı zo­run­lu­lu­ğu tas­lak­tan çı­kar­tıl­mış).
Öyle ki, 10 yıl önce ha­zır­lan­ma­ya baş­la­nan 5 yıl önce de hemen hemen tüm ke­sim­le­rin mu­ta­ba­ka­tı ile tas­lak ha­li­ne dö­nüş­tü­rü­lüp il­gi­li ba­kan­lı­ğa, TBMM’ye sevk edil­mek üzere su­nu­lan Çay Kanun Ta­sa­rı­sı ma­ale­sef raf­lar­da bek­le­ti­li­yor.
Ne­de­ni­ni ise an­la­mak müm­kün değil.
İşte o zaman “kanun boş­lu­ğun­dan is­ti­fa eden­le­re fır­sat ta­nı­nı­yor” den­mi­yor değil!
Şöyle ki, Rize, Trab­zon, Art­vin ve Gi­re­sun’da yak­la­şık 835 bin de­kar­lık bir alan­da 214 bin do­la­yın­da üre­ti­ci­nin geçim kay­na­ğı olan çay, fab­ri­ka­lar­da iş­le­nip kuru çay ha­li­ne dö­nüş­tü­rül­dük­ten sonra adeta yasa boş­lu­ğun­dan is­ti­fa­de eden bir takım çev­re­le­rin sah­te­ci­li­ği ile karşı kar­şı­ya ka­lı­yor.
Bah­çe­ler­de­ki üre­ti­mi 1.5 mil­yon ton yap­ra­ğa, fab­ri­ka­lar­da­ki kuru üre­ti­mi ise 300 bin tona yak­la­şan ve ül­ke­miz­de sudan sonra en çok tü­ke­ti­len içecek olan Türk çayı ger­çek­te dün­ya­nın en doğal ürün­le­ri ara­sın­da yer alı­yor.
Ancak bah­çe­de kim­ya­sal ka­lın­tı­sı ol­ma­dan üre­ti­len ça­yı­mız ma­ale­sef sah­te­ci­li­ğe kur­ban edi­li­yor.
Bu da çay çöpü de­ni­len bit­ki­sel atık­la­rın boya ve çay ile aynı ko­ku­yu veren kim­ya­sal ka­rı­şım­lar­la “5 da­ki­ka­da tav­şan kanı çay” de­ni­lecek şe­kil­de dem­le­nir hale ge­ti­ri­li­yor.
Daha da ileri gi­di­li­yor.
Gli­koz ve kar­bo­nat ka­tı­la­rak en teh­li­ke­li kan­se­ro­jen­ler­den biri ha­li­ne bile dö­nüş­tü­rü­lü­yor.
İşte bu nok­ta­da çay ko­nu­su top­lum sağ­lı­ğı için çok teh­li­ke­li bir nok­ta­ya ta­şın­mış olu­yor.
Bir za­man­lar bunu, kaçak çay de­ni­len yurt dı­şın­dan ge­ti­ri­len­ler­le ya­şı­yor­duk.
Şimdi kendi içi­miz­de bunu gö­rü­yo­ruz. Nor­mal şart­lar­da ka­tık­sız ve ka­tı­şık­sız ola­rak üre­ti­len 300 bin ton kuru çay zaten Tür­ki­ye’nin ih­ti­yaç­la­rı­nı da kar­şı­la­ya­bi­li­yor. Nor­mal şart­lar­da 18 ila 25 da­ki­ka ara­sın­da dem­len­me iş­le­mi ta­mam­la­nan çayı 5 da­ki­ka­da bo­ya­lar ve katkı mad­de­le­ri aynı renge bü­rün­dü­re­rek in­san­la­ra içi­ren­ler­le, sa­de­ce Tarım ve Orman Ba­kan­lı­ğı değil, Sağ­lık Ba­kan­lı­ğı, hatta tüm ku­ru­luş­la­rın, her­ke­sin mü­ca­de­le et­me­si ge­re­ki­yor. Tü­ke­ti­ci­le­rin de bu ko­nu­da has­sa­si­yet­li dav­ran­ma­la­rı artık ka­çı­nıl­maz hale geldi. Çözüm, önce çay­da­ki ka­nun­suz­luk boş­lu­ğu­nu gi­der­mek, ar­dın­dan da özel­lik­le ima­la­tı bu­lun­ma­yan pa­ket­le­me­ci­ler­de yoğun bir şe­kil­de mev­cut olan sah­te­ci­li­ğin önüne geç­mek­tir. Ya­pan­la­ra sa­de­ce para değil, top­lum sağ­lı­ğı­nı teh­dit et­tik­le­ri için hapis ce­za­la­rı da ve­ril­me­li­dir” dedi.


Haber Merkezi

YALAN SANDIĞA SIĞMAZ!

Yet­ki­li ol­du­ğu­nu iddia eden sen­di­ka, 2012’de ya­pı­lan İlksan İlçe Tem­sil­ci­li­ği Se­çim­le­rin­de san­dık­ta ye­ni­lin­ce şok ya­şa­mış­tı.
“Allah Allah! Bu nasıl oldu? Sa­yı­ca üs­tü­nüz ama ga­li­ba bizim üye­ler de bize oy ver­me­di.” dü­şün­ce­si İlksan se­çim­le­ri­ni onlar için hayat memat me­se­le­si­ne dö­nüş­tür­müş­tü.
Evet, aynen dü­şün­dü­ğü­nüz gibi ol­muş­tu. Kendi üye­le­ri­niz bile size oy ver­me­miş­ti. Çünkü, bas­kıy­la üye yap­tık­la­rı­nız san­dık­ta vic­da­nıy­la baş başa kal­mış­tı ve size gü­ven­me­di­ği­ni gös­ter­miş­ti.
Peki, se­çi­mi kay­be­din­ce ne yap­mış­tı­nız?
Öğ­ret­men­lik mes­le­ği­ni ren­ci­de edecek söy­lem­ler­de bu­lun­du­nuz: İlksan’ın otel­le­rin­de­ki tu­rist­le­ri kas­te­de­rek bu­ra­da ifade et­mek­ten im­ti­na et­ti­ğim çok nahoş ifa­de­ler kul­lan­dı­nız.
Ay­rı­ca İlksan ikraz verir mi? İlksan fa­iz­le ça­lı­şı­yor, gibi ipe sapa gel­mez açık­la­ma­lar yap­tı­nız.
As­lın­da ne ol­muş­tu? Türk Eği­tim-Sen, 1996 yı­lın­da batık bir İlksan’ı kay­yum­dan dev­ral­dı ve ze­de­le­nen güven kay­bı­nı kısa sü­re­de te­la­fi etti.
Bunun al­tın­da ezil­di­niz. Ka­ra­la­ma kam­pan­ya­la­rı­na devam et­ti­niz. Bir son­ra­ki se­çim­de de ka­za­na­ma­ya­ca­ğı­nı­zı bi­li­yor­du­nuz. Önce san­dı­ğı ka­pa­ta­ca­ğız de­di­niz. Ters te­pin­ce de san­dı­ğı boy­kot edi­yo­ruz di­ye­rek 2016’da ya­pı­lan İlksan İlçe Tem­sil­ci­li­ği se­çim­le­ri­ne ka­tıl­ma­dı­nız.
İlksan bu süre için­de ken­di­ni ge­liş­ti­re­rek bü­yü­me­ye devam edi­yor­du. Ra­kam­sal ko­nu­la­ra hiç gir­mi­yo­rum; çünkü şu ana kadar yap­tı­ğı­nız he­sap­lar ve kar­şı­laş­tır­ma­lar bu ko­nu­da ne kadar bil­gi­siz ol­du­ğu­nu­zu or­ta­ya koy­muş­tur.
İlksan’ın nakit bi­ri­ki­mi, ar­sa­la­rı, otel­le­ri, mi­sa­fir­ha­ne­le­ri ko­nu­su­nu daha iyi öğ­re­ne­bil­mek için kimin ne söy­le­di­ği­ne değil, İlksan’ın resmi say­fa­sı­na bak­mak ye­ter­li­dir.
İlksan’da söz sa­hi­bi ola­ma­yın­ca iyice içer­le­di­niz ve çak­tır­ma­dan sözde ilk­sa­nı iti­bar­sız­laş­tır­mak için ha­zır­lık yap­tı­nız, ra­por­lar ha­zır­la­dı­nız.
Bu düz­me­ce ra­por­la­rı­nız ye­te­rin­ce san­sas­yon oluş­tur­ma­yın­ca da seçim sü­re­ci baş­lar baş­la­maz ya­lan­la­rı­nı­za ve ka­ra­la­ma kam­pan­ya­la­rı­nı­za baş­la­dı­nız. Söy­le­di­ği­niz her yalan yü­zü­nü­ze çar­pın­ca pa­nik­le­di­niz ve yeni ent­ri­ka­lar pe­şin­de koş­tu­nuz.
Şube mü­dür­le­ri­ni, okul mü­dür­le­ri­ni, sen­di­ka yö­ne­ti­ci­le­ri­ni­zi se­fer­ber et­ti­niz. Mesai mev­hu­mu gö­zet­mek­si­zin okul okul do­laş­ma­ya baş­la­dı­nız.
Önce aday­la­rı­nı­zın ar­ka­sın­da dur­ma­ya­rak sen­di­ka ismi kul­lan­ma­dı­nız. Sözde ba­ğım­sız aday­lar gös­ter­di­niz.
Bu­ra­da da kur­naz­lık pe­şin­de koş­tu­nuz. Ka­za­na­ma­dı­ğı­nız­da ma­ze­ret ha­zır­dı:
“Zaten bizim sen­di­ka­mı­zın adayı de­ğil­ler­di!” di­ye­cek­ti­niz. İki arada bir de­re­de kal­dı­nız, fikir de­ğiş­tir­di­niz; bu sefer de bütün sen­di­kal ya­pı­nız­la okul­la­ra hücum et­ti­niz.
San­dı­ğı ka­pa­ta­ca­ğız di­yor­du­nuz, sonra ya­şa­ta­ca­ğız de­di­niz. Zo­run­lu üye­lik mi olur, de­di­niz; sonra zo­run­lu üye­lik ol­ma­dan İlksan ya­şa­maz, diye ek­le­di­niz.
As­lın­da İlsan’ın ya­say­la ku­rul­du­ğu­nu, yö­ne­tim ku­ru­lun­da dört ba­kan­lık tem­sil­ci­si­nin ol­du­ğu­nu bi­li­yor­du­nuz, ancak bu­ra­dan da bir ka­za­nım çıkar diye ko­nu­yu sü­rek­li ma­ni­pü­le et­ti­niz.
Sü­rek­li Pol­san ve Oyak’la kar­şı­laş­tı­rı­nız, ama bu tu­tar­sız kar­şı­laş­tır­ma sizi daha da çık­ma­za soktu.
Çünkü Oyak ve Pol­san’ın üye­le­rin­den yap­tık­la­rı ke­sin­ti­ler ve öde­dik­le­ri emek­li­lik ik­ra­mi­ye­le­ri­nin, İlksan’ın üye­lik ke­sin­ti­si ve öde­di­ği emek­li­lik ik­ra­mi­ye­si­nin oran ola­rak kar­şı­laş­tır­ma­sı çok basit bir ma­te­ma­tik he­sa­bıy­la or­ta­ya çı­kı­yor­du.
Bu ra­kam­lar önü­nü­ze ko­nu­lun­ca da ko­nu­yu de­ğiş­ti­rip, biz 90 TL üye aida­tı alıp 500 bin TL ik­ra­mi­ye öde­ye­ce­ğiz, de­di­niz.
Bunu nasıl ya­pa­ca­ğı­nız so­ru­lun­ca da ma­ale­sef bu sefer da­hi­ya­ne fi­kir­le­ri­ni­zi! bir türlü or­ta­ya ko­ya­ma­dı­nız.
Sonuç ola­rak, İlksan üye­le­ri siz­den, söy­lem­le­ri­niz­den te­dir­gin; İlksan’i bir vakfa, bir ce­ma­ate peş­keş çe­ke­bi­le­ce­ği­niz­den kay­gı­lı.
Öğ­ret­men­le­rin alın teri, bi­ri­ki­mi, mal var­lı­ğı, nakit pa­ra­sı belki sizi cez­be­di­yor ola­bi­lir.
Seçim kam­pan­ya­sı­nı “biz bu işi daha iyi ya­pa­rız”, söy­le­min­den çok, “ne olur­sa olsun, İlksan’ı ele ge­çi­re­ce­ğiz” hır­sı­na ve öl­çü­süz­lü­ğü­ne dö­nüş­tür­dü­nüz..
Ama İlksan üye­le­ri sizin bu öl­çü­süz, tu­tar­sız seçim kam­pan­ya­nız­dan sonra ger­çe­ği bir kere daha gördü.
Bence artık İlksan üye­le­ri değil de siz en­di­şe­le­nin.
Çünkü sizin üye­le­ri­niz dahi size gü­ven­mi­yor ve size oy ver­me­ye­cek­ler.
9. Dönem İlksan tem­sil­ci­li­ği se­çi­min­de bütün yurt­ta Türk Eği­tim-Sen’in gös­ter­di­ği aday­la­ra ba­şa­rı­lar di­li­yo­rum.
İlksan, Türk Eği­tim-Sen­li tem­sil­ci­le­rin omuz­la­rın­da daha da yük­se­le­cek­tir.
İlksan emin el­ler­de.

Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Vefatının Birinci Yılında Anılıyor

Öm­rü­nü mes­le­ği­ne ada­yan ve ken­di­si gibi bir­çok hekim ye­tiş­ti­ren “ho­ca­la­rın ho­ca­sı” Da­hi­li­ye Uz­ma­nı Prof. Dr. Cemil Taş­cı­oğ­lu’nun yeni tip ko­ro­na­vi­rüs sal­gı­nı ne­de­niy­le ve­fa­tı­nın üze­rin­den 1 yıl geçti.

Prof. Dr. Taş­cı­oğ­lu, 6 ço­cuk­lu Mu­ham­med ve Fa­zi­let Taş­cı­oğ­lu çif­ti­nin ikin­ci ev­la­dı ola­rak, 1952’de Rize’de dün­ya­ya geldi.
Henüz 2 ya­şın­day­ken aile­si İstan­bul’a ta­şı­nan Taş­cı­oğ­lu, il­köğ­re­ni­mi­ni Sul­tan­te­pe İlko­ku­lu’nda ta­mam­la­dı. Or­ta­okul ve li­se­yi Mar­ma­ra Ko­le­ji’nde de­re­cey­le bi­ti­ren Taş­cı­oğ­lu, İstan­bul Üni­ver­si­te­si (İÜ) İstan­bul Tıp Fa­kül­te­si’ni de de­re­cey­le ka­zan­dı. Me­zu­ni­ye­ti­nin ar­dın­dan va­ta­ni gö­re­vi­ni Kars’ın Sa­rı­ka­mış il­çe­sin­de ifa eden Taş­cı­oğ­lu, daha sonra mec­bu­ri hiz­met için git­ti­ği Şan­lı­ur­fa’da 6 yıl he­kim­lik yaptı. Cemil Taş­cı­oğ­lu, yıl­lar sonra dön­dü­ğü İstan­bul’da, me­zu­nu ol­du­ğu İÜ İstan­bul Tıp Fa­kül­te­si Genel Da­hi­li­ye Kli­ni­ği’nde ih­ti­sa­sa baş­la­dı ve sı­ra­sıy­la iç has­ta­lık­la­rı uz­ma­nı, do­çent ve pro­fe­sör un­va­nı­nı aldı. Eşi Dr. Öğ­re­tim Üyesi Didem Akal Taş­cı­oğ­lu’nun “Va­ro­luş ne­de­ni dün­ya­da­ki in­san­la­ra şifa da­ğıt­mak” ola­rak ta­nım­la­dı­ğı Taş­cı­oğ­lu, emek­li­li­ği dol­du­ğu halde çok sev­di­ği mes­le­ği­ni, has­ta­la­rı­nı ve öğ­ren­ci­le­ri­ni bı­rak­ma­mak için gö­re­vi­ni sür­dür­dü. Yakın ça­lış­ma ar­ka­daş­la­rı ta­ra­fın­dan “Asis­ta­nın­dan öğ­ren­ci­si­ne kadar her­ke­sin sev­di­ği ulu bir çınar” ola­rak ni­te­len­di­ri­len, Taş­cı­oğ­lu, bir­çok dok­tor ye­tiş­tir­me­si do­la­yı­sıy­la “ho­ca­la­rın ho­ca­sı” ola­rak da anı­lı­yor.
Ko­vid-19’dan ha­ya­tı­nı kay­be­den ilk hekim oldu
Tür­ki­ye’de Ko­vid-19 va­ka­la­rı baş gös­ter­di­ğin­de de gö­re­vi­ne dört elle sa­rı­lan Taş­cı­oğ­lu, 16 Mart 2020’de ateş, ök­sü­rük ve nefes dar­lı­ğı şi­ka­yet­le­ri ne­de­niy­le görev yap­tı­ğı has­ta­ne­de te­da­vi al­tı­na alın­dı. Du­ru­mu­nun ağır­laş­ma­sı üze­ri­ne 18 Mart’ta yoğun bakım üni­te­si­ne kal­dı­rı­la­rak so­lu­num ci­ha­zı­na bağ­la­nan Taş­cı­oğ­lu’nun te­da­vi­si çok sa­yı­da uzman he­ki­min ol­du­ğu bir kurul ta­ra­fın­dan sür­dü­rül­dü. Prof. Dr. Cemil Taş­cı­oğ­lu, 1 Nisan 2020’de tüm mü­da­ha­le­le­re rağ­men kur­ta­rı­la­ma­ya­rak ha­ya­tı­nı kay­bet­ti. Taş­cı­oğ­lu, Tür­ki­ye’de Ko­vid-19 ne­de­niy­le ha­ya­tı­nı kay­be­den ilk hekim oldu. Taş­cı­oğ­lu’nun ce­na­ze­si, sal­gın ne­de­niy­le kı­sıt­lı ka­tı­lım­la Nak­kaş­te­pe Me­zar­lı­ğı’na def­ne­dil­di. Taş­cı­oğ­lu’nun ve­fa­tı, ya­kın­la­rı­nın yanı sıra tıp dün­ya­sı­nı, öğ­ren­ci­le­ri­ni ve has­ta­la­rı­nı da de­rin­den üzdü. Ve­fa­tı­na dek, da­hi­li­ye ala­nı­na bir­çok katkı su­na­rak, çok sa­yı­da ma­ka­le ve eser de ka­zan­dı­ran Taş­cı­oğ­lu, evli ve 3 çocuk ba­ba­sıy­dı. Tak­tı­ğı renk­li fu­lar­lar ve son anına kadar güler yüzlü olu­şuy­la ha­tır­la­nan Taş­cı­oğ­lu’nun ismi, Tür­ki­ye Cum­hur­baş­ka­nı Recep Tay­yip Er­do­ğan’ın ta­li­ma­tıy­la Prof. Dr. Cemil Taş­cı­oğ­lu Şehir Has­ta­ne­si’nde ya­şa­tı­lı­yor.
“Aka­de­mis­yen­li­ği hiç­bir zaman onu ego­sant­rik yap­ma­mış­tı”
Dr. Öğ­re­tim Üyesi Didem Akal Taş­cı­oğ­lu, AA mu­ha­bi­ri­ne yap­tı­ğı açık­la­ma­da, eşi­nin mes­le­ği­ne çok düş­kün, in­sa­ni yanı ve hayat bağ­la­rı çok kuv­vet­li, in­san­la­ra değer veren ve bunu his­set­ti­ren, her zaman coş­ku­lu biri ol­du­ğu­nu an­lat­tı. Eşi­nin ya­şa­mı­nın mer­ke­zin­de sev­gi­nin yer al­dı­ğı­nı ve her şeyi sev­giy­le yap­tı­ğı­nı ak­ta­ran Taş­cı­oğ­lu, kar­şı­sın­da­ki­ni mutlu gör­me­nin eşine ayrı mut­lu­luk ver­di­ği­ni ifade etti. Hiç kim­se­yi ka­pı­sın­dan çe­vir­me­yen, ondan ne is­te­nir­se is­ten­sin yap­mak için uğ­ra­şan bir insan olan Cemil Taş­cı­oğ­lu’nun bu özel­li­ği­nin aile­sin­den de gel­di­ği­ni söy­le­yen Taş­cı­oğ­lu, “Ba­ba­sı­nın, ‘Sen­den bi­ri­si bir şey is­ter­se hemen ver, yoksa bul ver.’ yö­nün­de bir öğüdü vardı. Cemil Hoca hep öyle yaptı. Zor du­rum­da ol­du­ğu­nu­zu duy­du­ğu an ya­pa­bi­le­ce­ği bir şey varsa so­nu­na kadar yar­dım­cı ol­ma­ya ça­lı­şır­dı. Belki de bu yö­nüy­le her­ke­sin kah­ra­ma­nı ol­muş­tu.” diye ko­nuş­tu. Taş­cı­oğ­lu, “çok dü­zen­li, titiz, pren­sip­li, dakik, her­ke­se aynı ya­kın­lık­ta, yük­sek ener­ji­li ve cesur” biri ola­rak da ta­nım­la­dı­ğı eşi­nin aka­de­mis­yen ve hekim yö­nü­nü ise şöyle an­lat­tı: “Aka­de­mis­yen­li­ği hiç­bir zaman onu ego­sant­rik yap­ma­mış­tı. Tam ter­si­ne daha pay­la­şım­cı bir dü­ze­ye ge­tir­miş­ti. Cemil Hoca ara­mız­dan ay­rıl­ma­dan önce te­le­fo­nun­da bir sürü mesaj vardı. ‘Seni se­vi­yo­rum hocam.’ yaz­mış her­kes. Bir­ço­ğun­da da ‘Sen konuş ben din­le­ye­yim hocam.’ ya­zı­yor. Öğ­ren­ci­le­ri­nin her bi­ri­ne ayrı bir birey ve değer ol­du­ğu­nu his­set­ti­rir­di. Öğ­ren­ci­ler onun ders­le­ri­ni dört gözle bek­ler­ler­di. Sabah çok erken sa­at­ler­de ener­jik şe­kil­de has­ta­ne­ye gi­rer­di. O ener­jiy­le asan­sör kul­lan­maz­dı. Mer­di­ven­le­ri ko­şa­rak, hızlı hızlı çı­kar­dı. Vi­zit­le­re de aynı coş­kuy­la gi­rer­di. Vizit sı­ra­sın­da bir kolu, eli hep has­ta­nın omzu ya da sa­çın­da olur­du. Vizit bit­ti­ğin­de has­ta­la­rın sa­çı­nı okşar, öper öyle ay­rı­lır­dı. ” Cemil Taş­cı­oğ­lu’nun hayat ener­ji­si­nin, ya­şa­mı an­la­ma­sı ve po­zi­tif dü­şün­me­siy­le il­gi­li ol­du­ğu­nu vur­gu­la­yan Taş­cı­oğ­lu, ken­di­sin­den hiç­bir zaman olum­suz cümle ve ke­li­me duy­ma­dı­ğı­nı be­lirt­ti. Eşi­nin her te­le­fo­nu ce­vap­la­dı­ğı­nı, asla ‘Geri dö­ne­rim.’ diye dü­şün­me­di­ği­ni de dile ge­ti­ren Taş­cı­oğ­lu, “Her ara­yan kişi ona ula­şa­bil­sin diye bütün te­le­fon­la­rı ko­şa­rak açar­dı. Bu 24 saat için ge­çer­li. İşte ola­bi­lir, evde ola­bi­lir, her­han­gi özel bir yerde de ola­bi­lir. İster­di ki hasta onu ara­dı­ğın­da o kar­şı­sın­da olsun.” şek­lin­de ko­nuş­tu.

“1 sa­ni­ye­miz bile ayrı geç­me­di”
Dr. Öğ­re­tim Üyesi Didem Akal Taş­cı­oğ­lu, eşi­nin evine ve aile­si­ne de çok düş­kün ol­du­ğu­nu, eve gir­di­ği andan iti­ba­ren bütün ener­ji­si­nin ve coş­ku­su­nun evi sar­dı­ğı­nı dile ge­tir­di. Eşi­nin oğul­la­rı Deniz’le de ar­ka­daş gibi ol­du­ğu­nu, onu yü­rek­len­dir­di­ği­ni, küçük ya­şın­dan beri ken­di­siy­le büyük bir in­san­mış gibi ko­nuş­tu­ğu­nu an­la­tan Taş­cı­oğ­lu, “Evde hep sevgi söz­cük­le­ri ge­çer­di. Bizim 1 sa­ni­ye­miz bile ayrı geç­me­di. Her şeyi bir­lik­te ya­par­dık. Cemil Hoca, ‘Be­ra­ber­lik­ler­de soh­bet etmek, ko­nuş­mak çok önem­li. Ne ya­par­sa­nız yapın mut­la­ka ile­ti­şim­de kalın.’ derdi. Do­la­yı­sıy­la bizim de evi­miz­de hep soh­bet­ler olur­du. Sa­na­tın her da­lı­na çok düş­kün­dü. Cemil Hoca’yla ko­nuş­tu­ğu­nuz zaman, ne kadar ka­la­ba­lık olur­sa olsun, öyle hoş bir ener­ji ge­çer­di ki size, o ke­li­me­le­ri adeta bir nota gibi kul­la­nır­dı ve ko­nuş­ma­sı sen­fo­ni­ye dö­nü­şür­dü.” ifa­de­le­ri­ni kul­lan­dı.
“En büyük he­de­fi iyi bir hekim ol­mak­tı. Buna da ulaş­tı”
Prof. Dr. Cemil Taş­cı­oğ­lu için “Tanı ko­na­ma­mış has­ta­la­ra tanı koy­ma­sıy­la meş­hur bir he­kim­di.” diyen Taş­cı­oğ­lu, şun­la­rı kay­det­ti: “Yurt için­den ve dı­şın­dan pek çok hasta ge­lir­di. Çoğu zaman ka­pı­dan girer gir­mez has­ta­nın ta­nı­sı­nı koy­du­ğu­na şahit ol­mu­şuz­dur. Ama anam­ne­ze, fizik mu­aye­ne­ye çok önem ve­rir­di. Has­ta­yı çok iyi mu­aye­ne eder­di. Bu özel­li­ğiy­le de hasta ya­kın­la­rı sü­rek­li ho­ca­yı arar­lar, has­ta­la­rı­nı ge­tir­mek is­ter­ler­di. (Bu özel­li­ği için) Tanrı ver­gi­si derdi. Çok mü­te­va­zıy­dı. İnsan bi­yo­lo­ji­si­ne, fiz­yo­pa­to­lo­ji­si­ne çok ha­kim­di. Çok okur­du. Yeni ya­yın­la­rı takip eder­di. ‘Ha­yat­ta her zaman öğ­re­necek bir şey var. Öğ­re­necek bir şey varsa öğ­re­tecek çok şey var.’ diye dü­şü­nür­dü. En büyük he­de­fi iyi bir hekim ol­mak­tı. Buna da ulaş­tı. En çok is­te­di­ği şey ise oğ­lu­mu­zun bü­yü­dü­ğü­nü gör­mek­ti. ‘Ben oğ­lu­mu­zun bü­yü­dü­ğü­nü gö­recek miyim?’ ya da ‘Mü­rüv­ve­ti­ni gör­mek is­ti­yo­rum.’ derdi.”
Sal­gın­da, görev aşkı has­ta­ne­den ay­rıl­ma­sı­na engel oldu
Sal­gı­nın Çin’in Vuhan ken­tin­den Av­ru­pa’ya ya­yıl­dı­ğı sü­reç­te bütün ya­yın­la­rı takip et­tik­le­ri­ni ve yaş grup­la­rı­na et­ki­le­riy­le il­gi­li çıkan ya­yın­lar­dan sonra eşine risk­li gruba gir­di­ği için yıl­lık izin al­ma­sı­nı öner­di­ği­ni an­la­tan Taş­cı­oğ­lu, “O buna çok tep­ki­li dav­ran­dı. ‘Hayır. Sen bakma, ben bak­ma­ya­yım. Böyle bir şey ola­maz. O zaman has­ta­la­ra kim ba­ka­cak?’ dedi. Görev aşkı onun ora­dan ay­rıl­ma­sı­na engel oldu. İlk kay­bet­ti­ği­miz sağ­lık ça­lı­şa­nı­dır.” ifa­de­le­ri­ni kul­lan­dı. Dr. Öğ­re­tim Üyesi Taş­cı­oğ­lu, eşi­nin Ko­vid-19’a ya­ka­lan­ma ve has­ta­ne­de te­da­vi görme sü­re­ci­ne iliş­kin şun­la­rı kay­det­ti: “Pa­zar­te­si günü saat 11.00 gibi beni aradı. ‘Didem ben ken­di­mi iyi his­set­mi­yor­dum. Gö­rün­tü­le­me de ya­pıl­dı beni ka­ran­ti­na­ya al­dı­lar, eş­ya­la­rı­mı ge­ti­rir misin?’ dedi. O zaman Kovid ta­nı­sı daha ke­sin­leş­miş de­ğil­di. Ama o yine cesur, man­tık­lı ses to­nuy­la… Son ana kadar hep böy­ley­di. Hemen yola çık­tım, acil ka­pı­sın­da beni asis­tan­lar kar­şı­la­dı­lar, giy­dir­di­ler tam ko­ru­may­la. İçeri gir­di­ğim­de Cemil Hoca te­le­fon­la ko­nu­şu­yor­du, hala has­ta­la­ra öne­ri­ler­de bu­lu­nu­yor­du. O kadar çok te­le­fon ge­li­yor­du ki, geç­miş olsun di­yen­ler, te­le­fo­nu seni se­vi­yo­rum söz­cük­le­riy­le ka­pa­tı­yor­lar­dı. Her­ke­sin te­le­fo­nu­nu açtı. Hal­bu­ki ne­fe­si ona la­zım­dı. Son­ra­ki gün Ko­vid-19 po­zi­tif ol­du­ğu sap­tan­dı. Hep ümit­liy­dim, iyi­le­şecek diye dü­şü­nü­yor­dum. Yoğun ba­kı­ma alın­dı­ğın­da bir kez gö­rün­tü­lü gö­rüş­me şan­sı­mız oldu. Bu­run­dan ok­si­jen alı­yor­du. Yine o kah­ra­man du­ru­şuy­la du­ru­yor­du. Te­da­vi­si­ni dü­zen­le­me­ye ça­lı­şı­yor­du. Ki­tap­lar is­te­di. Yoğun ba­kım­da kitap oku­ma­ya devam etti. En­tü­be ol­ma­dan önce aradı beni. Güzel şey­ler söy­le­dik bir­bi­ri­mi­ze. Olum­suz hiç­bir şey ko­nuş­ma­dık. Özel ya­şa­mı­mız­da bir anı bile ka­çır­mak is­te­mez­ken, ya­şa­mı­mız­da bi­ri­miz bir ta­ra­fa di­ğe­ri­miz başka bir ta­ra­fa sav­rul­duk. Zaten ben de Ko­vid-19 ol­du­ğu­mu öğ­ren­dim aynı sü­reç­te. Ama o has­ta­lı­ğı ha­tır­la­mı­yo­rum bile. Çünkü sü­rek­li ‘Eşime ne ya­pa­bi­li­rim.’ diye dü­şü­nü­yor­dum. Sayın Cum­hur­baş­ka­nı­mı­za ulaş­tık. Bizi bu sü­reç­te yal­nız bı­rak­ma­dı. Ona da çok min­net borç­lu­yum. İlaç ge­tirt­ti en kısa sü­re­de. Cemil Hoca’ya bu ilaç hemen ulaş­tı­rıl­dı. Bizi her gün aradı. Her gün ho­ca­yı sordu. Dev­let bü­yük­le­ri­miz o dö­nem­de çok sahip çık­tı­lar. Çok te­şek­kür edi­yo­rum.”
“Onun bize bı­rak­tı­ğı en önem­li miras sev­gi­dir”
“Sizin için 1 yıl 365 gün­den iba­ret­tir ama benim için 1 yıl hep 1 gün­dür o gün de yok­lu­ğu­nun acı­sıy­la uyan­dı­ğım, içim­de derin boş­luk his­set­ti­ğim gün­dür.” diyen Taş­cı­oğ­lu, şöyle devam etti: “O gün, onu yad et­mek­le dua et­mek­le ta­ri­fi ol­ma­yan bir öz­lem­le geçer. Ama he­kim­lik ve aile so­rum­lu­luk­la­rım var. En önem­li­si Cemil Hoca’nın amel def­te­ri­ni açık tut­mak­la yü­küm­lü­yüm. O yüz­den sıkı bas­ma­ya ça­lış­mak, düş­tü­ğü­müz yer­den kalk­mak, o bay­ra­ğı alıp gö­tür­mek, koş­ma­ya devam etmek ve yar­dım et­mek­le geçen bir gün diye ta­nım­la­ya­bi­li­rim. Bence onun bize bı­rak­tı­ğı en önem­li miras, en büyük mesaj sev­gi­dir. Her şeyi sev­giy­le yap­ma­mız ge­rek­ti­ği­dir.” “Ha­ya­ta bakış açı­mı­zı ge­liş­ti­ren bir in­sa­nı, ışı­ğı­mı­zı kay­bet­tik” Prof. Dr. Cemil Taş­cı­oğ­lu’nun ye­ğe­ni Nes­li­han Hik­met de ken­di­le­ri için Taş­cı­oğ­lu’nun ve­fa­tı­nın büyük bir kayıp ol­ma­sı­nın ne­de­ni­ni şöyle açık­la­dı: “Cemil ağa­bey, bi­li­yor­duk ki gö­rü­ne­nin öte­si­ni gö­rü­yor. Bir sı­kın­tı­mız veya se­vin­ci­miz ol­du­ğun­da o kadar güzel alı­yor­du ki o bil­gi­yi biz­den ve o kadar güzel yan­sı­tı­yor­du ki bize geri. Bu büyük bir kon­for­du. Biz çok de­ğer­li, ha­ya­ta bakış açı­mı­zı ge­liş­ti­ren bir in­sa­nı, ışı­ğı­mı­zı kay­bet­miş olduk.”

Haber Merkezi

ADLİYE KAPATILMASI

1952 Yı­lın­da ilçe yeni ku­rul­muş. Hü­kü­met Ko­na­ğı ya­pıl­ma­ya baş­lan­dı. Hü­kü­met bi­na­sı ya­pı­lır­ken Ad­li­ye­siz ilçe olmaz de­ni­le­rek alt katı Ad­li­ye­ye ay­rıl­mış­tı.
O za­ma­nın zor eko­no­mik şart­la­rı al­tın­da Rah­met­li Men­de­res dö­ne­min­de açı­lan İkiz­de­re Ad­li­ye­si 60 yıl sonra 2012 yı­lın­da Ri­ze­li ol­du­ğu­nu bil­di­ği­miz Recep Tay­yip Er­do­ğan’ın Hü­kü­me­ti ta­ra­fın­dan ta­sar­ruf ge­rek­çe­siy­le ka­pa­tıl­mış­tı.
Ad­li­ye­nin iş hacmi az­lı­ğı ge­rek­çe­siy­le ka­pa­tıl­ma­sı İkiz­de­re’ye, İkiz­de­re­li­ye ya­pı­lan en büyük kö­tü­lük ol­muş­tur. Bu­gün­de aynı ka­na­at­te­yim, Ad­li­ye­nin ka­pa­tıl­ma­sı yan­lış ol­muş­tur. Dev­let üç beş ku­ru­şun he­sa­bı­nı yap­maz, va­tan­da­şı­na hiz­met için var­dır.
O gün­ler­de bir­çok ya­zı­lar yaz­dım. Se­si­mi­zi duyan ol­duy­sa da kaale alın­ma­dı. Zira ik­ti­dar­da bu­lu­nan­lar Ad­li­ye­mi­zi ka­pa­tan­lar­dı. Yan­lış ol­du­ğu­nun on­lar­da far­kın­day­dı ama tü­kür­dük­le­ri­ni ya­la­mak is­te­me­dik­le­rin­den do­la­yı açmak için hiç te­şeb­büs­te bu­lun­ma­dı­lar.
Ad­li­ye­ler ta­sar­ruf yeri değil hak arama ye­riy­di. Üç beş kuruş para 5-10 per­so­nel ta­sar­ruf ede­cek­si­niz diye Ada­let ara­yan­la­ra büyük hak­sız­lık­lar, ada­let­siz­lik­ler ya­pıl­ma­ma­lıy­dı.
Bir­çok in­sa­nı­mız İkiz­de­re dı­şın­da­ki Ad­li­ye­le­re gidip dava aç­ma­ya veya hak ara­ma­ya çe­kin­miş­tir ve aç­ma­mış­tır,
O dö­nem­de böl­ge­de furya gibi artan 26 HES pro­je­si vardı.
İlçede bir­çok köy ve ma­hal­le­de Ka­dast­ro iş­lem­le­ri baş­la­tıl­mış, ha­ta­lı ya­pı­lan Ka­dast­ro ça­lış­ma­la­rı için Ka­dast­ro Mah­ke­me­le­rin­de yüz­ler­ce dava açıl­mış­tı. Ad­li­ye ka­pa­tı­lıp önce Kal­kan­de­re sonra Rize sonra yine Kal­kan­de­re Ad­li­ye­le­ri­ne gö­çe­be gibi gi­di­lin­ce bir­çok in­sa­nı­mız dava aç­ma­ya git­me­miş, işin zor­luk­la­rı­na yenik düş­müş­tü.
14 Ha­zi­ran 2012’de HSYK ta­ra­fın­dan alı­nan ka­rar­la ilk aşa­ma­da yurt ge­ne­lin­de 146 ka­pa­tıl­mış­tı. Ka­pa­tı­lan İlçe Ad­li­ye­le­ri komşu İlçe veya İl Ad­li­ye­le­ri­ne bağ­lan­mış­tı.
Ko­nu­nun öne­mi­ni kav­ra­yan, Ad­li­ye­le­ri ka­pa­tıl­mış si­ya­si­ler ve ak­lı­se­lim adam­la­rı­nın An­ka­ra’ya yap­tı­ğı bas­kı­lar so­nu­cu ka­pa­tıl­dık­tan 1 hafta sonra ka­pa­tıl­mış Ad­li­ye­ler­den 44 ta­ne­si tek­rar­dan açıl­mış­tı.
Aynı ka­rar­la Rize’nin 4 İlçe Ad­li­ye­si ka­pa­tıl­mış, o il­çe­ler­de ya­şa­yan in­san­lar bu ka­pat­may­la adeta ce­za­lan­dı­rıl­mış­tır. Bi­ti­şik kom­şu­muz Trab­zon’da ka­pa­tı­lan 7 ad­li­ye­den 3 ü ya­pı­lan bas­kı­lar so­nu­cu 1 hafta sonra açıl­mış­tı. Demek ki baskı ol­say­dı Rize’deki Ad­li­ye­den 1 veya 2 ta­ne­si tek­rar­dan açı­la­bi­lir­di.
Kal­kan­de­re Ad­li­ye­si­ne bağ­la­nan İkiz­de­re il­çe­si in­sa­nı­nın Hak arama mü­ca­de­le­si üzü­le­rek be­lirt­me­li­yim ki sek­te­ye uğ­ra­mış­tır. İkiz­de­re­li me­sa­fe­nin uzak ol­ma­sı do­la­yı­sıy­la Kal­kan­de­re’deki Ad­li­ye­ye git­mek­ten im­ti­na edi­yor. Çünkü işi­nin bir veya bir­kaç kez de so­nuç­lan­ma­ya­ca­ğı­nı bil­di­ğin­den maddi kül­fet ve sı­kın­tı çek­me­mek için dava açma, mü­ra­ca­at gibi yasal hak­kın­dan mağ­dur ola­rak fe­ra­gat et­mek­te­dir.
Kal­kan­de­re Ad­li­ye­si­ne mec­bu­ri giden va­tan­daş­la­rın bir is­te­ği yol, yön gös­te­ren ta­be­la gibi uya­rı­cı lev­ha­lar ya­pıl­ma­lı.
Ri­ze-Er­zu­rum ka­ra­yo­lu üze­rin­de Kal­kan­de­re ilçe sı­nır­la­rı için­de bu­lu­nan Ad­li­ye Kal­kan­de­re Ad­li­ye­si ola­rak bi­li­ni­yor, zira ta­be­la­sın­da Kal­kan­de­re Ad­li­ye­si ya­zı­yor. Oysa bu­ra­sı ya­pıl­ma­ya baş­lan­dı­ğın­da Kal­kan­de­re-İkiz­de­re ortak Ad­li­ye­si diye ta­mam­lan­mış ama bugün İkiz­de­re ile il­gi­li hiç­bir yazı, ta­be­la­sı yok.
Mağ­du­ri­yet ve sı­kın­tı ya­şan­ma­ma­sı için İkiz­de­re’den Ad­li­ye­ye gi­decek va­tan­daş için uma­rım uya­rı­cı yön ve yol gös­te­ren işa­ret­ler Kal­kan­de­re Ad­li­ye­sin­de uygun yer­le­re ko­nu­lur.

Rizeli AK Parti Genel Başkan Yardımcısı İleri, Bilgi Ve İletişim Teknolojileri Biriminin Faaliyetlerini Anlattı

AK Parti Genel Baş­kan Yar­dım­cı­sı Ömer İleri, “Bilgi ve ile­ti­şim tek­no­lo­ji­le­ri, top­lu­mu­muz için çok önem­li. Ku­rul­du­ğun­dan bu­gü­ne tek­no­lo­ji­yi en iyi kul­la­nan parti olan AK Parti de buna ses­siz kal­ma­ya­rak, bir baş­kan­lık oluş­tur­du.” dedi.

Rizeli AK Parti Genel Başkan Yardımcısı İleri, Bilgi Ve İletişim  Teknolojileri Biriminin Faaliyetlerini Anlattı

AK Parti Genel Baş­kan Yar­dım­cı­sı Ömer İleri, bilgi ve ile­ti­şim tek­no­lo­ji­le­ri­nin, top­lum için öne­mi­ni vur­gu­la­ya­rak, ku­rul­du­ğun­dan bu­gü­ne tek­no­lo­ji­yi en iyi kul­la­nan parti olan AK Parti’nin de buna ses­siz kal­ma­dı­ğı­nı ve bir baş­kan­lık oluş­tur­du­ğu­nu söy­le­di.
AK Parti’nin 7. Ola­ğan Kong­re­si’nde Mer­kez Karar Yö­ne­tim Ku­ru­lu (MKYK) lis­te­sin­de yer alan, kong­re­de tüzük de­ği­şik­li­ği ile ihdas edi­len Bilgi ve İle­ti­şim Tek­no­lo­ji­le­ri bi­ri­min­den so­rum­lu Genel Baş­kan Yar­dım­cı­lı­ğı gö­re­vi­ne ge­ti­ri­len İleri, açık­la­ma­lar­da bu­lun­du. Bilgi ve İle­ti­şim Tek­no­lo­ji­le­ri bi­ri­mi­nin sı­fır­dan ku­rul­du­ğu­nu anım­sa­tan İleri, de­ği­şen dün­ya­da bilgi ve ile­ti­şim tek­no­lo­ji­le­ri­nin, top­lum için çok önem­li ol­du­ğu­nu be­lirt­ti. İleri, “Ku­rul­du­ğun­dan bu­gü­ne tek­no­lo­ji­yi en iyi kul­la­nan parti olan AK Parti de buna ses­siz kal­ma­ya­rak, bir baş­kan­lık oluş­tur­du. Baş­kan­lı­ğın amacı temel ola­rak ge­liş­mek­te olan bilgi ve ile­ti­şim tek­no­lo­ji­le­ri­ni doğru şe­kil­de takip etmek, bunun top­lum­sal et­ki­le­ri­ni ya­ka­la­mak ve aynı za­man­da kendi alt­ya­pı­sı­nı da güç­len­dir­mek nok­ta­la­rın­da özet­le­ne­bi­lir.” dedi.
Bilgi ve ile­tim tek­no­lo­ji­le­ri ala­nın­dan gel­di­ği­ni anım­sa­tan İleri, şu bil­gi­le­ri verdi:
“İlk ve or­ta­öğ­re­ni­mi­mi İstan­bul’da ta­mam­la­dım. Koç Özel Li­se­si­ni ta­ki­ben Bo­ğa­zi­çi Üni­ver­si­te­sin­de Elekt­rik Elekt­ro­nik Mü­hen­dis­li­ği Bö­lü­mü­nü 2001 yı­lın­da bi­tir­dim. Ondan sonra da ABD’de te­le­ko­mü­ni­kas­yon ala­nın­da yük­sek li­sans ve dok­to­ra­mı ta­mam­la­dım. As­lın­da ha­ya­ta bir aka­de­mis­yen kim­li­ği ile atıl­dım di­ye­bi­li­riz. Ame­ri­ka’dan sonra iki yıl kadar İsveç’te Stock­holm Kra­li­yet Tek­no­lo­ji Ens­ti­tü­sü’nde dok­to­ra son­ra­sı araş­tır­ma­cı ola­rak bu­lun­dum.” Görev al­dı­ğı ku­rum­la­ra da de­ği­nen İleri, bir süre Tür­ki­ye’de TÜBİTAK’ta, ta­ki­ben AVEA’da AR-GE ope­ras­yon mü­dü­rü ola­rak ça­lış­tı­ğı­nı, son dö­nem­de ise daha çok Si­li­kon Va­di­si fir­ma­la­rın­da ürün ge­liş­tir­me ve yö­ne­ti­mi nok­ta­sın­da gö­rev­ler al­dı­ğı­nı ak­tar­dı. Kısa bir süre ön­ce­si­ne kadar da Lük­sem­burg’da Ama­zon’un mer­ke­zin­de ürün yö­ne­tim po­zis­yo­nun­da bu­lun­du­ğu­nu ha­tır­la­tan İleri, “Bu­ra­ya ka­tıl­ma­dan ön­ce­ki 7 ayımı da Sa­ban­cı Üni­ver­si­te­sin­de ge­çir­dim. Orada çok kuv­vet­li bir AR-GE proje ofisi var, onun ba­şın­da­ki di­rek­tör ola­rak görev aldım, aynı za­man­da öğ­re­tim üye­siy­dim. Son kong­rey­le be­ra­ber AK Parti’de yeni ku­ru­lan bu baş­kan­lık­la yeni bir baş­lan­gıç yap­mış olu­yo­rum.” diye ko­nuş­tu. Ömer İleri, Bilgi ve İle­ti­şim Tek­no­lo­ji­le­ri bi­ri­mi­nin di­ji­tal ve tek­no­lo­ji ala­nın­da 2023’e yö­ne­lik ha­zır­lık­la­rı­na iliş­kin, “Parti, viz­yo­nu­nu sağ­lam­laş­tı­rı­yor di­ye­bi­li­riz as­lın­da, 2023 ve son­ra­sı için önem­li bir zi­hin­sel ya­tı­rım ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­rum parti adına.” de­ğer­len­dir­me­sin­de bu­lun­du.
Tev­fik İleri’nin to­ru­nu
De­mok­rat Parti (DP) hü­kü­met­le­rin­de eği­tim, kül­tür-sa­nat, ulaş­tır­ma ve ba­yın­dır­lık ala­nın­da­ki ic­ra­at­la­rıy­la ta­nı­nan mer­hum Ahmet Tev­fik İleri’nin to­ru­nu olan İleri, şun­la­rı kay­det­ti: “Tev­fik İleri, tek parti dö­ne­min­den sonra milli he­ye­ca­nı ya­ka­la­mış ve kal­kın­ma ham­le­si­ni yü­rüt­müş olan De­mok­rat Parti’nin ba­ka­nıy­dı. Ken­di­si ger­çek­ten iler­le­me­ye ve ge­liş­me­ye inan­mış, ancak bunu ya­par­ken top­lu­mu­mu­zun kim­li­ği­ni ko­ru­ya­bi­le­ce­ği­ni dü­şün­müş önem­li bir dev­let, si­ya­set ve mil­let ada­mıy­dı. Özel­lik­le Milli Eği­tim’de önem­li re­form­la­ra imza atmış bir isim­dir. Ben de onun ma­ne­vi mi­ra­sı­nın ya­şa­tıl­dı­ğı bir aile­de özel­lik­le ba­ba­mın da et­ki­siy­le bu an­la­yış­ta bü­yü­düm. Kim­li­ği­mi­zi mu­ha­fa­za ede­rek, iler­le­me ve ge­liş­me­nin müm­kün ol­du­ğu­nu dü­şü­nen bir yak­la­şı­mım var.” İleri, AK Parti’de gö­re­vi­ni elin­den ge­le­nin en iyi­si­ni or­ta­ya ko­ya­rak icra ede­ce­ği­ni be­lir­te­rek, “Cum­hur­baş­ka­nı­mı­zın tak­di­ri ile bu gö­re­ve gel­dim, ben de bu gö­rev­de hem ken­di­si­ne hem de mil­le­ti­me elim­den gel­di­ğin­ce hiz­met et­me­ye ça­lı­şa­ca­ğım.” ifa­de­si­ni kul­lan­dı. “Görev al­ma­dan önce si­ya­se­ti dü­şü­nü­yor muy­du­nuz?” so­ru­su­na ise İleri, “Böyle bir dü­şün­ce vardı tabi, aile iti­ba­rıy­la hep si­ya­si tar­tış­ma­la­rın için­de bü­yü­müş bir in­sa­nım, ümit edi­yor­dum ki bir nok­ta­da edin­di­ğim ka­za­nım­lar ve tec­rü­be­le­ri mil­le­tim için kul­la­na­yım. Şu an iti­ba­rıy­la şans ve­ril­di, bu ne­den­le de çok mut­lu­yum.” ya­nı­tı­nı verdi. Haber Merkezi

GÜN PARASI MANTIĞI İLE YÖNETİLEN SANDIK, İLKSAN

1943 yı­lın­da ku­ru­lan ve bugün İlko­kul Öğ­ret­men­le­ri Sağ­lık ve Sos­yal Yar­dım San­dı­ğı (İLKSAN) ola­rak bi­li­nen ve ku­rul­du­ğu dö­nem­de Ül­ke­mi­zin eko­no­mik şart­lar göz önün­de bu­lun­du­rul­du­ğun­da öğ­ret­men­ler ara­sın­da önem­li bir yar­dım­laş­ma ve ta­sar­ruf san­dı­ğı ol­ma­sı ge­re­ken İLKSAN; sı­kın­tı­lı ve bir o ka­dar­da da ba­si­ret­siz yö­ne­tim­ler yü­zen­den hiç­bir zaman elde et­ti­ği kâr veya ba­şa­rı­sıy­la gün­dem olan bir kurum değil, ak­si­ne de­vam­lı zarar eden bir kurum ola­rak gün­dem­de kal­mış­tır.
78 yıl­dır var olan İLKSAN’nın, İşlet­me man­tı­ğın­dan uzak, pro­fes­yo­nel ol­ma­yan viz­yon­suz yö­ne­tim­ler yü­zün­den geç­miş­te elde et­ti­ği ta­şın­maz mal var­lı­ğı ar­sa­la­rı, otel­le­ri, ma­ğa­za­la­rı, din­len­me yer­le­ri bir bir sa­tı­lır du­ru­mu­na ge­ti­ril­di. Hatta geç­miş­te İLKSAN’da ya­şa­nan bir skan­dal üze­ri­ne ga­ze­te­le­re man­şet olmuş, peş­keş çe­ki­len bir arsa için za­ma­nın Baş­ba­ka­nı “Ver­dim­se ben ver­dim” sözü dil­le­re des­tan oldu. Ma­ale­sef İLKSAN, usul­süz­lük, yol­suz­luk, ba­şa­rı­sız­lık, ar­pa­lık gibi ren­ci­de edici va­ka­lar­la ha­fı­za­lar­da şe­kil­len­miş­tir.
Ku­rul­du­ğun­dan beri İLKSAN’a üye­li­ğin mec­bu­ri ol­ma­sı üye öğ­ret­men­ler ta­ra­fın­dan hep eleş­ti­ril­di. Bu yüz­den üye­ler eği­tim sen­di­ka­la­rın­dan yar­dım is­te­miş, üye­li­ği avan­taj ol­mak­tan çok yük ol­ma­ya devam eden İLKSAN’a zo­run­lu üye­li­ğin kal­dı­rıl­ma­sı, ge­re­kir­se ne­ma­lar­da ol­du­ğu gibi dev­le­tin mü­da­ha­le­si so­ru­nun çö­zül­me­si­ni talep etmek zo­run­da kal­mış­lar­dır.
Oysa İLKSAN dı­şın­da Ül­ke­miz de aynı amaç­la ku­ru­lan 2 adet daha yar­dım ku­ru­lu­şu­nu in­ce­le­di­ği­miz­de çok fark­lı bir ba­şa­rı hi­ka­ye­le­ri ile kar­şı­laş­mak­ta­yız.
1952 yı­lın­da ku­ru­lan Polis Bakım ve Yar­dım San­dı­ğı (POL­SAN)’nın çok yakın za­man­da açık­la­dı­ğı he­de­fin­de “…üye po­lis­le­rin san­dık­tan 350 bin lira emek­li ik­ra­mi­ye­si ala­ca­ğı­nı ve bunu mi­ni­mum 500 bin li­ra­ya çı­kar­ma­ya ça­lış­tık­la­rı­nı” ifa­de­si yer al­mak­ta­dır. POL­SAN’ın in­ter­net si­te­si­ne gir­di­ği­miz­de ise, iş­ti­rak­ler ve bağlı or­tak­lık­lar­la oluş­tu­ru­lan şir­ket­le­rin yer al­dı­ğı­nı gö­rü­yo­ruz.
1961 yı­lın­da ku­ru­lan ve bugün Milli Sa­vun­ma Ba­kan­lı­ğı men­sup­la­rı­nın ko­or­di­ne­sin­de fa­ali­yet gös­te­ren OYAK yar­dım san­dı­ğı­nın ise resmi in­ter­net si­te­sin­de “Tür­ki­ye’nin en büyük ta­mam­la­yı­cı mes­le­ki emek­li­lik fonu” gibi güven veren bir ifade ile kar­şı­la­şı­yo­ruz. Si­te­de ki “grup şir­ket­le­ri” bu­to­nu­nu tık­la­dı­ğı­mız­da ise; on­lar­ca şir­ket sa­hi­bi veya or­ta­ğı ol­du­ğu­nu gö­rü­yo­ruz.
İLKSAN’ın in­ter­net si­te­sin­de ise, “İLKSAN ti­ca­ret yap­mak, kâr elde etmek ve bu kârı üye­le­ri­ne da­ğıt­mak amacı ile ku­ru­lan bir şir­ket de­ğil­dir.” ifa­de­si ile kar­şı­la­şı­yo­ruz. Bu ifa­de­ye kim gü­ve­nir ve üye olur acaba. İfade şöyle… “Ön­ce­lik­le şunu ifade etmek ge­re­kir ki kar­şı­lık­sız sos­yal yar­dım yapan kurum ve ku­ru­luş­lar­da kâr/zarar he­sa­bı değil, gelir faz­la­sı/gider faz­la­sı he­sa­bı ya­pıl­ma­lı­dır.”
İLKSAN’ın gün­cel mali tab­lo­su in­ce­len­di­ğin­de ise faiz önem­li yer tu­tu­yor. İLKSAN’ın in­ter­net say­fa­sın­da bir tane bile ne şir­ke­ti, ne de bağlı or­tak­lık­la­rı var. Yani bizim okul­la­rı­mız­da yar­dım­laş­mak amacı ile altın günü yap­ma­mız gibi İLKSAN da ken­di­ni böyle gö­rü­yor. Şu an emlak de­ğe­ri ol­ma­yan ar­sa­la­rı, yarım kal­mış in­şa­at­la­rı, kime hiz­met et­ti­ği belli ol­ma­yan otel­le­ri var. İki otel­den biri de yan­gın­dan mal ka­çı­rır gibi 5 Nisan’da sa­tı­lı­ğa çı­ka­rıl­dı­ğı ilan edil­miş. Ya­tı­rım yapıp üre­ten değil, is­tih­dam yapıp bü­yü­ten değil, satıp sa­vuş­tu­ran bir hâl var. Ben­zer amaç­lar­la ku­rul­muş başka san­dık­lar ya­tı­rım yapıp, kâr açık­lar­ken İLKSAN sı­kış­tı­ğı yerde sa­tı­şa çı­kı­yor.
Biz Tür­ki­ye sev­da­lı­la­rı­yız di­yor­lar. İnsan­la­rı öte­ki­leş­ti­re­rek diğer eği­tim ça­lı­şan­la­rı­nı ül­ke­si­ni sev­me­yen gu­ru­bu­na ayı­rı­yor­lar. Lo­go­mu­zu kul­lan­ma­yın diye üye­le­re teh­dit me­sa­jı atı­yor­lar. Son gün­ler­de sü­rek­li mesaj ata­rak kim­se­nin kul­la­na­ma­ya­ca­ğı şir­ket­le­rin rek­la­mı­nı ya­pa­rak hiz­met yap­tık­la­rı­nı sa­nı­yor­lar.
İLKSAN’ı tüm üye­le­rin hak sa­hi­bi ol­du­ğu bir kurum ola­rak gö­re­me­yen ide­olo­jik sap­lan­tı­sı ne­de­niy­le kendi sen­di­ka­sı­nın çift­li­ği sa­nan­lar, işi ta­ma­men sen­di­kal re­ka­be­te/ça­tış­ma­ya dök­mek is­ti­yor­lar. İLKSAN’ın üye­le­ri sen­di­ka­lar de­ğil­dir, eği­tim ça­lı­şan­la­rı­dır. Bu ne­den­le se­çim­ler­de yö­ne­ti­me talip ola­cak olan­lar ister sen­di­ka üyesi olsun is­ter­se hiç­bir sen­di­ka­ya üye ol­ma­sın ini­si­ya­tif ala­cak olan eği­tim­ci­ler­dir. Bu­ra­da biz üye­le­re düşen, geç­mi­şin ba­şa­rı­sız­lı­ğı­nı dik­ka­te ala­rak San­dı­ğa yeni bir viz­yon ka­zan­dı­ra­cak eği­tim­ci­le­re des­tek ver­mek­tir.
Bu­gün­kü hâ­liy­le İLKSAN, kötü yö­ne­ti­mi ve mev­cut borç­la­rıy­la dev­le­tin ve üye­le­ri­nin sır­tın­da bir yük­tür. Çünkü San­dı­ğın bu­gün­kü mal var­lı­ğı, üye­le­ri­nin emek­li­lik ik­ra­mi­ye­le­ri­ni bile kar­şı­la­ya­cak du­rum­da de­ğil­dir.
Bu du­ru­mu şuan ki yö­ne­tim­de teyit edi­yor. Neden ya­tı­rı­ma yö­nel­mi­yor­su­nuz diye so­rul­du­ğun­da, ya­tı­rı­ma para ayı­rır­sak emek­li pa­ra­la­rı­nı öde­ye­me­yiz sa­vun­ma­sı­na ge­çi­yor­lar. Bu aşa­ma­dan sonra bize düşen, İLKSAN’ı borç­la­rıy­la omuz­lar­da bir ‘yük’ ol­mak­tan kur­ta­rıp he­pi­miz için bir ka­zanç hâ­li­ne dö­nüş­tür­mek­tir. Bu seçim, İLKSAN için ka­pat­ma değil, ya­şat­ma se­çi­mi­dir.
İLKSAN üye­le­ri­nin İLKSAN’a dair hiç­bir bil­gi­le­ri yok.
OYAK, aidat ola­rak ayda 350 TL ke­si­yor ve emek­li olan üye­si­ne 750 bin TL ve­ri­yor, aida­tın 20 katı. POL­SAN or­ta­la­ma üye­sin­den 350 lira ke­si­yor ve 350 bin ci­va­rın­da emek­li ik­ra­mi­ye­si ve­ri­yor, aida­tın 10 katı, siz 40 yıl ça­lı­şa­na aida­tı­nın 5 ka­tı­nı ve­re­rek bizim pa­ra­mız­la, ya­tı­rım değil yar­dım yap­tı­ğı­nı­zı söy­lü­yor­su­nuz.
Ya­tı­rım yap­ma­nı­za engel olan kanun mudur, yoksa be­ce­rik­siz­li­ği­niz midir diye so­ru­yo­ruz. Kâr­dan değil de ema­net pa­ra­dan yar­dım ve fa­iz­le kredi ver­mek, sonra da bunu, seçim ön­ce­si çar­şaf çar­şaf ya­yın­la­mak nasıl bir yö­ne­tim ba­şa­rı­sı­dır. Ya­pı­lan ev­li­lik yar­dı­mı 750 lira, çocuk yar­dı­mı 350 lira bu pa­ra­lar­dan faz­la­sı­nı biz okul­la­rı­mız­da kendi ara­mız­da­ki he­di­ye­leş­me ile ve­ri­yo­ruz. Siz bizim pa­ra­mız­la çerez pa­ra­sı bile et­me­yecek pa­ra­yı iş yap­mış ola­rak an­la­tı­yor­su­nuz. Ay­rı­ca bir­çok üye İLKSAN’ı ta­nı­mı­yor, bil­mi­yor bu çerez pa­ra­sı­nın ve­ril­di­ğin­den ha­be­ri ol­ma­dı­ğın­dan para ala­mı­yor.
İsti­yo­ruz ki se­çi­me gi­der­ken, İLKSAN’la il­gi­li tar­tış­ma­lar ve ger­çek­ler, sen­di­ka­lar ara­sın­da­ki tar­tış­ma­la­rın göl­ge­sin­de kal­ma­sın, İLKSAN ve ger­çek­le­ri gün yü­zü­ne çık­sın ve 285 bin üye­nin pa­ra­sı (aylık 27 mil­yon) şef­faf ve doğru yö­ne­til­sin. Üre­ti­me yö­nel­ti­le­rek milli ge­li­re kat­kı­da bu­lun­sun. Üyesi de ya­pı­la­cak kâr­dan daha fazla emek­li ik­ra­mi­ye­si alsın.
İlksan Üye­le­ri;
 İlksan Üye­le­ri­ne arsa sa­tar­ken neden za­ra­ra uğ­rat­tı­nız?
 İlksan Üye­le­ri­ne araba kam­pan­ya­sı yaptı, üye­le­rin dı­şın­da ki ki­şi­le­re neden peş­keş çek­ti­niz?
 İlksan üye­le­ri­ne ban­ka­lar­dan daha yük­sek fa­iz­le kredi ve­re­rek neden ka­zık­la­dı­nız?
 İlksan üye­le­ri­ne doğum ve ev­li­lik yar­dım­la­rı diye çerez pa­ra­sı ve­re­rek neden kan­dır­dı­nız?
 Üye­ler kaç lira aidat ödü­yor­lar, içer­de kaç li­ra­la­rı bi­rik­miş?
 Bi­ri­ken aidat mik­ta­rın­dan mem­nun­lar mı?
 San­dı­ğın bir ge­lecek ön gö­rü­sü var mı?
 Bun­dan sonra hangi ta­şın­ma­zı sa­ta­cak­sı­nız?
Se­çim­le­ri yö­ne­tim ku­ru­lu ka­ra­rı ile neden 2 yıl er­te­le­di­niz?
 Tür­ki­ye de hiç­bir kurum, şir­ket veya der­nek­te ol­ma­yan seçim sü­re­si, İLKSAN Tem­sil­ci­ler Ku­ru­lu Se­çim­le­ri­ni 6 yıla çı­ka­ran de­ği­şik­li­ği (2017 yılı) yap­mak­ta­ki ama­cı­nız neydi?
 Seçim ön­ce­si san­dı­ğın ana sta­tü­sün­de de­ği­şik­lik­ler ya­pa­rak neden de­ne­tim­den ka­çı­yor­su­nuz? Bil­mi­yor­lar.
Son ola­rak İLKSAN’ın emek­li ik­ra­mi­ye­si­ni siz­le­re an­la­ta­cak bir iki örnek ve­re­lim; 2020 de İLKSAN üyesi olan ve dev­le­te 44 yıl 8 ay hiz­met eden bir eği­tim­ci emek­li oldu. Bu üye 536 ay İLKSAN’a aidat ödedi. Son ay ke­si­len aida­tı 95 küsur lira. Bu eği­tim­ci­mi­zin İLKSAN’a son ke­si­len aida­tı­nı fa­iz­siz bir şe­kil­de he­sap­la­sak ne olur. 536×95 = 50,920 TL eder. Peki bu ar­ka­da­şa İLKSAN ne kadar ödedi, 40 bin lira, üye­si­ni dü­şü­nen değil kendi kol­tuk­la­rı­nı dü­şü­nen yö­ne­tim. Oysa POL­SAN da si­te­ye gir­di­ği­niz­de kaç lira ya­tır­dı­ğı­nız ve şuan pa­ra­nı­zın kaç lira kâr ede­rek değer ka­zan­dı­ğı kar­şı­nı­za çı­kı­yor. Aidat öder­ken pa­ra­nı­zın en az 2 kat art­tı­ğı­nı gö­rü­yor­su­nuz.
Başka bir örnek; İLKSAN si­te­sin­de aidat­lar baş­lı­ğı al­tın­da yazan top­lam aidat ra­ka­mı­na bakan 33 yıl aidat öde­yen üye­nin, son öde­di­ği aidat mik­ta­rı­nın 95,5 TL ol­du­ğu, İLKSAN’da bi­rik­miş aidat­la­rı­nın top­la­mı­nın da 8.865 TL ol­du­ğu bil­gi­si­ne ula­şı­yor. Oysa bu üye oku­lun­da altın gü­nü­ne gir­miş ol­say­dı, bun­dan daha fazla ka­za­na­ca­ğı açık­tır. Bunun için;
Biz­ler, İLKSAN’nın me­saj­la ha­tır­la­nan, bu gi­diş­le if­la­sa sü­rük­le­nen, üye­si­nin pa­ra­sı­nı ban­ka­ya ya­tı­ra­rak, her ay 5 büyük ban­ka­nın kredi faiz or­ta­la­ma­sı­nı esas ala­rak kendi üye­si­ne fa­iz­li kredi ola­rak veren ve bunu da övü­ne­rek an­la­tan bir banka (dü­zel­ti­yo­rum san­dık) ola­rak değil, iyi günde ve kötü üye­si­nin ya­nın­da olan bir da­ya­nış­ma ve ta­sar­ruf san­dı­ğı ola­rak gör­mek is­ti­yo­ruz.
De­ğer­li İLKSAN üye­le­ri;
3 Nisan 2021 Cu­mar­te­si günü ül­ke­miz ge­ne­lin­de ya­pı­la­cak İLKSAN “ilçe tem­sil­ci­le­ri” se­çim­le­ri ile İLKSAN’nın 9. Dönem yö­ne­ti­mi ye­ni­den be­lir­le­me sü­re­ci baş­la­ya­cak­tır. Yak­la­şık 25 yıl­dır İLKSAN’ı yö­ne­te­me­yip bu du­ru­ma ge­ti­ren­le­re artık yeter de­me­nin za­ma­nı gel­di­ği­nin gös­ter­mek için bütün İLKSAN üye­le­ri­ni 3 Nisan günü san­dık ba­şı­na gi­de­rek oy ver­me­ye, sorun değil çözüm için “İLKSAN’da De­ği­şim Za­ma­nı” di­ye­rek san­dı­ğı­mı­za sahip çık­ma­ya davet edi­yo­ruz.

TÜRKOCAĞINDAN TÜRKMEN CEPHESİ AÇIKLAMASI

Türk Ocağı Genel Mer­ke­zi ta­ra­fın­dan Irak Türk­men Cep­he­si Baş­ka­nı Erşat Sa­li­hi’nin gö­rev­den ay­rıl­ma­sı ko­nu­sun­da açık­la­ma ya­pıl­dı.

Türk Ocağı Genel Mer­ke­zi­nin açık­la­ma­sı şöyle’ Irak Türk­men Cep­he­si Yü­rüt­me Ku­ru­lu’nun 28 Mart 2021, Pazar günü yap­tı­ğı ola­ğa­nüs­tü top­lan­tı so­nu­cun­da, Erşat Sa­li­hi baş­kan­lık­tan ay­rıl­dı; ye­ri­ne yar­dım­cı­sı Hasan Turan baş­kan­lı­ğa ge­ti­ril­di. Top­lan­tı­dan sonra şu açık­la­ma ya­pıl­dı.
“Sayın Erşat Sa­li­hi, ken­di­si­ni si­ya­si ça­lış­ma­la­ra, si­ya­si güç­ler­le ile­ti­şim kur­ma­ya ve Irak’ta ya­pı­la­cak se­çim­ler ön­ce­sin­de ve son­ra­sın­da Türk­men hak­la­rı­nı elde etmek için Türk­men­ler adına mü­za­ke­re et­me­ye ada­mış­tır.
Yü­rüt­me Ku­ru­lu’nun ka­ra­rı ile Irak Türk­men Cep­he­si Baş­kan Yar­dım­cı­sı Hasan Turan, Irak Türk­men Cep­he­si Baş­kan­lı­ğı’na ge­ti­ril­miş­tir.
Bu de­ği­şik­li­ğin, Irak Türk­le­rin­den gelen de­mok­ra­tik ta­lep­ler­den kay­nak­lan­ma­dı­ğı or­ta­da­dır. Ni­te­kim iki gün önce, bu konu hak­kın­da ha­ber­ler çık­ma­ya baş­la­mış ve 27 Mart 2021 ta­ri­hin­de de Erşat Sa­li­hi’nin er­te­si gün baş­kan­lık­tan ay­rı­la­ca­ğı açık­lan­mış­tır.
Bu coğ­raf­ya­da, hu­ku­ku ve var­lı­ğı âdeta yok sa­yı­lan Irak Türk­le­ri­nin ta­ma­men ba­rış­çı yol­lar­la hak arama ça­ba­la­rı so­nuç­suz kal­mış­tır. Böl­ge­de, ge­çer­li ku­ral­la­ra göre bir li­der­li­ğe ih­ti­yaç ol­du­ğu or­ta­da­dır. Sayın Erşat Sa­li­hi, genç­li­ğin­den beri mü­ca­de­le için­de piş­miş ve lider ki­şi­li­ği ile te­ma­yüz etmiş bir şah­si­yet­tir. Son dö­nem­de, gerek Ker­kük’ün ge­rek­se bü­tü­nüy­le Türk­me­ne­li’nin Türk kim­li­ği­ni vur­gu­la­ma­sı, Irak Türk­le­ri ara­sın­da­ki mez­hep fark­lı­lık­la­rı­nın üze­rin­de, Türk­lük bi­lin­ci­ni güç­len­dir­me­ye dönük çaba sarf et­me­si ile dik­kat çekti. Irak’ın ku­ze­yin­de, PKK ve des­tek­çi­le­ri dı­şın­da­ki Kürt par­ti­ler ara­sın­da denge po­li­ti­ka­sı ye­ri­ne “Bar­za­ni­ler”in KDP’sinin des­tek­len­me­si­nin yan­lış ol­du­ğu­na işa­ret eden Sa­li­hi, hem bu me­se­le­de hem de İran’ın böl­ge­de nü­fu­zu­nu art­tır­ma­ya dönük fa­ali­ye­ti kar­şı­sın­da Türk Dev­le­ti’nin çı­kar­la­rı­nı gö­ze­ten, açık bir yak­la­şı­ma sa­hip­ti. Kı­sa­ca­sı Erşat Sa­li­hi Bey, Irak Türk­lü­ğü­ne bir ufuk gös­ter­di­ği gibi, Tür­ki­ye’nin bü­tün­lü­ğü­ne dönük uzak ve yakın teh­dit­le­re karşı da uya­nık bir tavır or­ta­ya koy­muş­tur. Papa’nın Irak zi­ya­re­tin­de, “Kuzey Irak Bölge Yö­ne­ti­mi”nin bas­tır­dı­ğı ha­tı­ra pa­ra­da­ki küs­tah­lı­ğı ser­gi­le­yen­le­rin he­def­le­ri or­ta­da­dır. Böyle bir si­ya­si or­tam­da, Erşat Sa­li­hi gibi Tür­ki­ye’den yana tavrı açık bir Türk mil­li­yet­çi­si­nin des­tek­len­me­si, millî bir gö­rev­dir.
Büyük da­va­lar fe­da­kâr­lık ve fe­ra­gat ister; Erşat Bey, bu ol­gun­lu­ğu gös­ter­miş­tir. Te­men­ni­miz, Irak Türk­men Cep­he­si’nin ve bir bütün ola­rak Irak Türk­lü­ğü­nün bu ta­sar­ruf­tan zarar gör­me­me­si­dir. Irak Türk­lü­ğü­nün millî kim­li­ği­ni ko­ru­ma mü­ca­de­le­sin­de du­ru­şu ile li­der­lik gö­re­vi­ni ba­şa­rı ile yü­rü­ten Erşat Sa­li­hi’nin kar­şı­laş­tı­ğı mu­ame­le, Türk mil­le­ti­nin ma­şe­rî vic­da­nın­da kabul gör­me­ye­cek­tir. Dün Kıb­rıs’ta Rauf Denk­taş’a reva gö­rü­len mu­ame­le­nin so­nuç­la­rı­nı, zaman içe­ri­sin­de gör­dük. Aynı şeyin Türk­me­ne­li’nde ya­şan­ma­ma­sı için Irak Türk­men Cep­he­si Baş­kan­lı­ğı’na ge­ti­ri­len Hasan Turan ve yeni yö­ne­ti­min kısır çe­kiş­me­ler­den uzak bir tavır ser­gi­le­me­si ve “rüt­be­si” alın­sa da li­der­lik vasfı mey­dan­da olan Erşat Sa­li­hi ile uyum içe­ri­sin­de ça­lış­ma­sı ge­rek­li­dir. Irak Türkü kar­deş­le­ri­miz; Nec­det Ko­çak­la­rın, Ab­dul­lah Ab­dur­rah­man­la­rın, Adil Şe­rif­le­rin, Rıza De­mir­ci­le­rin ve bütün diğer şe­hit­le­ri­mi­zin ruh­la­rı­nı in­cit­me­mek için bir­lik­le­ri­ni güç­len­dir­mek zo­run­da­dır.
Ya­şa­sın Irak Türk­lü­ğü­nün mü­ca­de­le­si!


x

Süper Lig’de 32. Haftanın Hakemleri Açıklandı

Süper Lig’in 32. haf­ta­sın­da oy­na­na­cak mü­sa­ba­ka­lar­da görev ala­cak ha­kem­ler açık­lan­dı. 3 Nisan Cu­mar­te­si günü saat 16.00’da oy­na­na­cak Ç.Ri­zes­por – Fatih Ka­ra­güm­rük ma­çın­da Ümit Öz­türk görev ala­cak.

Tür­ki­ye Fut­bol Fe­de­ras­yo­nu (TFF), Süper Lig’de 32. haf­ta­nın ha­kem­le­ri­ni du­yur­du. Buna göre Ha­tays­por – Ga­la­ta­sa­ray ma­çın­da Fırat Ay­dı­nus, Ka­sım­pa­şa – Be­şik­taş kar­şı­laş­ma­sın­da da Halil Umut Meler düdük ça­la­cak.
Süper Lig’de haf­ta­nın ha­kem­le­ri şöyle:
3 Nisan Cu­mar­te­si
13.30 Kay­se­ris­por – Göz­te­pe: Burak Şeker
16.00 Ç.Ri­zes­por – Fatih Ka­ra­güm­rük: Ümit Öz­türk
16.00 DG Si­vass­por – Trab­zons­por: Mete Kal­ka­van
19.00 A.​Ha­tays­por – Ga­la­ta­sa­ray: Fırat Ay­dı­nus
4 Nisan Pazar
13.30 BB Er­zu­rums­por – İH Kon­yas­por: Sar­per Barış Saka
16.00 MKE An­ka­ra­gü­cü – FT An­tal­yas­por: Ali Pa­la­bı­yık
16.00 M.​Başak­şe­hir – Yeni Ma­lat­yas­por: Yaşar Kemal Uğur­lu
16.00 A.​Alanyas­por – Genç­ler­bir­li­ği: Ali Şan­sa­lan
19.00 Ka­sım­pa­şa – Be­şik­taş: Halil Umur Meler
5 Nisan Pa­zar­te­si
19.00 Fe­ner­bah­çe – De­niz­lis­por: Cü­neyt Çakır

Başkan Kartal Kampı Ziyaret Etti

Çay­kur Ri­zes­por Baş­ka­nı Hasan Kar­tal lige ve­ri­len Milli takım ara­sın­da An­tal­ya’da ça­lış­ma­la­rı­nı sür­dü­ren Ri­zes­por kam­pı­nı zi­ya­ret etti.

Ri­zes­por’dan Fe­ner­bah­çe’ye ora­dan İtal­yan ta­kı­mı­na trans­fer olan eski oyun­cu­la­rı Vedat Muriq hak­kın­da çar­pı­cı cüm­le­ler kul­la­nan Baş­kan Kar­tal;” Vedat çok iyi bir oyun­cu bana ka­lır­sa ben alı­rım, ne­ti­ce­de ho­ca­lar karar ve­ri­yor. Vedat , Rize’de ki ha­va­yı bana göre ne Fe­ner­bah­çe’de ya­ka­la­dı ne de Lazıo’da ya­ka­la­dı. Eğer yeni sezon ön­ce­si İtal­yan ku­lü­bü başka bir ta­kı­ma ki­ra­la­ma­sı ka­ra­rı alır­sa biz ta­li­biz. Tabi ki­ra­la­ma ma­li­ye­ti önem­li. Vedat Muriq Ri­zes­por’u se­vi­yor, bizim ta­raf­tar da Vedat’ı çok se­vi­yor” cüm­le­si­ni kul­lan­dı.
Bu sezon süper ligde 4 ta­kı­mın bir alt lige dü­şecek ol­ma­sı ve sezon so­nun­da kim­ler küme düşme po­ta­sı için­de olur so­ru­su­na Ri­zes­por Baş­ka­nı Hasan Kar­tal önem­li bir de­ta­ya dik­kat çe­ke­rek;” Ku­lüp­le­rin eko­no­mik ya­pı­sı el­bet­te önem­li ama esas bana göre ku­lüp­le­rin bir arada bir­lik be­ra­ber­lik için­de ol­ma­sı, bakın bir­kaç ku­lüp­te Baş­kan­lar da de­ğiş­ti, yö­ne­tim­ler de­ğiş­ti. Bunun ya­nın­da eko­no­mik sı­kın­tı ol­ma­yan ta­kım­lar çok zor düşer. Bakın bizi gö­rü­yor­su­nuz zor gün­ler ya­şa­dık ama yö­ne­ti­min bir­lik, be­ra­ber­lik için­de eko­no­mik ya­pı­mı­zın sağ­lam­lı­ğı bizi çok şükür bu­gün­le­re ge­tir­di. Son şam­pi­yon Ba­şak­şe­hir’in bu du­ru­ma düş­me­si­ne ben bir anlam ve­re­miyo­rum. Kad­ro­su iyi, eko­no­mik du­ru­mu da iyi. Yani yö­ne­tim tar­zın­da da bir et­ki­si ol­du­ğu­nu dü­şün­mü­yo­rum. Orada Gök­sel Gü­müş­dağ baş­kan var. Acaba Gök­sel Baş­kan ye­te­rin­ce il­gi­len­mi­yor mu? Bil­mi­yo­rum, her şey var, bu du­rum­da ol­ma­la­rı bence ya­dır­ga­na­cak bir durum, Ba­şak­şe­hir çok yu­kar­da ol­ma­lı, bir uğur­suz­luk var gibi” dedi.


Haber-Foto: AJANS53.COM

Mart karının tadını lazboardla çıkardılar

Pet­ran Yay­la­sı sa­kin­le­ri, mart­ta yağan karın ta­dı­nı “laz­bo­ard”la ka­ya­rak çı­ka­rı­yor.

Rize’nin İkiz­de­re il­çe­si­ne bağlı Pet­ran Yay­la­sı sa­kin­le­ri yeni tip ko­ro­na­vi­rü­sü (Ko­vid-19) sal­gın dö­ne­min­de, sno­w­bo­ard­dan esin­le­ne­rek “pet­ran­bo­ard” veya “laz­bo­ard” adını ver­dik­le­ri tah­ta­lar­la ka­ya­rak mart ayın­da yağan karın ta­dı­nı çı­ka­rı­yor. İl mer­ke­zi­ne 80 ki­lo­met­re uzak­lık­ta, Kaç­kar Dağ­la­rı’nın etek­le­rin­de bu­lu­nan 2200 ra­kım­lı yay­la­da, Ko­vid-19 sal­gın dö­ne­mi­ni çok sa­yı­da va­tan­daş yayla ev­le­rin­de ge­çi­ri­yor.Va­tan­daş­lar mart ayın­da yağan kar ör­tü­sü­nün kayma nok­ta­sı­na gel­me­siy­le tah­ta­la­rı­nı çı­ka­ra­rak ye­ni­den kay­ma­ya baş­la­dı.Yayla sa­kin­le­ri­nin ba­zı­la­rı­nın ise hem sno­w­bo­ard hem de kayak tah­ta­sı ile pro­fes­yo­nel ka­yak­çı­la­ra taş çı­kar­ta­cak de­re­ce­de kayak yap­ma­sı dik­kat çe­ki­yor. “Ço­cuk­la­rı­mı­za öğ­re­tip ge­le­ne­ği sür­dür­me­ye ça­lı­şı­yo­ruz”Yayla sa­kin­le­rin­den Hızır Havuz, AA mu­ha­bi­ri­ne Pet­ran tah­ta­sı ile ka­ya­ğı yak­la­şık 200 yıl­lık bir ge­le­nek ol­du­ğu­nu an­lat­tı.Ken­di­si­nin yay­la­da bü­yü­dü­ğü­nü ak­ta­ran Havuz, “Ço­cuk­lu­ğu­muz bu tah­ta­la­rın üze­rin­de bu dağ­lar­da geçti. De­de­le­ri­miz ula­şım ol­ma­dan önce va­di­ler­den ine­rek kayak ya­pı­yor­lar­dı. Ka­ya­rak inip ih­ti­yaç­la­rı­nı gi­der­dik­ten sonra geri dö­nü­yor­lar­dı. Ço­cuk­lu­ğu­muz köyde geçti. Tah­ta­nın üze­rin­de ka­ya­ğı öğ­ren­dik. 5-6 ya­şın­da baş­la­dık. Tah­ta­mı­zı ken­di­miz ya­pa­rak ka­yar­dık.” dedi. Kayak mal­ze­me­le­ri­nin ge­liş­me­si ile kul­lan­ma­ya baş­la­dı­ğı­nı ifade eden Havuz, “Son 10-15 yıl­dır sno­w­bo­ard ben­zer ol­du­ğu için ko­lay­lık­la kul­lan­ma­ya baş­la­dık, zor­lan­ma­dık. Kö­yü­mü­zün kül­tü­rü, ge­le­ne­ği oldu. Gelen ya­ban­cı­lar sno­w­bo­ar­da ben­zer ol­du­ğu için ilgi gös­te­ri­yor. Biz de ço­cuk­la­rı­mı­za öğ­re­tip ge­le­ne­ği sür­dür­me­ye ça­lı­şı­yo­ruz.” diye ko­nuş­tu.Fatih Havuz da ba­ba­sı Hızır Havuz gibi 6 ya­şın­da Pet­ran tah­ta­sı ile kay­ma­ya baş­la­dı­ğı­nı vur­gu­la­ya­rak, “Bir yıl tahta ile kay­dım ve sonra sno­w­bo­ard ile kay­ma­ya baş­la­dım. Halen her iki­si­ne devam edi­yo­rum. Babam bana kısa yer­ler­de öğ­ret­ti. Sonra pisti uzat­tık. Tahta üze­rin­de öğ­ren­dik. Çok ke­yif­li.” ifa­de­le­ri­ni kul­lan­dı. Kasım Havuz, pet­ran­bo­ar­dın ken­di­le­ri için bir yaşam bi­çi­mi ol­du­ğu­nu söy­le­ye­rek, şun­la­rı kay­det­ti:”Doğ­duk do­ğa­lı bu­ra­lar­da­yız. Bu­ra­nın mes­le­ği bu. Laz­bo­ard ama esas pet­ran­bo­ard ola­rak bi­li­ni­yor. Kay­mak is­te­yen­le­re de öğ­re­ti­yo­ruz. Ula­şı­mı­mız zordu, yoktu. Bu­ra­dan ka­ya­rak mer­ke­ze iner, ora­dan araba ile gi­der­dik. Şimdi ula­şım geldi. Sü­rek­li bu­ra­da­yız. Kar ya­ğın­ca ka­ya­rak za­ma­nın ta­dı­nı çı­ka­rı­yo­ruz.” Fatma Havuz ise 71 ya­şın­da ol­ma­sı­na rağ­men karın ta­dı­nı çı­kar­ma­ya devam edi­yor.​Havuz, küçük yaş­lar­da öğ­ren­di­ği­ni ve ya­şı­nın iler­le­me­si­ne kar­şın karda kay­ma­nın key­fi­ni çı­kar­ma­ya devam et­ti­ği­ni be­lir­te­rek, “Biz­ler de kü­çük­ken daha çok güzel yer­ler­de ka­yar­dık. Er­kek­ler gibi gi­de­mez­dik ama ufak yer­ler­de tah­ta­lar­la yü­zer­dik. Şimdi yaş­lan­dık ama eski yap­tık­la­rı­mız ak­lı­mı­za gel­dik­çe ka­yı­yo­ruz. Şimdi mart ayın­da son kar yağdı ta­dı­nı çı­ka­rı­yo­ruz. Bun­dan sonra yağsa da kayak ya­pıl­maz.” diye ko­nuş­tu.

Haber Merkezi

Rize’nin kızlarından 53 sayılık tarihi fark

Rize Be­le­di­yes­por Kadın Bas­ket­bol ta­kı­mı ikin­ci ma­çı­nı da fark­lı bir skor­la ka­zan­dı. Ra­ki­bi­ne 53 sayı fark atan Rize Be­le­di­yes­por maçı 46-99 ka­zan­dı.

Kadın Bas­ket­bol Böl­ge­sel Ligi’nde mü­ca­de­le eden Rize Be­le­di­yes­por Kadın Bas­ket­bol ta­kı­mı dep­las­man­da An­ka­ra Al­tı­nel Spor Ku­lü­bü’nün ko­nu­ğu oldu.
An­ka­ra Ke­çi­ören Taha Akgül Spor Sa­lo­nu’nda oy­na­nan maçta üstün bir oyun ser­gi­le­yen Rize Be­le­di­yes­por, 46-99’luk fark­lı bir skor­la galip gel­me­yi ba­şar­dı. Rize Be­le­di­yes­por bir son­ra­ki ma­çın­da dep­las­man­da Kas­ta­mo­nu İstik­lal Genç­lik Spor Ku­lü­bü ile kar­şı­la­şa­cak.


Haber Merkezi

Hafta sonu sokağa çıkma yasakları malesef geri geldi!

TÜRKİYE Co­vid-19 nor­mal­leş­me sü­re­cin­de 1 ay ön­ce­ye geri döndü. Son da­ki­ka ka­rar­la­rı Cum­hur­baş­ka­nı Recep Tay­yip Er­do­ğan, Ka­bi­ne Top­lan­tı­sı son­ra­sı açık­la­dı. Tür­ki­ye’nin risk haritasında kırmızı kategoride olan iller hafta sonu so­ka­ğa çıkma ya­sa­ğı cu­mar­te­si günü için de geri geldi.

Tür­ki­ye nor­mal­leş­me sü­re­cin­de artan vaka sa­yı­la­rı ile bir­lik­te 1 ay ön­ce­ki yasaklara geri döndü.
Ka­bi­ne top­lan­tı­sın­da alı­na­n yeni ka­rar­lar be­lir­len­di. Ka­rar­la­rı Cum­hur­baş­ka­nı Recep Tay­yip Er­do­ğan son da­ki­ka açık­la­ma­la­rı ile du­yur­du. Tür­ki­ye ye­ni­den ka­pan­ma­ya gi­di­yor. Bu hafta sonu iti­ba­riy­le so­ka­ğa çıkma ya­sa­ğı tüm kırmızı kategorideki il­ler­de cu­mar­te­si pazar günü uy­gu­la­na­cak.
Cum­hur­baş­ka­nı Er­do­ğan ay­rı­ca Ra­ma­zan ayı ile il­gi­li ‘fe­da­kar­lık ya­pa­ca­ğız’ di­ye­rek, “Ülke ge­ne­lin­de hafta sonu sı­nır­la­ma­sı uy­gu­la­ya­ca­ğız. Bu mü­ba­rek ay bo­yun­ca, ülke ge­ne­lin­de hafta son­la­rı so­ka­ğa çıkma sı­nır­la­ma­sı uy­gu­la­ya­ca­ğız.
Yine Ra­ma­zan bo­yun­ca toplu iftar ve sahur ger­çek­leş­ti­ri­le­me­ye­cek­tir” açık­la­ma­sın­da bu­lun­du.
ALI­NAN YENİ KO­RO­NAVİRÜS KA­RAR­LA­RI ŞÖYLE:
*Kır­mı­zı ka­te­go­ri­de­ki il­ler­de, pazar günü uy­gu­la­nan kı­sıt­la­ma artık cu­mar­te­si ve pazar ola­rak sü­re­cek­tir.
*Tür­ki­ye’nin ta­ma­mın­da so­ka­ğa çıkma sı­nır­la­ma­sı akşam 21:00 ve 05 ola­rak her gün devam ede­cek­tir.
*Lo­kan­ta ve kafe gibi iş­let­me­ler renk ay­rı­mı ol­mak­sı­zın %50 ka­pa­si­te şe­kil­de ça­lı­şa­bi­le­cek­tir.
*Ka­pan­ma saati son­ra­sı ve sokak kı­sıt­la­ma­sı gün­le­rin­de­ki paket ser­vi­si devam ede­cek­tir.
*Ra­ma­zan ayın­da fe­da­kar­lık ya­pa­ca­ğız. Ülke ge­ne­lin­de hafta sonu sı­nır­la­ma­sı uy­gu­la­ya­ca­ğız.Sa­de­ce Ra­ma­zan bo­yun­ca lo­kan­ta ve kafe gibi iş­let­me­ler hiz­met­le­ri­ni paket ser­vis­le sı­nır­lan­dı­ra­cak.

*Yine ra­ma­zan bo­yun­ca toplu iftar ve sahur ger­çek­leş­ti­ri­le­me­ye­cek­tir.
*Kafe ve lo­kan­ta­la­ra bazı kat­kı­lar sağ­la­ya­ca­ğız. Nisan ve Mayıs ay­la­rın­ca nor­mal­leş­me ve izin kap­sa­mın si­gor­ta des­te­ğin­den ya­rar­la­na­ma­yan lo­kan­ta ve kafe ça­lı­şan­la­rı­nın prim­le­ri des­tek­le­necek nakdi yar­dım ya­pı­la­cak­tır.
*Çok yük­sek risk­li grubu tem­sil eden kır­mı­zı ka­te­go­ri­de­ki iller nü­fu­su­mu­zun % 80’ini tem­sil eden 58 şehre ulaş­mış­tır.


Haber Merkezi

« Older Entries Recent Entries »