FATİH SULTAN MEHMET HAN HZ. KARDEŞİ

Fatih Sul­tan Meh­met Haz­ret­le­ri bir gün sa­ray­dan çıkıp ata bi­ne­ce­ği sı­ra­da, bir ka­len­der ya­nı­na ge­le­rek sa­da­ka ister. Pa­di­şah bir altın verir. Di­len­ci:
-Pa­di­şa­hım, ben senin kar­de­şin ola­yım da, sen bir altın ve­re­sin, bu in­sa­fa sığar mı? der.
Fatih sorar;
-Ne­den benim kar­de­şim olu­yor­sun?
-Adem ev­la­dı değil miyiz? der di­len­ci.
Pa­di­şah ku­la­ğı­na doğru yak­la­şır; Sen bu al­tı­nı al git. Eğer öteki kar­deş­le­ri­miz du­ya­cak olur­sa his­se­ne bu kadar da düş­mez.
İnsan, ma­ne­vî fa­ali­yet­ler­de; hiz­met­te önde, üc­ret­te ar­ka­da ol­ma­lı­dır. En küçük bir şeyde, yap­tı­ğı hay­rın hak­kı­nı ara­ma­ma­lı­dır. Mü­kâ­fat al­ma­ya değil, fe­da­kâr­lık yap­ma­ya koş­ma­lı­dır.
Hele, vic­dan­la­rın te­fes­süh et­ti­ği, ne­fis­le­rin ıs­la­hı için ça­lı­şan­la­rın mad­de­ten gayet az ve zaif ol­du­ğu dö­nem­ler­de, “Adem kar­deş­li­ği” gibi, “Biz de için­de­yiz” ma­na­sı­na gelen ge­rek­siz ba­ha­ne­ler­le de­ği­şik ta­lep­le­re dü­şül­me­me­li­dir. Öyle bir pay­la­şım­da çok­la­rı za­rar­lı çı­ka­cak­tır. Zira her­ke­sin o örf ha­ne­ye ne­yiy­le iş­ti­rak et­ti­ği sual edi­le­bi­lir? Kay­nak: Me­se­le De­ni­zi